Oct 28 2015

Bora Bora


Köpekbalıklarıyla yüzmek, inci avına çıkmaz, hayatınızın en romantik akşam yemeği, kusursuz bir hizmet ve günün her saati değişen olağanüstü renkler... Bora Bora, dünya üzerindeki cennet!

Nafiz Karadere

Kasım 2013’te eşim, kızım ve oğullarımla, günün her saati gökyüzü ve denizin farklı bir renge büründüğü Bora Bora’daydık. Köpekbalıklarıyla dolu sularda yüzmek, inci avına çıkmak, pasifik okyanusunun derinliklerinde dolaşmak gibi farklı deneyimlerle dolu Bora Bora’ya ulaşmak pek de kolay değil. Ancak, neredeyse 24 saat süren yolculuğun tüm yorgunluğunu atabileceğiniz tek yer Bora Bora.

Los Angeles’tan 8,5 saat süren bir uçuşun ardından Papeete’nin denizin ortasındaki havaalanına indik. Papeete, Fransız Polinezyası’nın başkenti. Şelaleleri ve değişik meyveleri ile “tropik” tanımının karşılığı adeta. Gece ve gündüz arasında çok sıcaklık farkı yok ama genelde akşamları yağmur yağıyor. Bu yağmurlar öyle şiddetli ki, bir anda seller götürüyor ama sadece yarım saat sürüyor.

Papeete’den 1 saatte pervaneli küçük bir uçakla Bora Bora’ya uçuluyor ancak o uçuşları yakalamak o kadar da kolay değil. Papeete’yi dolaşmak için bol bol vaktiniz oluyor uçuşa kadar. Bora Bora’da da havaalanından çok şey beklemeyin, yine denizin üstünde küçücük bir yere iniyorsunuz. İndiğiniz an renkleriyle sizi etkileyen bir yer burası, aynı dağlar, gökyüzü ve deniz günün her saati farklı gözüküyor.

Bora Bora anakaranın adı, çok sayıda otel ise ay şeklindeki atolün üzerinde kurulmuş. St Regis ve Four Seasons diğer otellerden fiyat ve hizmet olarak daha farklı bir klastalar. Biz St Regis’te kaldık. Otel uçsuz bucaksız 140 dekar alana yayılmış ve içinde 20’den fazla restoran var. Beş kişi olduğumuz için oradaki en büyük evlerden birini aldık. İki yatak odası, ortada salonu ve terası, terasta özel havuzu olan bir bungalovda kalırken denize girmek için de bahçesindeki merdiveni kullandık. Konaklayan her aileye uşak tahsis edilecek kadar sınırsız bir hizmet alıyorsunuz St Regis Bora Bora’da.  

Bora Bora tatili farklı aktivitelerle dolu bir tatil, ama bunların hepsini gitmeden ayarlamanız gerekiyor. Köpek balıklarıyla dolu okyanusun ortasında kalınca, ilk aktivitemiz onlarla yüzmek oluyor. Bunun için sizin onlara gitmeniz gerekiyor çünkü büyük köpek balıkları karaya çok yaklaşmıyor. Burada iki tür köpekbalığı çok fazla. Birincisi en uysal olan reef shark’lar, ki bunlar hayvan ya da yosun yiyerek besleniyor. Boyları çok büyük olmayan bu tür, bizim denizlerimizdeki camgözler gibi ve problem yaratmıyorlar. Bir de lemon shark denen bir cins var. Sarı- beyaz renklerde hayvanlar ve 2,5- 3 metre white shark boylarındalar.

Köpek balıklarıyla iyi geçinmek için basit kurallar var. Vücudunuzda ufacık da olsa bir kanama varsa açık denizlerde kesinlikle yüzemiyorsunuz. Siz agresif davranırsanız onlar saldırıyor, bu yüzden yanlarında bağırmak ya da hızlı yüzmek çok tehlikeli. Son olarak da aç olmamaları gerekiyor birlikte yüzmeniz için.

Biz de oradaki ikinci günümüzde, köpek balıklarıyla yüzmek için otelden bir tekneyle açılarak hilal şeklindeki atolden uzaklaşılıyoruz, tok olacaklarından emin olmak için önce okyanusa balık atılarak hayvanlar besleniyor. Beslenme saati bitince, yavaşça suya giriyoruz. İnsan önce biraz tedirgin oluyor haliyle ama oranın yerlisi adamı girerken görünce rahatlanıyor. Köpekbalıkları sürü halinde dolaştığından beslendikten sonra aç bir hayvanın gelip saldırması ihtimali çok düşük. Ben de ilk girdiğimde epey tedirgindim ama daha sonra hayvanlara dokunmaya, onları sevmeye başladım! Kadife gibi ama çok sert bir derileri var. Açık denizde yüzdükten sonra gün köpek balıklarıyla devam ediyor ve bizi onlarla dolu bir havuza götürüyorlar. Burada vatozlar ve çekiç kafalı olan cinsler de var. Su sığ olduğu için daha da samimi oluyorsunuz hayvanlarla.

Köpekbalıklarıyla bu kadar samimi olmak istemeyenler için denizin altında başka seçenekler de var. Bunlardan bir tanesi on metre derine inip 45 dakika dolaşma imkanı. Rehber sizi suyun altına bırakıp gidiyor orada dolaşıp fotoğraf çekiyorsunuz, inanılmaz bir dünya suyun altı. Bıraktığı yer köpekbalıklarıyla dolu değil ama gelebiliyorlar, onlardan biri gibi suyun altında vakit geçiriyorsunuz. Bir problem olursa diye acil durum çanları var, kullanınca hemen yukarı çıkarılıyorsunuz.

Bir başka seçenek, su altı hayvanlarından en zararsızı istiridyelerle birlikte olmak. İnci avına çıkarken, teknelerle açılarak midyelerin bulunduğu alana gidiliyor. Bizim gittiğimiz turistik bir bölge, sığ ve insanların girmesine açık ama çok az bir ihtimal de olsa, çok kıymetli bir inci bulabilirsiniz. Bir de yerli halkın para kazanmak için inci yetiştirdiği bölgeler var, oradaki inciler en kıymetli olanlar. Ama o bölgeler turistlere kapalı.

Bora Bora’yı ziyaret edene kadar incinin nasıl yetiştirildiğini bilmezdim. İncinin oluşması için istiridyeler hiç zarar verilmeden açılıyor ve nucleus denen merkezine küçük bir kumtaşı yerleştiriliyor. Sonra kapatılıp yedi yıl kadar doğal ortamına bırakılıyorlar. Bu sürede midyenin içinde dışardan gelen maddeden kendini korumak için bir salgı başlıyor. İstiridye, bu sedef salgısıyla kumtaşını kaplayarak inciyi oluşturuyor. Dört metre kadar dalıp istiridyenizi seçtiğinizdeyse bir sürprizle karşılaşıyorsunuz. Bazı inciler siyah, bazıları altın rengi gibi hepsinin şekilleri birbirinden farklı.

Eğer deniz altında daha güvenli vakit geçirmek isterseniz, hiç ıslanmadan 100 metreye dalabilirsiniz. Buradaki günlerimizden birinde denizaltı ile Pasifik okyanusunun derinlerine bir yolculuk yaptık. Etrafı cam olan bu küçük yuvarlak araca, tepeden merdivenle iniyorsunuz. Sonra inanılmaz bir dünya sizi bekliyor.

Ailecek yapılacak aktivitelerin dışında çiftler için romantik seçenekler de var Bora Bora’da. Çocukları bıraktığımız bir gece eşimle beni bungalovumuzdan tekneyle alarak, müzik eşliğinde küçük ve ıssız bir adaya götürdüler. Adada bize özel hazırlanmış bir masa ve servis etmek üzere adada görmeye alışık olmadığımız güzellikte bir kız bekliyordu. Gündüz sipariş ettiğimiz yemekler ve şarap en özenli şekilde sunulmuştu. Mumların ve meşalelerin aydınlattığı romantik yemekten sonra yine tekneyle odamıza bırakıldık.

Sadece aktiviteleriyle heyecanlandıran bir yer değil Bora Bora. Çok lezzetli deniz ürünlerinin yanında etleri ve yöresel tatları da denemenizi öneriyorum. Denediklerimin içinden en beğendim üç restoranı seçtim. Birincisi Bloody Mary’s. Burası 1979’dan beri sadece lezzetleriyle değil sunumlarıyla da dört dörtlük bir yer. St James, deniz kenarında bir iskele üzerinde kurulmuş çok sempatik bir restoran bar. Son olarak da sahibi Fransa’dan göçen bir Türk işletmeci olan Yacht Club, hem konumu hem de yemekleri harika. Bu restoranların hepsine kaldığınız otelin özel botuyla gidip gelebileceğiniz gibi, dolmuş motoru gibi saat başı işleyen botları da kullanabilirsiniz.

Duyguları olan bir yer Bora Bora, bir anda inanılmaz bir fırtına da çıkabiliyor, renkler, derinlik, hepsi başka bir şey anlatıyor insana.

THE PICKS-