Mar 28 2016

35. İstanbul Film Festivali


7-17 Nisan tarihleri arasında hayat duruyor, şehrin nabzı sinemayla atıyor. Toplam 221 filmin yer aldığı festival programında Türkiye prömiyerini yapacak Berlin Film Festivali'nin öne çıkan 5 filmini merak ettik ve yakından inceledik.

Zeynep Gür

İstanbul Film Festivali, 35. yılında da dünya sinemasının en yeni örneklerinden kült yapıtlara, Türk sinemasının en yenilerinden klasiklere, yeni keşiflerden başyapıtlara, gizli hazinelerden iz bırakan filmlere, zengin programını izleyicilere sunmaya devam ediyor. Festival programında 187 uzun metrajlı, 10 kısa ve 24 deneysel film yer alıyor. Festival, 25 bölümde 62 ülkeden 223 yönetmenin toplam 221 filminin gösteriminin yanı sıra konuk sinemacıların katılacağı söyleşilerden sinema derslerine, konserlerden özel etkinliklere sinemayla dolu günler yaşatacak.

Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü alan Fuocoammare; Avrupa’nın yüzleştiği ekonomik ve sosyal sorunları alegorik bir biçimde anlatan ve Jüri Büyük Ödülü’nün sahibi Death in Sarajevo, En İyi Yönetmen ödülünü alan L’avenir, En İyi İlk Film ödülünü alan Inhebbek Hedi, Alfred Bauer Ödülü’nü kucaklayan A Lullaby to the Sorrowful Mystery ve Berlin’de hem eleştirmenlerin hem de izleyicilerin beğenisini kazanan beş film daha, Türkiye prömiyerlerini İstanbul Film Festivali’nde yapacak. Ne festival ama değil mi?

 

1) Coen Kardeşlerden: Hail Caesar!

Bu yıl 66.'sı düzenlenen Berlin Uluslararası Film Festivali'nin açılış filmiydi Hail Caesar. Hollywood’un 1950’lerin altın çağını mizahi bir bakış açısıyla konu eden Joel & Ethan Coen’in son filmi Hail, Caesar! yıldız oyunculardan oluşan kadrosuyla dikkat çekiyor. 1950’lerin Hollywood'unu konu edinen filmin başrolünde Josh Brolin yer alıyor. Filmde Brolin’e Ralph Fiennes, Tilda Swinton, George Clooney, Frances McDormand, Scarlett Johansson, Jonah Hill ve Channing Tatum eşlik ediyor. Hollywood’un yıldız sistemini fütursuzca alaya alan Hail, Caesar! yıldız geçidine kapılarını araladığı oyuncu kadrosuyla ironik bir işe imza atmış doğrusu.

 

2) Denizdeki Ateş: Fuocoammare

Berlin Film Festivali’nin büyük ödülü Altın Ayı’yı kucaklayan Fuocoammare / Fire at Sea, Avrupa’nın sürekli göz ardı etmeye çalıştığı mülteci meselesine, İtalya’nın Lampedusa Adası’ndaki hayatta kalma mücadelesine duygusal bir açıdan yaklaşarak bakıyor. Yönetmen Gianfranco Rosi, bu belgeseli çekmek için, Afrika ve Ortadoğu’dan yüz binlerce mültecinin Avrupa’ya ulaşma amacıyla ilk adımını attığı Lampedusa Adası’nda aylarca yaşadı. Film aynı zamanda, günümüz sinemasının politik meseleleri ele alış biçimini sorgulamamız için açık bırakılmış bir kapı.

 

3) Gelenek, Özgürlük ve Aşk: Inhebbek Hedi

Berlin’de iki ödül birden kazanan Inhebbek Hedi / Seni Seviyorum Hedi, Tunuslu sinemacı Mohamed Ben Attia’nın ilk uzun metrajlı filmi. Başrolündeki Majd Mastoura’ya ‘En İyi Erkek Oyuncu’, yönetmenine de en iyi ‘En İyi İlk Film’ ödülünü getiren Inhebbek Hedi, Tunus’un Yasemin Devrimi’nin beş yıl sonrasında, Hedi adlı genç bir adamın, gelenekler, özgürlük ve aşk arasında bocalamasını anlatıyor.

 

4) L’avenir 

L’avenir / Things to Come, Berlinale’de yönetmeni Mia Hansen-Løve’a Gümüş Ayı En İyi Yönetmen ödülünü kazandırdı. Isabelle Huppert, bir dizi talihsizlikle yaşamında yeni bir yön seçmek zorunda kalan bir profesörü canlandırıyor. Huppert’i kariyerinin en önemli performanslarından birinde izlediğimiz L’avenir, hayatındaki her taşın yüzde yüz yerine oturduğundan emin, entelektüel bir orta yaş felsefe öğretmeninin, altüst olan hayatına nasıl yön verdiği üzerine bir çalışma.

 

5) 480 Dakika: A Lullaby to the Sorrowful Mystery

Lav Diaz’ın son filmi A Lullaby to the Sorrowful Mystery / Hüzünlü Gizem Ninnisi, dünya prömiyerini yaptığı Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı Alfred Bauer Ödülü’nü kazandı. Plan sekanslardan oluşan 480 dakika (8 saat) uzunluğuyla festivalin en uzun filmlerinden A Lullaby to the Sorrowful Mystery, Filipinler’de bugüne kadar çekilmiş en kalabalık kadrolu film olma özelliğini de taşıyor. Filipinler tarihini konu alan siyah-beyaz film, İspanya’ya karşı 1896-1897 yıllarında patlayan Filipinler devrimini farklı tarihsel dönüm noktaları, roman kahramanları, tarihi kişilikler ve simgeleri aracılığıyla ele alıyor. İstanbul Film Festivali’nde daha önce Norte, the End of History / Tarihin Sonu, From What Is Before / Evvelden filmleri gösterilen Lav Diaz, çağdaş Filipin sinemasının önde gelen isimleri arasında.

 

*** İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 12. kez Akbank’ın desteğiyle yapılacak olan İstanbul Film Festivali 7-17 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Berlin Film Festivali’nden (Berlinale) ödülle dönen filmler, Türkiye’de ilk kez 35. İstanbul Film Festivali’nde izleyici ile buluşacak.

THE PICKS-