Feb 16 2016

Benicio Del Toro


Oscar’lı Kötü Adam Benicio del Toro ile Escobar filmini, kötü karakterlere düşkünlüğünü ve sinema dünyasında ayakta kalmanın sırlarını konuştuk.

Nando Salvá

Porto Riko doğumlu yetenekli aktör Benicio Del Toro, sanata olan tutkusu konusunda ısrarcı olmasaydı belki bugün adını bile duymamış olacaktık. Ailesinin Oscar kazanana kadar hukuk okuması konusunda baskı yaptığı oyuncu, her zaman ayakları yere basan, şöhretin pırıltısına kendisini kaptırmayan bir profil çizdi. Sohbet etme imkanı bulduğumuzda da bu imajın altını fazlasıyla dolduran 48 yaşındaki yıldız, sinema kariyeri boyunca rol seçerken başrol - yan rol ya da büyük veya küçük diye ayırmadan filme, yönetmene, hikayeye baktı... Son filminde de kuralı bozmayarak neden sürekli kötü adam rolleriyle karşımıza çıktığından söz ediyor. Escobar: Paradise Lost’ta bu defa dünyanın en meşhur suçlularından birini, Kolombiyalı uyuşturucu kralı Pablo Escobar’ı oynamış olan ünlü aktörle sinema ve kötü karakterlere düşkünlüğü üzerine konuştuk.

 

Bu filmi yaparken Pablo Escobar hakkında neler öğrendiniz?

Çelişkilerle dolu bir adam olduğunu öğrendim. Escobar’ın iki farklı yüzü vardı gerçekten: Ülkesine ve halkına büyük acılar yaşattı ama aynı zamanda onlara büyük yardımı oldu. Birçok kişi onun acımasız bir suçlu olduğunu söyler ama ailesine soracak olsanız, size onun ne kadar sevgi dolu bir eş ve baba olduğunu anlatırlar. Bir partide tanışsak onu çok severdik muhtemelen. Ayrıca bugün hala onu bir Robin Hood gibi görenler var. İşin aslı Escobar yanlış yolu seçerek yeteneklerini harcamış biriydi. Ve bu büyük bir kayıptı çünkü çok zeki bir adamdı.

Bu karakterin onu bir aktör için çekici kılan başka ne gibi özellikleri var?

Tek başına bir ülkeye savaş açmayı başardı sonuçta. Bütün hükümeti önünde diz çöktürdü. Biraz uzaktan bakarsan Batman ya da Örümcek Adam adeta... Hayatı, yaptıkları o çizgi romanlardaki kötü adamların hayatlarına benziyor. O kadar gerçek dışı bir hikayesi var. Politikacı olduktan sonra, zamanında ondan kirli para almayı kabul edenlerden bazılarının onu uyuşturucu ticareti ile suçlaması üzerine çileden çıkıyor. Bu yüzden bir canavara dönüşüyor.

 

Pablo Escobar canlandırdığınız ilk kötü adam değil. Bu tür rollerin size bu kadar sık teklif edilmesini neye bağlıyorsunuz?

Belki gözlerim yüzündendir, kötücül biri gibi görünmemin sebebi bu bence! Bundan şikayetçi değilim. Humphrey Bogart’dan Al Pacino’ya en sevdiğim aktörlerden bazıları da kötü adamları ya da en azından sert adamları oynardı. Neyse ki yakınlarım dünyanın en tatlı adamı olduğumu bilir.

Sizi o karakterlere çeken nedir peki?

Seyirci kötü adamları perdede izlemeyi neden seviyorsa ben de bu karakterlere o yüzden ilgi duyuyorum herhalde. Aslan görmek için hayvanat bahçesine gitmek gibi bir şey: Kontrol edebileceğimiz bir heyecan yaşıyoruz çünkü bizi ısıramayacaklarını biliyoruz. Bu karakterlerin işledikleri suçları izlemek uçurumun kıyısına gelmeden yükseklik korkusu hissetmemizi sağlıyor. Onlara hayat verirken ben de aynı şeyi hissediyorum. Aslını isterseniz başlangıçta Escobar’ı canlandırmak konusunda kararsızdım. Senaryoyu okumak bile istememiştim.

 

Neden?

Herhangi bir biyografik filmden farkı olmayacağını, ayrıca karaktere hayat verebilmek için deli gibi çalışmam gerekeceğini düşünmüştüm. Ama sonra bu filmin esasen Escobar’ın hikayesini anlatmadığını öğrendim. Yani, evet onun hikayesiydi ama başka bir karakterin gözünden anlatılıyordu. Escobar hakkında bir şeyler söylemenin en dürüst yolu bu diye düşündüm. Onu filmin ana karakteri yapsaydık daha en baştan onun tarafını tutmuş olacaktık ve bu yüzden de o karmaşık karakteri yeterince iyi yansıtamayacaktık.

“Seyirci kötü adamları perdede izlemeyi neden seviyorsa ben de bu karakterlere o yüzden ilgi duyuyorum herhalde. Aslan görmek için hayvanat bahçesine gitmek gibi bir şey.”

Kariyeriniz boyunca uyuşturucuyla bağlantılı karakterleri o kadar sık oynadınız ki artık bu konuda uzman olmalısınız.

Haklısınız, perdede uyuşturucuyla ilgili yapmadığım bir şey kalmadı. Uyuşturucu bağımlısı oldum, uyuşturucu satıcısı oldum, polis oldum, uyuşturucu taşıdım, sattım, aradım… Şimdi de bu. Uzman değilim ama evet, bir şeyler biliyorum.

 

Pablo Escobar’ın perdede canlandırdığınız hali ile The Godfather/Baba’daki Vito Corleone karakteri arasında bazı benzerlikler göze çarpıyor. Role hazırlanırken Marlon Brando’nun o filmdeki performansını gözden geçirme ihtiyacı duydunuz mu?

Hayır duymadım ama sanırım yaptığım bütün işlerde Brando’nun gölgesi var: Onun büyük bir hayranıyım ve hatta oyunculuk öğretmenimiz de aynı, muhteşem Stella Adler. Zaten benim kuşağımdan hangi aktör kamera önünde ilgiye değer bir şey yapsa Brando’yla karşılaştırılıyor. Sean Penn’e ve Javier Bardem’e oldu, Philip Seymour Hoffman’a da olmuştu, bana da oluyor. Bu beni rahatsız etmiyor, övgü olarak kabul ediyorum.

 

Oyuncu olmak istediğinizi ne zaman farkettiniz?

Porto Riko’da doğdum ama sonra çocukken ailemle Amerika’ya taşındık. Avukatlarla dolu bir aileden geliyorum, kuzenlerim bile avukat. Onlardan biri olmayı hiç istemedim. Ailemin beklentisi bu yönde olsa da geleneği sürdürmedim. Ülke değiştirmiş olmamızın da bu konuda bana faydası oldu galiba. Fotoğraf, müzik ve sanat beni daha çok heyecanlandırıyordu, dolayısıyla sonunda film yapmaya başlamak doğal bir süreçti. Ama ister inanın ister inanmayın Traffic ile Oscar alana kadar ailem hukuk okumam konusunda ısrar etmeyi sürdürdü.

Hollywood’da hayatta kalmanın sırrı nedir?

Yeteneğiniz, karizmanız, inancınız, şansınız ve kötü bir hafızanız olmalı. Yani, unutmayı iyi bilmelisiniz, çünkü kariyeriniz boyunca çok eleştiriyle karşılaşacaksınız ve çok reddedileceksiniz, o yüzden deriniz kalın olmalı. Mesele şu ki, tıp okursan sonunda mutlaka doktor olursun ama oyunculuk öyle değil; mesleğini öğrenmek için, klasikleri okumak için kaç yılını harcamış olursan ol bir kariyer sahibi olamayabilirsin. Başarılı olmayan öyle çok yetenekli oyuncu gördüm ki… O yüzden ne zaman biri bana oyuncu olmak istediğini söylese onlara ancak şunu söyleyebiliyorum: “İyi şanslar, buna ihtiyacı olacak.”

“İyi bir filmde küçük bir rolü, kötü bir filmde büyük bir role tercih ederim; ortalıkta fazla iyi film yok...”

Dünyanın en zengin ve en şöhretli aktörlerinden biri olarak bu konuda şikayet edecek durumda değilsiniz.

Ama ben parayı ya da şöhreti önemsemiyorum. Ben her zaman oyuncuların fazla para kazandığını düşünmüşümdür, özellikle de toplum için çok daha önemli işler yapan öğretmenler ve doktorlar o kadar kazanmazken. Ünlü olmak kendimi kadın gibi hissettiriyor bana. Güzel bir kız barın kapısından içeri girerken istediği erkeği seçebileceğini bilir ya… Bir Hollywood yıldızı olarak ben de öyle hissediyorum; bu çok sıkıcı.

 

THE PICKS-