May 24 2016

Avustralya Moda Haftası


Dünyanın öbür ucundan yaratıcı tasarım titreşimleri geliyor! Geçtiğimiz hafta Sydney’de düzenlenen Avustralya Moda Haftası, bu kıtanın dünya modasının kapılarını zorladığının göstergesi oldu.

İlkin Kurt

Mevsimler ve saatler dünyanın büyük kısmının tersine işler Avustralya’da. Ama uzaklarda olmamız sizi aldatmasın; moda, sanat, yemek kültürü ve müzik adına büyük gelişmeler oluyor buralarda.

Dünya modasına yön vermeye hazırlanacak güçte tasarımcılara yavaş yavaş seslerini duyurmaya başladılar! Ellery’nin yarattığı dalganın farkındasınız değil mi? O dalgalarda sörf tahtalarına atlayıp, boğuşan ve “Biz buradayız” diyen büyük bir kitle var. Dünyada sözü geçen moda blogger’ları ve stylist’lerin beşinden birinin Avustralyalı olduğunu biliyor muydunuz? (Mesela Catherine Baba) Burada hızlı ve emin adımlarla ilerleyen bir sektör oluşmakta...

Gelelim moda haftasına. Avustralya’nın dört gözle bekler hale geldiği organizasyonlardan biri olan Mercedes-Benz Fashion Week Australia (MBFWA) bu sene Nisan yerine Mayıs ayında resort koleksiyonlara odaklanan bir tasarımcı listesi ile bir ilke imza attı. Buraların Alexander McQueen’i benzetmesini sahiplenen Toni Maticevski ile açılış, Oscar De La Renta şovu ile kapanış gerçekleşti. Diğer moda haftaları ile karşılaştırırsak halen bir gelişim sürecinde olsa da bünyesinde barındırdığı özgün tasarımcılarla Avustralya modası sağlam ilerliyor diyebiliriz. İşte seçtiklerimiz:

TONI MATICEVSKI

MBFWA Resort 17, geçen senenin ‘Designer of the Moment’ (Anın Tasarımcısı) ödülünü alan Toni Maticevski ile The Cutaway, Barangaroo Reserve’de başladı. Avustralya’nın Alexander McQueen’i olarak kabul edilen Maticevski, şovunda minimalist set tasarımı ile tezat soundtrack seçimi (Justin Bieber, Zayn Malik), gotik ama bir o kadar parıltılı bir ortama ev sahipliği yaptı.

Maticevski kadını imzası haline gelen femme-fatale silueti bu kez farklı kesim ve aksesuarlar ile daha egzotik bir halde karşımıza çıktı. Bir anda 18. yüzyıla ışınlandıran yıkanmış koton kumaşlar ile 21. yüzyıl modern prenseslerini ‘Grinin Elli Tonu’ etkisinde boyunda iri altın ve gümüş kolyeler, Ryan Storer imzası taşıyan metal fetiş kelepçeler ve küpelerle bezeyen aksesuarlarla 80’lerin metalik disko havasını günümüze taşıdı.

‘Master of Shapes’ (Formun Üstadı) unvanını sağlamlaştırdığı koleksiyon; dramatik aksesuarlar, soyut siluetler, iri fırfırlar ile birleşerek seksi, güçlü ve modern Maticevski prenseslerine ev sahipliği yaptı. ‘Tower heel’s diye adlandırabileceğimiz stilettolar modellere zorlu anlar yasatsa da Maticevski sevenlerini hayal kırıklığına uğratmadı.

DION LEE:

Global moda dünyasında adını gün geçtikçe sağlamlaştıran Dion Lee, markasının genlerine sadik farklı kumaş tekniklerini birleştirdiği bir koleksiyon ile karşımıza çıktı.

Sydney’in fütüristik yapılarından biri olan Bloomberg binasının 28. katında, koleksiyonun teması ‘Cam, Işık, Kırılma’ ile mükemmel bir şekilde örtüşen atmosfer ile birleştiren Dion Lee, koton kanvas ve krep jarse gibi kumaşların ağırlıkta olduğu güzel bir akşam rüzgarı estirdi.

Bu sene birçok tasarımcının koleksiyonlarında dikkat çeken Swarovski taşların eşlik ettiği siluetlerde hafif Paco Rabanne etkisi göze çarpıyordu. Seksi ama bir o kadar rahat origami detaylar, siber renkler, isçilik ve akıllı dokunuşlar Lee’nin Avustralya çıkartmasını haftanın en iyi defileleri kategorisine ulaştırdı.

CHRISTOPHER ESBER

Tasarımcıların bazen podyum yerine enteresan mekanları seçerek sunum yapmalarını daha gerçekçi ve samimi buluyorum. Potts Point’de bulunan Hot Yoga Stüdyoda gerçekleşen Esber sunumu da bu kanımı destekledi. Koleksiyon teması genel olarak çöl tabiatı üzerine kurulu olunca, hafif nemli ve sıcak bir ortamda, doğa ananın renklerini ve çölün o huzursuz dokusunu tasarımlarda hissetmek kaçınılmazdı.

Amerikalı mimar Rick Joy’un mimari yapılarından esinlenen hafif örme bluzlar, enteresan kesimler, çölde geçen bir serüvenin etkisinde spor keten rahat pantolonlar ile ahenk içerisindeydi. Avustralyalı bir kadının çöl macerasını son derece akıllı bir şekilde sunduğu koleksiyon herkesten tam not aldı.

ROMANCE WAS BORN

Romance Was Born, Avustralya modasının en şahsına münhasır markası. Anne Plunkett ve Luke Sales, endüstrideki onuncu yıllarını kutlarken, şahane bir teatral şov ile biz de bu sevince ortak olduk.

Tarihi Darling Point binasında, Paris şovlarını aratmayan güzellik ve teatrallikte göz banyosu yaptıran bir defile izledik. İlham kaynakları olan Liberace’yi (Amerikan piyanist, sarkıcı ve aktör, bizim Zeki Müren’imiz) tekrar yorumlayan ikili, Elsa Schiaparelli havası taşıyan dokunuşları, renk seçimi ve isçilikteki ustalıkları ile haftanın en iyileri arasındaydı.

Gucci’nin bu sene yarattığı renkli etkinin satış bağlamında birçok tasarımcıya güven ve destek verdiğini Romance Was Born’un Moda Operandi ile el sıkışması ile bir kere daha görmüş olduk. Miley Cyrus, Daphne Guinnes gibi isimler de markanın peşine düşmüş durumda.

TOME

Resort koleksiyon gösterimi öncesi Kopenhag’da en iyi denim pantolon tasarım ödülü alan ikili Ryan Lobo ve Ramon Martin, hiç şüphesiz moralleri yüksek bir şekilde şovlarını sergilediler.

Netflix belgeseli olan ‘What Happened, Miss Simone?’ etkisinde hazırladıkları koleksiyon Nina Simone’un renk ve aksesuar seçimlerinin modernize edilmiş hali olarak boy gösterdi. Özellikle kumaş ve kesimlerde etkin bir marka olma özelliğini korudukları koleksiyon, son iki sezondur hayli popüler olan markayı satış anlamında destekleyecek gözüküyor.

YÜKSELİŞTEKİ MARKALAR

P.E NATION

Uzun yıllardır Avustralya moda dünyasının farklı alanlarında çalışan ikili Pip Edwards ve Claire Tregoning’in geçtiğimiz sene kurdukları markaları P.E Nation, spor aktif şıklığın yeni adı olacak gözüküyor.

Özetle, Beyoncé’nin Ivy Park’i varsa, Avustralya’nın da P.E Nation’i var! Satış anlamında marketteki büyük bir boşluğu dolduran marka, umursamaz cool tavrı ve ulaşılabilir fiyatları ile uluslararası pazarlarda da boy gösterecek gözüküyor.

DI$COUNT UNIVER$E

Melbournelu ikili, Cami James ve Nadia Napreychikov satış odağından uzak, eğlenceli ve tartışmaya açık sloganlardan oluşan, dinamik bir koleksiyon izletti bizlere.

New York’a taşınma kararı almalarında Kendal Jenner’in etkisi olduğu dedikoduları bir yana, "Amerikan show business dünyasında biz de varız" demeleri, ‘Sin is In’ koleksiyonu ile pekişmiş oldu. Resort havasından ziyade eğlence dünyasına hitap ediyor olmaları ise kuralları çok fazla takmadıklarını kanıtlıyor.

GEORGIA ALICE

Yeni Zelandalı marka Georgia Alice, tıklım tıklım doldurduğu şovu ve sonrasındaki sosyal medya çalkantısı ile Carriageworks’de bir heyecan yarattı, ancak tasarımlarda yenilikçi bir detay görememek üzücüydü.

Ellery’nin tüm dünyayı etkisi altına siluetlerinin 90’lar minimalizminden esintiler taşıyan koleksiyon, çok satılabilir görüntüsü ile satın almacıların yüzünü güldürdü diyebiliriz. Yine de markanın estetik anlayışının ileride daha da şekilleneceğini varsayarak takip edilesi markalar arasına konumlayabiliriz.

ALBUS LUMEN

Marina Afofina’nin yeni markası Albus Lumen, sade ve klasik çizgiyi biraz renk ve çizgilerle farklılaştırmak isteyenlerin tercihi olacak gibi gözüküyor.

Geçtiğimiz Mart ayında New York Fashion Week’de sıkça rastladığımız sunumların havasında gerçekleşen sunum, minimalizmin ne kadar farklı şekilde görücüye çıkabileceğini kanıtlamış oldu.

ALICE MACGRAW

Kız kardeşler Beth ve Tessa Macgraw’in ‘Babydoll’ markası Alice Macgraw’in ilhamı Fransız Kraliyet ailesiydi. Yüzlerinden gülümseme eksilmeyen modeller, markanın DNA’sı olan boyunda fiyonk detaylı dantel ve 3D kesim ipek elbiseler ile tatlı bir şov sundular. Güçlü kadife takımlar, fırfırları gömlekler ve naif şekerimsi renkler arada Farrah Fawcett ve Shelley Hack havası estirdi.

THE PICKS-