Jul 28 2016

Adrien Gloaguen


Eski Paris’in kalbinde iki zarif otel ve genç, seyahatsever, vizyoner bir otelci...

Zeynep Erekli

Son zamanlarda Paris’te çok konuşulan isimlerden biri Adrien Gloaguen. Nasıl olmasın ki? Kendisi vizyoner bir genç. 1982 doğumlu girişimci, ilk oteli Hotel Paradis’yi 2013 başında, 10. Bölge’nin sakin, neredeyse ıssız bir sokağında açtığında herkes şaşırmış ve olacakları izlemişti. Hôtel Paradis çok kısa sürede Paris oteller sahnesine, 38 odalı bir butik otel olarak ciddi bir renk kattı (Otelde konaklayan ilk kişinin Sri Lanka asıllı İngiliz müzisyen / trendsetter M.I.A olduğunu not düşelim). Gloaguen’in projesi, çok pahalı, çok şaşaalı, çok lüks veya çok bakımsız, çok eski yüzlü, çok iç karartıcı Paris otelleri arasında, servisin ve detayların kusursuz olduğu, daha ulaşılabilir, daha mütevazı ve ufak, zarif bir ekleme olmuştu.

Şimdi sıra Hôtel Panache’ta. Bu kez hemen yakında, 9. Bölge’de, rue Montmartre’a yakın bir konumdaki Hôtel Panache, yıllardır bu bölgenin eşsiz ve sevilen bir otellerinden biri olan Opéra-Madrid otelinin küllerinden doğuşu bir anlamda. Tasarımcı Dorothée Meilichzon ellerinde yeniden hayat kazanan yapı, 4’ü süit 40 odası ve ortak alanlarıyla Art Nouveau havası soluyor. Girişteki bistro, Paris’in sevilen restoranlarından Racine 2’den ayrılan şef Paul Landre ve William Ransone’a emanet. Trend yaratmayı iyi bilen Gloaguen’le, otelleri ve Paris favorilerini konuştuk.

 

Hôtel Panache kapılarını açtı... Biraz konumundan bahsedelim mi?

Eski Paris’in tam anlamıyla “kalbinde” yer alıyor otel, en güzel mahallelerde birinde. Hani yan yana kafeler ve sokakta portrenizi yapmak için tuvallerinin başında bekleyen ressamlar... Tam o bölge. Önümüzden geçen rue Montmartre, kısa bir yürüyüşle sizi Montmartre meydanına ulaştırıyor. Ayrıca Le Palace, Les Folies Bergères gibi ikonik mekanlara ve tiyatrolara çok yakınız. 


Nasıl bir misafir profiline hitap ediyor?

Dünyanın dört bir yanından genç gezginler ve Avrupalı genç iş adamlarına hitap ediyor.


Concierge’inizin ayarlayabileceği en uçuk şey ne?

Her ne isterseniz! O bir Fransız concierge!


Hôtel Panache’ın lobisinde geçtiğimiz hafta en çok çalan şarkı hangisiydi?

David Bowie – Modern Love.


Otellerinizin (Paradis & Panache) belli bir felsefesi var mı?

Öncelikli amacım, konuklarımızı evlerinde hissettirmek. İkinci olarak, yıllardır en büyük hayalım hizmet ve atmosfer konusunda kusursuz ve ulaşılabilir oda fiyatları sunan oteller yaratmaktı. İkisi de bu tanıma uyuyor. Bir otel, size çok iyi servis vermek ve sizi mutlu olacağınız bir ortamda ağırlamak için çok pahalı olmak zorunda değil. 


Otellerinizin iç mekanlarını tasarlarken veya tasarlayacak ekibi oluştururken nasıl bir yol izliyorsunuz?

Çok meraklı bir insanım ve çok sık seyahat ediyorum. Aynı zamanda her gittiğim yerde dergi, gazete ne varsa okuyup topluyorum. Notlar alıyorum. Bir de internette çok vakit geçiriyorum, sanırım gereğinden çok... İki otelimde de daha önce otel yapmamış tasarımcılarla çalıştım, ikisinde de harika netice aldık.


9. ve 10. Bölge’leri keşfetmek isteyen bir gezgine ne önerirsiniz?

Yürümek! Ve yürürken sık sık başını kaldırıp binaların cephelerine ve gökyüzüne bakmak. Grand Boulevard’dan başlayıp, Faubourg Montmartre’ı geçerek Montmartre’a kadar yürüyün derim. Ayrıca bu yol üzerinde dikkatinizi çeken ufak sokaklara da dalmayı ihmal etmeyin, mutlaka minik bir kafe ve içinde yarım saat geçirmek isteyeceğiniz antika veya dekorasyon mağazası bulacaksınız.


Paris’in en sevdiğiniz otelleri hangileri?

Saint Germain des Prés’deki Hotel de l’Abbaye ve Quartier Latin’deki Hotel des Grandes Ecoles. İkisi de biraz eski ve pahalı, ancak ikisi de çok albenili.

 

PARİS FAVORİLERİ

Kahvaltı

No GLu (16 Passage des Panoramas, 2. Bölge, +33-1/402 64 124). Glutensiz beslenen biri değilim, ancak bu gluten-free kafede inanılmaz lezzetler var. Paris’in en güzel pasajlarından biri sayılan Passage des Panoramas içinden geçip buraya gelmeyi seviyorum.

 

Öğle yemeği
Brasserie Chartier
(7 rue du Faubourg Montmartre, 9. Bölge, +33-1/477 08 629). Bilen bilir, en eski Fransız brasserie’lerinden biri. Servis ekibinin zaman zaman kaba olduğuna dair eleştiriler geliyor kulağıma, ancak mekan, menü ve yıllardır bozulmayan lezzet çıtası için gidilir.

 

Kafe

Marais’deki Café de la Poste (124 rue de Turenne, 3. Bölge; +33-1/447 89 249). Bir kadeh beyaz şarap içmek ve dostlarla buluşmak için en iyi yer. Sakin, kendi halinde bir ortam.

 

Akşam yemeği

Le Bon Saint Pourçain (10 Bis Rue Servandoni, 6. Bölge; +33-1/420 178 24) Saint Sulpice meydanında tipik Fransız bistrosu. Yıllardır favorim.

 

Gece kulübü

Le Ballroom du Beef Club (52 rue Jean-Jacques Rousseau, 1. Bölge). Geç saatlere kadar dans etmek isteyenlerin son zamanlarda en iyi seçeneği.

 

Galeri

Paris’teki bence en iyi kitap dükkanı Ofr (20 rue Dupetit-Thouars, 3. Bölge) aynı zamanda çok dinamik ve yaratıcı bir galeriye sahip. Yaptıkları işleri yakından takip ediyorum.

 

 

THE PICKS-