Dec 03 2014

biriken


Bağımsız tiyatro-performans topluluğu Biriken’in yeni projesi, Çehov ve Suvorin’in Tatyana Repina adlı oyunlarından esinleniyor.

Zeynep Erekli

Biriken, 2006 yılından beri beraber çalışan Melis Tezkan ve Okan Urun’un oluşturduğu bağımsız performans-sanat topluluğu. “Beraber ya da ayrı biriktirdiklerimizden yola çıkarak, baştan sona ortaklaşa yürüttüğümüz yaratım sürecimiz neden ‘Biriken’ ismini seçtiğimizi açıklıyor,” diyorlar. Tiyatro, görsel iletişim ve sanat estetiği gibi farklı alanlardaki altyapıları ikiliye kodların devamlı birbirine karıştığı, bulanıklaştığı işler üretme olanağı veriyor.

Biriken’in işleri bugünün gündelik, sosyal ya da kavramsal gerçekliğiyle uğraşıyor. Dejenerasyon, uyumsuzluk, fiziksel olarak kendini harcama ve düşük teknoloji (low-tech) şimdiki zamanın ‘muğlaklığını’ anlatmak için kullandıkları katmanlar. Bugüne kadarki sahne çalışmaları özgün metinler (Şimdi bizim evin yerinde çukur var, Beraberce Ölmek) ile Yakındoğu’da İhanet ve Yala ama Yutma! gibi Özen Yula oyunlarından oluşuyor. Kimlik oyunları, yerel-küresel ve kişi-mekan ilişkisi, sürekli değişim içinde var olmaya çalışan kırılgan özneler, Biriken projelerinde kendini tekrar eden motiflerden.

Grubun yeni projesi Çehov ve Suvorin'in Tatyana Repina adlı oyunlarından esinleniyor. Çehov, Tatyana Repina'yı Aleksey Suvorin'in aynı adlı oyununun devamı olarak yazar. Suvorin ise oyununun yazımında 1881'de sahnede intihar eden oyuncu Evlalia Kadmina’dan esinlenir. Biriken, Tatyana’nın gerçek ile kurgu arasındaki intihar eyleminin ve geri dönüşünün izini sürüyor. Bu yolculuk geçmişte kalan, unutulmaya çalışılanları su yüzüne çıkarıyor. Değişen dünyaya uymaya çalışmanın yarattığı parçalanma hissi, zamanın açtığı yaralar üzerine düşünüyor.

Tatyana, 9, 16, 23 Aralık’ta Talimhane Tiyatrosu’nda.

Biriken projesi nasıl ortaya çıktı?

Biriken, ikimizin uzun yıllara dayanan arkadaşlığının, fikir ve tutku birlikteliklerinin bir eyleme dönüşmesi amacıyla 2006’da ortaya çıktı. Farklı sanat disiplinlerinde üretme isteğimiz ‘Biriken’ ismi altında buluşturdu bizi.

Biriken’i kurarken hangi amaçlarla yola çıktınız?

Başlangıçta kendimize hedef koyduğumuz söylenemez. Beraber çalışma isteğimiz ve gerçekleştirmek istediğimiz bir performans projesi vardı: ‘Şimdi Bizim Evin Yerinde Çukur Var (2006)’. Daha bu işi gerçekleştirme aşamasındayken bir sonraki projenin hayalini kurmaya başladık ve kendimizi uzun soluklu, sanatsal bir beraberliğin içinde bulduk. Bu aşamada tek bildiğimiz kendimizi bir disipline hapsetmemeyi tercih ettiğimizdi. Her ne kadar son senelerde tiyatro üretimimiz daha ön planda olsa da...

Şu ana kadar kaç proje gerçekleştirdiniz?

Beş tane oyun sahneledik. Sırasıyla ‘Şimdi Bizim Evin Yerinde Çukur Var (2006)’, ‘Yakındoğu’da İhanet (2008)’, ‘Yala Ama Yutma! (2010)’, ‘Beraberce Ölmek (2012)’ ve ‘Tatyana (2014)’. Sahne işlerimizin yanı sıra ‘People As Places As People’ adlı bir projemiz var; bunu 2007’den 2009’a farklı zaman ve mekanlarda video, yerleştirme, performans ve hatta bir internet-art işi olarak gerçekleştirdik. Ayrıca 2006’dan beri oyunlarımızla bağlantılı ya da bağımsız gerçekleştirdiğimiz videolar (Tina, Sexual, vb.) ve 2013’te sahnelediğimiz bir okuma tiyatrosu (Macadamia, Nut, Brittle) var.

Bu sezon oynayan ‘Tatyana’ adlı oyundan biraz bahseder misiniz?

‘Tatyana’, yazarlar Anton Çehov ve Aleksey Suvorin’in ‘Tatyana Repina’ isimli oyunlarından yola çıkarak yaptığımız çağdaş bir uyarlama. Prömiyeri 19. İstanbul Tiyatro Festivali’nde gerçekleşti; bu sezon boyunca da Şişli’deki Talimhane Tiyatrosu’nda her salı seyirci karşısına çıkıyor. Oyun bir oyuncu ve onun etrafındaki insanlara odaklanıyor. Para, hırs, acımasızlıkla tanımlanan bir dünya ve bunun içinde boğulduğunu hisseden bir kadın. İki farklı zamanı Tatyana’nın intihar kararı etkiliyor ve biz bir tür maskelerin düşüşüne tanıklık ediyoruz.

Oyuncuları nasıl seçtiniz?

Oyunda Tatyana’yı oynayan Meral Çetinkaya ile bir süredir birlikte iş yapmayı planlıyorduk ve bu oyun bize doğru proje gibi göründü. Yaptığımız uyarlamada koruduğumuz karakterleri canlandıran her bir oyuncu bizim için çok önemli çünkü aslında yer yer metnin de önemini kaybettiği bir sahnelemede kendi enerjilerini ve yaratıcılıklarını katıyorlar. Defne Halman, Mehmet Bilge Aslan, Fırat Çelik, Kanbolat Görkem Arslan, Yelda Baskın, Pınar Göktaş, Ahmet Yaşar, hepsi çok özel kariyerlere sahip oyuncular. Onları bir araya getirirken hem kafamızdaki dünya için hem de birbirlerine uyumları bakımından oyun için en ideal durum oluştu.

Bu sezon başka bir oyun çıkacak mı?

Evet, Fransız yazar Bernard-Marie Koltès’in ‘Ormanlardan Hemen Önceki Gece’ oyununu da bu sezon sahneye taşıyoruz. Bu metin bizim için çok uzun zamandır özel bir yerde duruyordu; sahneleme arzumuz ise Rıza Kocaoğlu ile tanışınca oluştu. Tek kişilik bir metin ve Rıza’nın bu metinle buluşması fikri bizi heyecanlandırdı açıkçası. 

Heyecanla takip ettiğiniz tiyatro ve performans toplulukları arasında hangilerini sayarsınız?

Amerikalı yönetmen Jay Scheib’in işlerini severek takip ediyoruz. Son senelerde tiyatroya yönelen Finlandiyalı video sanatçısı Markus Öhrn’un ‘Love Story’ çalışması oldukça heyecan vericiydi, yeni işlerini bir yerlerde yakalayıp izleyebilmeyi çok isteriz. Kült yönetmenlerden Robert Lepage ya da Rodrigo Garcia’yı sayabiliriz.

Katılmayı düşlediğiniz bir tiyatro veya performans festivali var mı? Sizin için bu işin ‘Kabe’si’ neresi?

‘Kabe’ deyince herkes tarafından bilinen Avignon var tabii. Aslında daha önce ‘Yala Ama Yutma!’ ile katıldığımız Under The Radar Festivali’ne (New York) geri dönebilmeyi isteriz; bu festivalin küratörlüğünü yapan Mark Russell bu işi dünyada en iyi yapan sanat yönetmenlerinden. Montreal’de her sene gerçekleştirilen Festival TransAmériques ve Paris’teki Exit de parçası olmayı isteyeceğimiz türden programları olan festivallerden.

Son dönemlerde kimlerden ilham alıyorsunuz?

Genç koreograf Jan Martens’i beğenerek izliyoruz. Fransız yazar ve performansçı Chloé Delaume bizi etkileyen bir sanatçı. Çağdaş sanatçılardan Jeff Wall’un fotoğrafları, Gülten Akın’ın şiirleri ve Vüs’at O. Bener’in öyküleri bize her zaman ilham kaynağı olmuştur.

Bağımsız bir oluşumsunuz. Hem maddi hem de lojistik anlamda sizi destekleyen kurumlar, sponsorlarınız var mı?

Biriken’i oluşturduğumuzdan bu yana kurumsal destekçilerimiz oldu. Fransız Kültür Merkezi ile başından beri süregelen bir ilişkimiz var. ‘Yala Ama Yutma!’ ve ‘Beraberce Ölmek’ oyunlarımızı iDANS Festivali’nin prodüktörlüğünde gerçekleştirdik. Bu iki iş için Avrupa Birliği fonlarını değerlendiren Jardin d’Europe da yapımcılarımız arasındadır yine. ‘Tatyana’ oyununun provaları için Salt Galata bize kapılarını açtı, ayrıca oyunla ilgili teknik destek verdi. Galata Perform da bu anlamda çok değerlidir; bizim için hep kapılarını açan bir çalışma mekanı olmuştur. Sponsorluk arayışımız ilk kez ‘Tatyana’ oyununda gerçekleşti; kıyafet için FABRİKA, dekor için ERSA Mobilya’nın; ulaşım için TRS Lines ve konaklama için Armada Otel’in sponsorluklarını aldık.

Paris’te tanıştınız ve ikinizin de Paris’le bağları kuvvetli. Bize Paris’te en çok sevdiğiniz birkaç yeri sayabilir misiniz?

15. bölgede ev paylaşmışlığımız var. Parc André Citroën’de sıkça ruhumuzu dinlendirdik, Bistrot Linois’yı yemekhanemiz haline getirdik. Ama Paris aynı zamanda 18. bölgede Dalida’yı anmak, bisikletle Canal Saint-Martin’e gidip Chez Prune’de kahve içmek, Palais de Tokyo’da sergi gezmek, Udo’da dans etmek. Odéon’un arka sokaklarını, sabahlara kadar eğlendiğimiz Pulp’ın ekibinin sonradan açtığı Rosa Bonheur’ü de unutmamak lazım.

 

THE PICKS-