Oct 28 2016

Andrés Jaque


3. İstanbul Tasarım Bienali’nde eserler nasıl konumlandı ve sergi nasıl kuruldu? Sergi tasarımcısı Andrés Jaque, şu sıralar İstanbul’un en çok ilgi uyandıran etkinliğini anlatıyor.

Buket Kıcıman

“Biz İnsan Mıyız?” son günlerin en çok konuşulan, üzerine espri türetilen sloganı-sorusu. Soruyu soran ve yanıt araştıran sergi ise 3. İstanbul Tasarım Bienali. Bienalin sergi tasarımı ise Office of Political Innovation’dan Andrés Jaque’a ait. Disiplinlerarası işler ve projeler üreten bir ajansın sahibi ve ödüllü bir mimar Jaque.  Dünyanın dört bir yanında farklı coğrafyalarda, farklı ölçeklerde ve içeriklerde projeler yaratıyorlar, sergi tasarımına kadar varan işler çıkıyor. Jaque ile bienal hakkında konuşma şansı bulduk.

İnsanlar Tarafından Tasarlanan Tasarımcı / StudioX

Son zamanlarda gündeminizde neler var?

Biz, günlük yaşamı özellikle de sosyal medyayı, doğal kaosu ve biz insanların kendini bu doğal kaosun içerisinde nasıl yeniden tanımladığımızı konu alan mimari eserler ortaya koyuyoruz. COSMO MoMA PS1 ya da ‘Pornified Homes’ gibi projelerde yapmaya çalıştığımız tam olarak bu.

3. İstanbul Tasarım Bienali’nin “Biz İnsan Mıyız?” temasını öğrendiğinizde, aklınızda ilk canlanan ne oldu?

Bu temayı, bir tartışma konusu olarak çok gerekli buldum.

Selfie Perdesi / Mimarisiz Model Figürlerin Bitmemiş Ansiklopedisi / StudioX

Sergi tasarımı ve eserlerin konumlandırılması süreci nasıl gelişti?

İlk olarak üç öneri sunduk: Bunlardan ilki, eserleri birbirinden ayırmak yerine onları gruplar ya da kümeler halinde sunmalıydık ki bu şekilde farklı eserler arasındaki bağlantı ve duygu akışı hissedilebilsin. İkinci olarak, içerik ve eser arasında –örneğin, bir kafe ya da insanların telefonlarını şarj etmek için gittikleri bir mekan gibi– aktiviteler ve işlevsel öğeler arasında, hiçbir temel fark olmadığını anladık. Bunların tamamı hep bir arada ve aynı mimari cihazlar içerisinde birlikte var oluyor. ‘2 Seconds (İki Saniye)’ adı verilen tüm bir bölüm, Chromanoids gibi etkinlik bazlı projelere ev sahipliği yapan geniş çaplı bir projenin sürdürüldüğü ve aynı zamanda insanların, araştırmanın görsel-işitsel olarak sunulduğu yerde ‘kahve’ şeklinde var oldukları bir yer haline geliyor. Bu kesinlikle yüksek düzeyde teknolojik gerçeklik ve çaba gerektiren bir durumdu ve bienallerde daha önce hiç görülmemiş bir atmosfer oluşturdu.

Bienal için seçilen beş farklı mekan arasındaki ortak dil nasıl oluştu?

Aslında mekanlardan her biri, farklı bir perspektif ve farklı bir ton ile ilgili. Galata Rum Okulu, yine bir okul. Ama mesela Bomonti, zaman makinesi niteliği taşıyan bir Tasarım. Farklı mekanlar, bütünleşmiş bir gövde olarak değil de adeta bir takımyıldızı olarak işliyor.

Sizce bienal mekanlarını hangi sıralamada ziyaret etmek daha doğru?

Mekanların her biri birbirinden güzel. Ama ben olsam kesinlikle hepsini ziyaret ederdim.

Voyager - Yıldızlararası Boşlukta / Rutger Huiberts, Evangelos Kotsioris

Bundan sonra sizi ve ‘Office of Politic Innovation’ı hangi projeler bekliyor?

Londra Tasarım Bienali’nde seks ve şehircilik üzerine bir proje sunacağız. Victoria and Albert’ta düzenlenecek büyük bir şov tasarlıyoruz. Móstoles’te bir müze, ABD’de bir ev, Murcia’da başka bir ev, İspanya’da bir okul… Anlayacağınız, oldukça yoğunuz.

İstanbul’da en sevdiğiniz mimari yapı hangisi oldu?

En çok şehrin kendisini sevdim. Ve kentin, içerisinde yaşadığımız dünyanın büyük bir parçası şeklinde var oluşunu… 

THE PICKS-