Feb 04 2015

Adam Katz Sinding


Çağımızın en havalı moda ikonları ve başdöndürücü modelleri, son dönemlerde sadece bir kişiye ‘yakalanmak’ istiyorlar: Blogu Le 21ème’de, moda ve stili sokağın ruhuyla birleştiren Adam Katz Sinding’e!

Zeynep Erekli

An itibariyle Instagram’da 318 bin takipçisi var. Sitesi Le21eme.com’a günde yüz binlerce insan tıklıyor. Moda haftalarında çektiği kareler Vogue, W Magazine ve Style.com gibi prestijli yayınlar tarafından satın alınıp yayınlanıyor. Barney’s New York,  Marc Jacobs ve Damir Doma başta olmak üzere çeşitli markalarla projeler yapıyor. Şu sıralar moda ve stil dünyası Adam Katz Sinding’e odaklanmış durumda. 31 yaşındaki San Francisco’lu fotoğrafçı aslında markaları, ışıltılı büyük isimleri pek umursamıyor. Onun karelerinde, sokağın o anki ışığı, gölgeler, kumaşın rengi veya hareketi; fotoğrafladığı kişinin kim olduğundan veya kıyafetlerin hangi marka olduğundan daha çok dikkat çekiyor. Kendini “Gerçek anların peşinde” olarak tanımlıyor ve dünyanın en büyük moda haftalarında sokakları renklendiren stilleri farklı açılardan yakalamaya çalışıyor. Özgünlüğün, eşsizliğin, karakterin ve sokak ruhunun her şeyin önüne geçtiği moda dünyasında, Adam Katz’ın kareleri, bugün neredeyse trend analistlerinin fikirlerinden veya büyük moda dergilerinin başyazarlarından daha vizyoner!   Fotoğraf: Rémi Procureur   Blogun Le 21ème ne zamandan beri var? Le 21ème için ilk fotoğrafı 7 Ekim 2007’de Seattle’da çekmiştim. Site ondan çok kısa süre sonra yayına geçti.   ‘Le 21ème’ (Fransızca “yirmi birinci”) isminin senin için anlamı ne? Paris’e aşığım, benim için o şehir modanın kalbi.  Ve bildiğiniz gibi Paris’in 20 bölgesi (arrondissements) var. Bloguma Paris’in bir bölgesi gibi bir isim vermek istedim.   Sence tarzın, günümüzde çok takip edilen diğer sokak stili fotoğrafçılarından hangi anlamlarda farklılaşıyor? Diğerlerinden “farklı” olduğumu iddia edemem. Benim özelliğim, moda endüstrisinin ticari yönüne uzak olmam. Bu fotoğrafları çekerken ve siteye yüklerken en büyük derdim, kıyafetler ve aksesuarlarla yaratılan o anlık hareket veya his.   Bu yüzden mi siten açılır açılmaz “Bu bir sokak stili bloğu DEĞİLDİR” yazıyor? (“This is NOT a street style blog”) Aynen. İnsanlara “Hey, şu ayakkabının güzelliğine bakın! Markası şu, hadi hemen gidin alın” demektense sokağın o anki, o dönemki ruhunu ve ritmini göstermeyi ve ilham vermeyi amaçlıyorum. Bence modanın tüketim boyutunu pompalama işi yeterince kolay ve zaten her yerde karşımıza çıkıyor. Bir ruh halini yakalamak, çok daha zevkli ve zor.   Seni sokaklarda gezip bu bahsettiğin ruh hallerini ve detayları yakalamaya iten neydi? Hakikati seviyorum. Pek çok insanın tepeden tırnağa markalar tarafından giydirildiğini ve defilelere sadece fotoğraflanmak için billboard gibi geldiğini biliyorum. Ancak işin her şeye rağmen ‘hakiki’ bir boyutu var. Bir an, bir hareket peşindeyim. Hatta öyle bir boyutta ki; bazen çok güzel bir kareyi ıskalamai doğru anda doğru yerde olmama fikri bir kabusa dönüşüyor ve kendimi sokağa atıyorum.   Bütün moda haftalarını takip ediyor musun? Hemen hemen hepsini! Londra, Milano, Paris, Kopenhag, Stockholm, Yeni Zelanda, Tokyo, Sydney, New York,  Moskova, Kiev ve daha pek çok şehir... Kaçırdıklarım da oluyordur mutlaka.   ... Röportajın devamı, daha bir çok moda haber ile birlikte Şubat sayısında!

THE PICKS-