Apr 29 2016

20. İstanbul Tiyatro Festivali


Bu yıl 8 uluslararası, 23 yerli yapımı kentin toplamda 25 mekanında ağırlayacak olan festival programında çok sağlam oyunlar var. İKSV İstanbul Tiyatro Festivali Direktörü Leman Yılmaz ile festival ve oyunlar hakkında konuştuk.

Itır Yıldız

3-28 Mayıs günleri arasında düzenlenecek 20. İstanbul Tiyatro Festivali, bu yıl Belçika, Almanya, Hollanda, İsviçre, Fransa, İngiltere, İran, Kanada ve Portekiz olmak üzere dokuz uluslararası yapıma ev sahipliği yapıyor. Tiyatroseverler için farklı deneyimler yaşatacak festival programı; yeni yapımlar ve yeni yönetmenlerle de tanışma fırsatı sağlıyor. 23 yerli yapım var, bunlardan 21’i ise prömiyerini festivalde yapacak. Festival kapsamında yer alıp daha sonra sahnelenmeyecek oyunlar da söz konusu. Mesela Özen Yula’nın yönettiği,  Yeldeğirmeni Sanat Merkezi’nde sahnelenecek ‘An’, bunlardan biri. Şahika Tekand’ın yönettiği ‘Godot’yu Beklerken’ ile başlayan festivalde İran’dan ilk kez bir oyun geliyor: ‘Her Gün Biraz Daha (Ham Havayi)’. Oyunun yazar, yönetmen ve oyuncu kadrosu tamamen kadınlardan oluşuyor. İKSV İstanbul Tiyatro Festivali direktörü Leman Yılmaz, “İran sinemasını biliyoruz, tanıyoruz, ama İran tiyatrosu da çok güçlü ilerliyor. Çok önemli oyunlardan biri Ham Havayi, Fransa’da Théâtre de la Ville ve Belçika’da Bozar’da sahnelendi. Programı oluştururken farklı lezzetleri yakalamaya çalıştık.” diyor. Festival öncesi Leman Yılmaz’la programa ve tiyatroya dair konuştuk. Festival programı için tıklayınız.

* Festival kapsamında 27 ve 28 Mayıs’ta sahnelenmesi planlanan Needles & Opium oyununun, topluluk tarafında son dakikada ortaya çıkan özel nedenlerden dolayı gerçekleştirilemeyeceğini​ belirtildi.


Leman Yılmaz, İKSV İstanbul Tiyatro Festivali Direktörü


Yerli projelerde neler var ve işleri nasıl bir elemeden geçiriyorsunuz?

Yerli yapımlardan 90’ın üzerinde proje başvurusu oldu. Başvuran topluluğun daha önceki çalışmaları önem taşıyor. Bir de tabii festival olarak hedefimiz, varolan yapımları yurtdışına taşıyabilmek ve yerli yapımları uluslararası platforma daha çok açmak. Yerli yapımlarımız içinde hemen festivalin ardından yurtdışına gidecek olanlar var: Godot’yu Beklerken Antwerp’e gidiyor, 20-21 Mayıs’ta Toneelhuis tiyatrosunda oynayacak. Köpeklerin İsyan Günü Ekim ayında Lizbon’da sahnelenecek. Üç Kızkardeş adlı oyun, tekrar Edinburgh’a gidecek, ama onun öncesinde Avignon’a gidiyor.

Godot'yu Beklerken / Waiting For Godot. Fotoğraf: Nedim Zakuto


Son yıllarda İstanbul'da birçok bağımsız tiyatro grubu kuruldu. Sizce bunun izleyiciye ve tiyatroculara yansıması nasıl?

Tiyatro festivali 1989’da ayrışarak yoluna devam etti ve festival sürerken o dönem ‘Öteki Tiyatro’ başlığı altında bir bölüm kuruldu. Şu an İstanbul’da perde açan 150’nin üzerinde yapım var ve bu noktaya evrilmesine de neden olan adımlar bunlar. O başlık şimdi ‘Yeni Dalga’ olarak değişti. Ama İstanbul Tiyatro Festivali’nin özellikle buradaki tiyatro ortamına, oyunların algılanmasına, sadece tiyatroya değil sahne sanatlarına farklı bir bakış getirmesine ve bu anlamda üretimin giderek artmasına da önemli etkileri oldu. Ben şu anda çok canlı bir ortam görüyorum, hatta yetişemiyorum. Her gece nereden baksanız minimum 5, maksimum 12 oyun sahneleniyor İstanbul’da.

Merhametliler / The Kindly Ones. Fotoğraf: Kurt Van der Elst


Bugüne kadar en çok etkilendiğiniz oyun ve performanslar hangileri oldu?

Sahne tekniği açısından Munich Kammerspiele’nin bir oyunu vardı Dava diye, o çok etkileyiciydi, dönen bir sahne üzerinde geçer. Robert Wilson’un işleri çok dikkat çekiciydi, bir laboratuvar gibidir. Türkiye’deki sanatçıları da çok etkilemiştir, kendisi Üç Kuruşluk Opera’nın yönetmeni aynı zamanda. Daha önce başka işlerini de izlemiştim ama Berliner Ensemble ile yakaladığı o sahne dili çok önemli. Ve orada çok sevdiğim bir oyuncu var; Martin Wuttke, o yüzden Üç Kuruşluk Opera etkilemiştir beni. Ama öğrenciliğim zamanında tiyatroya gönlümü kaptırdığım Janusz Wisniewski’dir. Kamaşma adlı oyunu hem oyunculuk hem sahneleme açısından beni çok çekmişti. Şimdi 20. yıl kitabımızı hazırlıyoruz ve geri dönüp baktığımızda çok heyecanlanıyoruz. Hepsini saymam çok zor ama gerçekten inanılmaz işler geldi ve bizim için de çok büyük bir okul oldu festival.

Her Gün Biraz Daha İyi / Ham Havayi. Fotoğraf: Reza Ghaziani


Peki yerli yapımlar?

Yerli toplulukların işlerini hep çok sıkı takip ettik. Şahika Tekand’ın işleri çok farklı oldu. Tuğçe Tuna festivalde hep farklı mekanları sahneye dönüştürdü. Bayrampaşa Cezaevi beni çok sarsmıştır mesela. Mahir Günşiray’ın Lorca’sı çok güzeldi, hala unutamam o oyununu. 13. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali (2002) açılışı Genco Erkal yönettiği Nazım’a Armağan ile yapmıştı. Dünyaca ünlü binicilik tiyatrosu Zingaro geldiğinde bizim için bambaşka bir deneyim olmuştu, orada sadece biniciler yoktu, ana rolü atlar üstleniyordu. Atların pasaportları geldiğinde şaşırmıştık.

Hangi ülkenin tiyatro toplulukları ve oyuncuları yükselişte?

Almanya. Alman tiyatrosu şu anda güçlü sahnelemesi ve güçlü oyuncularıyla dikkat çekiyor. Onun dışında İsviçre kökenli Milo Rau var belgesel tiyatro işleri yapan, yaptığı çalışmalar çok dikkat çekmeye başladı. Milo Rau ile yeni tanışacak izleyicimiz, ama biz festival olarak işlerini takip etmeyi sürdüreceğiz. İngiltere’den Shakespeare’in Bütün Ölümleri (The Complete Deaths) çok etkileyici. Yönetmeni Tim Crouch çok yeni bir isim, ama oyunları dikkat çekici. 

Shakespeare’in Bütün Ölümleri / The Complete Deaths. Fotoğraf: John Hunter
 

Bu kadar festival geçirdiniz. İzleyiciyi nasıl değerlendiriyorsunuz, artıyor mu azalıyor mu?

Artıyor. İzleyici dizilerden görmeye alıştığı ya da sevdiği oyuncuları artık sahnelerde de görmeye başladı, bir taraftan bu tiyatroya çekiyor. Diğer taraftan klasiğin dışına çıkan yapımlar ya da sahnelemeler ilgisini çekiyor seyircinin. Festival seyircisi olarak baktığımızda, daha da artırmamız gerekiyordu çok açık ve dürüst olmak gerekirse. Mekanlarla ilgili problemlerimiz vardı, şimdi o çözülmeye başladı. Ama açıkçası gönül ister ki, sadece merkez mekanlarda değil İstanbul’un hemen her yerine, diğer bölgelerine de ulaşabilelim. Tabii ki lojistik açısından kolay değil, ama bunları da düşünüyoruz. Festival hazırlığı yaparken çok fazla sahneye gittik, gördük. Beylikdüzü’nden Maltepe’ye kadar. Hatta şu an İstanbul dışından da ortak çalışabileceğimiz teklifler geliyor: Bursa gibi. Şu an 25 mekan var oyunların sahneleneceği, bir önceki festivalde 13 mekandı.

 

THE PICKS-