Feb 09 2009

Campana Brothers


Brezilyalı Campana Brothers, özgün ve çevreye duyarlı tasarımlarıyla dikkat çekiyor.

Arda Savcı

Aralık 2008’de Miami’de 4. kez düzenlenen, dünyaca ünlü tasarımcıların en yeni işlerinin sergilendiği sanat etkinliği Design Miami’nin onur konuğu olan Brezilyalı Fernando ve Humberto Campana kardeşler; tasarım dünyasında basit teknoloji ürünleri kullanarak yarattıkları yeni, özgün ve aynı zamanda çevreye işaret eden tasarımlarıyla tanınıyorlar. Son yılların en değerli tasarımcıları arasında gösterilen, New York'taki Museum of Modern Art (MoMA) gibi önemli koleksiyonlarda yer alan Campana Brothers’la görüştük.

 

Bay Humberto siz hukuk, Bay Fernando siz de mimari okudunuz. Tasarım stüdyosu kurmaya nasıl karar verdiniz?

Humberto: Hukuk okuduktan sonra Brezilya’nın kuzey doğusunda yer alan Bahia Eyaleti’nin Itabuna kentine yerleştim. Itabuna özgürce yaşayabileceğiniz, dünyadaki nadir kentlerden biridir. Zaman askeri diktatörlük zamanıydı ve ben çoktan hukuk kariyerime son verip heykel kurslarına katılmaya karar vermiştim. Bu arada, geçimimi sağlamak için hasır sepetler yapmaya başlamıştım.

Fernando: İki yılın ardından Humberto Sao Paulo’ya geri döndü. O sıralar ben de ona sevkıyat işlerinde yardım ediyordum. Tasarım stüdyomuz Estudio Campana’nın hikayesi işte bu şekilde başladı. Benim mimari alandaki know-how’ım, Humberto’nun işini daha pratik yapmasını ve onları tasarım endüstrisine tanıtmasını sağladı.  

Tasarım felsefeniz nedir?

Bize göre malzeme sadece ilk bakışta verdiği fikir doğrultusunda kullanılmamalı. Biz malzemelerden tamamen yeni bir kullanım şekli yaratmayı ve bazen onlara ikinci bir yaşam vermeyi seviyoruz. Aslında, ilk zamanlar endüstriyel yöntemlerle yapılacak bir üretim için gereken yüksek teknolojiye yatırım yapamayışımızdan ortaya çıkmıştı bu. Biz de, çözümü kendi Brezilya’ya özgü ruhumuzda bularak, alışılagelmiş olanlar yerine farklı malzemeler kullanarak çeşitli objeler yaratmaya başladık. Basit teknolojik araçlar kullanarak yeni ve özgün objeler yaratmak zamanla tasarım felsefemiz haline geldi. Tasarımlarımızın diğerlerinden farklı olmasını ve günümüzde çok sık kullanılan standartlaşmış işlemlerden uzak durmayı seviyoruz. Bu yaklaşımımız ayrıca kariyerimize başladığımızdan beri bizi çevresel bir politikanın içine aldı.

İlham perileriniz neler?

İlham kaynağımızı günlük hayattan alıyoruz. Brezilya’dayken yaşadığımız şehirde gördüklerimizden ya da yurtdışı seyahatlerimizde ziyaret ettiğimiz ülkelerin farklı kültürlerinden... Genellikle farklı bir forma büründürebileceğimiz basit objeler heyecanlandırıyor bizi. Aynı şekilde ziyaret ettiğimiz yerlerde ürün haline gelme potansiyelini taşıyan nesneleri gözden geçiriyoruz, sonra da onlarla neler yapılabileceğini düşünmeye başlıyoruz.

Stilinizi nasıl tanımlarsınız?

Bunu tanımlamak bizim için pek de kolay değil. Biz Brezilyalıyız. Brezilya sadece 500 yıllık geçmişe sahip genç bir ülke olmakla beraber, en ilkelinden en gelişmişine farklı kültürlerin karışımını barındırıyor... Yaşadığımız ülke stilimizde belirleyici oluyor. Eğer risk alarak bir şey söylememiz gerekirse; ‘wet design’, daha değişken ve spontane.

Tasarım yaparken güçlerinizi nasıl birleştiriyorsunuz?

H: Bir proje gerçekleşmeden önce birlikte tartışıyor ve karar veriyoruz. Önerimiz (müşteri tarafından) kabul edildikten sonra genellikle Fernando çizim çalışmalarına başlıyor, ben de genellikle prototip ve hacimsel çalışmaları gerçekleştiriyorum.

Neden doğal ve geri dönüşümlü malzemelerle çalışmaya özen gösteriyorsunuz?

Daha önce söylediğimiz gibi, geri dönüşümlü malzemelerle çalışmaya sofistike ya da teknolojik bir üretime yatırım yapamadığımız için başlamıştık. Stüdyoyu kurduğumuz ilk zamanlar, Brezilya’da çevresel eğitim için herhangi bir program yoktu. Doğru yolda olduğumuzu fark edince, bunu ifade biçimimiz olarak kabullendik. Kariyerimizin başında bunu belirtirken daima ‘Kıtlık için Tasarım’ diye adlandırdık ki, bu ülkemizde gecekondularda yaşayan birçok evsiz için yeni bir şey değil. Onlar kötü yaşam koşullarına karşı hayatlarını sürdürebilmek için geri dönüşümü sağlamakta önemli role sahip.

Geçtiğimiz Aralık ayında Miami’de gerçekleşen Design Miami’de ‘Yılın Tasarımcısı Ödülü’ne layık görüldünüz. Başarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu ödülü sadece 25 yıldır geliştirmiş olduğumuz işimiz adına değil, aynı zamanda daha iyi ve yenilikçi üretim yapmaya devam etmek üzere aldık.

Yanınızda ne olmazsa asla tasarım yapamazsınız?

Müzik eşliğinde ‘tembel tropikal’ bir ortam olmadan asla çalışamayız.

Size en çok hangi işiniz heyecan veriyor?

Yaptığımız bir sürü iş arasından araştırma dolu bir süreçten geçtiği için EDRA Italy’ye tasarladığımız ‘Sushi’ koltuk ve ‘Boa’ divan; ayrıca Albion Gallery için yaptığımız iki farklı malzemeyi volümetrik bir biçimde sunan ‘Transplastic Series’.

Favori tasarımcılarınız?

Birçoğunun arasından Ingo Maurer, Massimo Morozzi, Tom Dixon.

Kim ya da ne için bir şey tasarlamak isterdiniz?

F: Saydam bir uçak tasarlamak isterdim.

H: Yoksullar için bir bahçe tasarlayarak onlara bu bahçeyi nasıl inşa edeceklerini ve koruyacaklarını öğretmek isterdim. Bu yolla bahçenin hem inşaatına hem korumasına yardım ederlerdi.

Tasarımcı olmaya karar veren birisine ne önerirsiniz?

Trendleri takip etmeyin, özgür ve çevreci bir ruh taşıyın.

Bir restorana girdiğinizde ilk önce neye dikkat edersiniz?

F: Işık ambiyansı ve tabii ki hijyenik koşulları.

H: Gürültü seviyesi.

Ne tür müzik dinlemekten hoşlanıyorsunuz?

F: Tamamen popüler müzik... Samba’dan soul’a.

H: Pop, klasik, bossa nova. 

Favori seyahat adresiniz neresi? 

F: Sao Paulo eyaletinde yaşadığım kent, Brotas.

H: Rio de Janeiro.

Brezilya’daki favori adresleriniz neler?

F: Brotas’tayken annemin yanında kalıyorum. Ama burada önereceğim 2 otel var; Vila do Conde ve Primavera da Serra.

H: Sao Paulo kentinde La Frontera bölgesi. 

Bu kentlerde mutlaka yapılması gereken şeyler neler?

F: Brotas’ta eski arkadaşlarımla bir araya gelmek ve tasarım haricindeki şeylerden konuşmak.

H: Güney Amerika şarabının en iyilerini içmek.

 

THE PICKS-