Jul 14 2015

China Moses


Yetenekli, hayat dolu ve müziğe aşık… Müzisyen China Moses’ı özetleyecek en iyi kelimeler bunlar olabilir ancak her şeyi bizzat kendisinden dinlemek en iyisi!

Su Sonia Herring

22. İstanbul Caz Festivali’nin son günlerinde sahnede muhteşem bir üçlü var; Oleta Adams, China Moses ve Aloe Blacc. Caz efsaneleri Billie Holiday ve Frank Sinatra’nın müzikal mirası ve fazla bilinmeyen yakın arkadaşlıklarını merkeze alan ‘Sinatra & Lady Day’ projesinin fikir annesi ise ünlü davulcu Terri Lyne Carrington. Merakla beklenen performanslarını canlı izlemeden önce, müzik kariyerine 15 yaşında bir albüm anlaşmasına imza atarak başlayan ve o günden beri durmayan China Moses’tan müziği, hayatını ve hikayesini duymak istedik.

 

En büyük ilham kaynaklarınız Billie Holiday ve Dinah Washington, bize onlarla ilgili ne söyleyebilirsiniz?

Onları kendiniz araştırmanız gerektiğini söyleyebilirim. Şaka yapıyorum, söylenecek o kadar çok şey var ki… Güçlü kadınlar, çok farklı sesler, ikisi de genç yaşında vefat etti. Muhteşem, büyük sesler, inanılmaz kadınlar. Ayrıntıya giremiyorum çünkü girersem bir saat boyunca yalnızca onlardan söz edebilirim. İkisi hakkında da çok fazla anlatılabileceklerim var.

Söz konusu ikili dışında hayatta size en çok ne ilham verir?

Hayatta? Her sabah uyanmak ve yeni bir güne başlamak bana ilham verir. İstanbul’da olmak ve üçüncü defa Caz Festivali’nde sahneye çıkmak bana ilham verir. Yarın anlatamayacağım kadar yetenekli ve harika insanlar, sanatçılar, müzisyenlerle aynı sahneye çıkacak olmak bana ilham verir. Her şeyden ilham alabilirim, yemekten bile. Yemekleriniz bir harika!

Kariyerinize çok küçük yaşta başladınız, geçmişe dönebilseniz kendinize ne tavsiye verirdiniz?

Kendine sadık ol. Bu kadar. Ama bence herkesin bu konuyla ilgili sorunu oluyor. Kendin olmaktan korkma. İnsanlar senden nefret etse veya senin buyurgan biri olduğunu düşünseler bile kendinden ödün verme. Bir köşede oturup, utanmaktan vazgeç. Bu kadar.

Sahnede çok enerji dolu ve neşelisiniz, günlük hayat için de geçerli mi aynı durum?

Sanırım bu eşime sorulması gereken bir soru, onun bambaşka bir yanıtı olacağına eminim. Ailemden aldığım, kanımda olan bir enerjim var kesinlikle, hepimiz böyleyiz. Bu düşük anlarım olmadığı anlamına gelmiyor, ne kadar mutluysam da diğer uca da gidebiliyorum. Ancak sahnede olmak, o anı yaşamak o kadar gerçekdışı bir deneyim ki nasıl tarif edebileceğimi bilmiyorum. Paylaşmak muhteşem bir duygu ama aslında müziği öncelikle kendim için yapıyorum. Bu kişisel bir keyif, başkalarıyla tadı çıkarılabilecek paylaşılabilecek bir keyif. Eğer müzik yapamasaydım, şarkı söylemeseydim ne yapardım bilmiyorum. 2004’te televizyon programım nedeniyle bir yıl şarkı söyleyemedim ve depresyona girdim. Artık müziğin beni tam anlamıyla mutlu eden tek şey olduğunu biliyorum.

Annenizin (caz müzisyeni Dee Dee Bridgewater) ayak izlerini takip etmeye nasıl karar verdiniz?

Müzik beni seçti ve annemin ayak izlerinden gitmek zordu. İlk büyük anlaşmamı 15 yaşında bir plak şirketiyle imzaladım. Bir sene sonra evde annemin 16 yaşındayken bir vokal yarışmasındaki performansının kasetini buldum. Scat yapıyordu, akıl almayacak ölçüde iyiydi. Dinlerken ağlamaya başladım çünkü hiçbir zaman onun kadar iyi olamayacağımı biliyordum. Annem müziği duyunca yanıma geldi ve “Beni dinle, ancak kendin olabilirsin. Bunu sana yalnızca bir defa söyleyeceğim, ancak elinde olanlarla yapabileceğinin en iyisini yapabilirsin. Sen ben değilsin, ben sen değilim. Sen başka bir kişiliksin, yolunu ve sesini bulacaksın. Scat yapamıyor olabilirsin. Kimin umurunda? Benim sahip olmadığım çok güzel, derin bir sesin var. Başkalarının sana benden daha az sanatçı olduğunu söylemesine izin verme.” Bu konuşmadan sonra annemin doğru söylediğine karar verdim, annenin sözünü dinle! Yıllarca bu sözler benim devam etmemi ve kendi yolumu bulmamı sağladı.

Bu kadar çeşitli ülkede sahne aldıktan sonra seyirciler arasında ne gibi farklardan bahsedebilirsiniz?

Fransa çok ketumdur. İspanya ise güçlü performanslardan hoşlanır, tutku ve çılgınlıktan! Almanların biralarına ihtiyaçları vardır ama müziği gerçekten takdir ederler. İstanbul… Blues çalmaya başladığınız an çıldırıyorlar, blues ve funk herkesi harekete geçiriyor! Aslında her ülkenin seyircisi sosyal hayatta nasılsa müzik seyircisi olarak da öyle. Güneye indikçe insanlar hareketleniyor. Örneğin Stockholm’de önce alkollerini almaları gerekiyor, muhtemelen sürekli hava soğuk olduğu için. Dünyayı gezmek çok ilginç bir deneyim, performanslar sırasında ülkelerin, toplumların nasıl olduğunu görüyorsunuz. Harika bir duygu!

İlginizi çekebilir: Michael Kiwanuka Röportajı

Tüm şarkı sözleri arasında favori mısranız nedir?

Sanırım İngilizceye çevrilmiş bir İtalyan şarkı adı ‘Just Say I Love Him’ (Onu Sevdiğimi Söyle). İtalyanca şarkılar drama açısından oldukça zengindir, ve o şarkının bir satırı artık yürümeyen bir ilişkide olmayı eksiksiz özetliyor…. “Onu terk ettiğim için bir aptal olduğumu söyle. Bir aptalın ne kadar çok sevebileceğini söyle.” Bu satırlar bana hayatta ve aşkta ne kadar aptal olabileceğimiz açıklıyor. İşte özeti, hayat bundan ibaret! Çok aptalca hatalar yapıyoruz ve bazen düzeltmeye cesaretimiz oluyor bazen ise olmuyor. Bu mısraya bayılıyorum.

Günümüzün müzik endüstrisi ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Dünden bugüne ne gibi farklar var?

Her şey değişti ama biz hala eski usul çalışıyoruz. Artık internet var, orada herkes kendi derdinde. Buna rağmen hala büyük plak şirketleri var ve caz müzik hala onların elinde. Eski, büyük sanatçılar hep plak şirketlerinde. Ancak artık kendi istediğimizi yapma özgürlüğümüz var, bir yandan da seyirciye ulaşabilmek için daha fazla çalışmak gerekiyor.

Değişimin en güzel yanı müzisyenlerin artık müzikleri üzerinde söz sahibi olması, müzikleri kendilerine ait. Bence insanlar ne kadar çok müzisyenin kendi bestelerinin sahibi olmadığının farkında değil, besteler plak şirketlerine ait. Mesela Dinah Washington, müziği kendisine ait değildi ve öldüğünde ailesi hızla fakirleşti. Albümleri hala satılıyor ancak ailesi gelirden pay alamıyor. Bence en önemli kısım bu; kendi yarattığınız müzik sizin olmalı, küçük bir kısmı plak şirketine ait olsa bile. Hayatınızı buradan kazanıyorsunuz. Şu andaki en büyük fark bu.

Müzikle olan ilişkiniz oldukça eklektik, birçok farklı tarzda şarkı söylüyorsunuz. Bu noktaya nasıl geldiniz?

80’li yıllarda çocuktum. Pop, rock, dance, disco, hepsini dinlerdim. Hepsini söylemeyi severdim, projeyi beğenirsem herkesle şarkı söyleyebilirim. 80’ler çocuğuyum, MTV bebeğiyim.

Sinatra & Lady Day projesinde yer almak sizin için neden önemli, bu geceden neler beklemeliyiz?

Bence müzikal olarak muhteşem bir gece olacak orası kesin. Bence bu projelerdeki en güzel taraf daha önceden tanışmadığınız müzisyenlerle ilk defa sahneye çıkmak, çok özel bir duygu ve çok heyecan verici. Projeye beni davulcumuz ve müzik direktörümüz Terri Lyne Carrington davet etti. Kadına olan saygım sonsuz, ondan gelecek her daveti kabul edebilirim!

Tabii bir de Billie Holiday ve Frank Sinatra bağlantısı var. Arkadaş olduklarının farkında bile değildim. Billie Frank’in yakın arkadaşıydı birbirlerini severlerdi. Aslında düşününce komik; caz festivallerinde belli sanatçılara adanmış performanslar olur ama tüm bu efsanelerin aynı dönemde yaşadığını düşünmeyiz. Marilyn Monroe ile Ella Fitzgerald’ın dost olduklarını ve birlikte gece eğlenmeye gittiklerini hayal etmek tuhaf değil mi? Bir mekana giriyorsunuz ve sevdiğiniz, ilham aldığınız herkes orada. Hem de gelecekte yaratacakları etkileri onlar da bilmiyor! Ne kadar güzel? Ne kadar müthiş? İşte bu yüzden bu tarz konserler çok özel oluyor. Birlikte sahne alacağım isimlerle şarkı söyleyeceğim için çok heyecanlıyım. Karaokede sürekli Oleta Adams şarkılarını söylerdim, favorilerimden biri!

İlginizi çekebilir: Thurston Moore Röportajı

THE PICKS-