Apr 01 2013

Craig Green


Eğitimini daha geçen yıl tamamlayan tasarımcı Craig Green’in kısacık kariyeri, başarı bursları ödüller ve övgülerle dolu.

Sara Şensoy

Central Saint Martins’deki yüksek lisans eğitimini bitirmesinin üzerinden bir yıl geçmeden tasarımları Londra Moda Haftası’nda yer alan Green, çocuksu hayaller, maceracı bir ruh ve kendi elleriyle şekil verdiği malzemeleri temel alan maskülen estetiğiyle büyük markaların ve dünyaca ünlü moda dergilerinin dikkatini çekmeyi başardı. Yılın en çok konuşulan sonbahar/kış defilesine imza atan Craig Green ile Central Saint Martins’teki eğitiminden, ilham kaynaklarından ve gelecek planlarından konuşuyoruz.

 

Modaya ilginiz nasıl başladı?

Sekiz yıl önce Central Saint Martins College’a girdim. Portre ressamı ya da heykeltıraş olmak istiyordum. Ama tesadüfen moda sektörünü denemek zorunda kaldım. Edindiğim bazı arkadaşlar sayesinde moda iletişimi uzmanlığım haline gelmişti. Bunun ardından bir hayır kuruluşu yararına düzenlenen defile için berbat bir elbise hazırladım. Hayatımda ilk defa dikiş makinesi kullanmıştım. Alexander McQueen’i bile tanımıyordum. Bunun üzerine CSM’deki lisans eğitiminde desen üzerine çalışmayı seçtim, çizim ve boyama ağırlıklı bu bölüm benim için çok uygun görünüyordu. Rekabetçi moda dünyasıyla ilgilenmiyordum. Ardından yine CSM’de erkek giyimi konusunda yüksek lisans eğitimi aldım. Eğitimim tekstil ve sanat alanında ve bu birikim bana tasarımlarımda çok yardımcı oldu. CSM kolay bir okul değildi ama ben ortama uyum sağladım. Sanırım en önemlisi lisans dönemiydi. Ne yapmak istediğime karar verip kendi sesimi bulmaya çalıştığım dönem... Londralıyım ve hayatım boyunca burada yaşadım. Annem hemşire, babamsa su tesisatçısıydı. Tasarım ya da sanatla bir ilgileri yoktu. Ben resim çizmeyi seviyordum ve resim derslerinde en iyilerden biriydim. Başta Edinburgh Art College'da okumak istemiştim ama liseden bir arkadaşım CSM'ye başvurduğunu söyledi, ben de bir yılı seyahat etmeye ayırdım ve sonra CSM'ye başvurdum.

Biraz da CSM’deki yolculuğunuzdan söz edelim. Sizce okulunuz sizi moda endüstrisi için yeterince hazırladı mı?

CSM sizi moda sektörü için birçok yönden çok iyi hazırlıyor. Tek eksiği yönetim, muhasebe, vergi gibi konuları öğretmemesi. Ama diğer yönlerden kişinin kendi motivasyonuna dayalı bir eğitim veriyor. Lisans eğitimine kabul edilen birçok kişi en zoru başardığını düşünür. Okula girdikten sonra tembellik eder, partilere gider. Bunda kötü bir şey yok, bunu ben de yaptım. Ama okula girmiş olmak başardığınız anlamına gelmiyor. Burada en havalılar değil, sıkı çalışanlar başarılı oluyor. Bu da tamamen sizin motivasyonunuza bağlı; eğitiminiz sizin umurunuzda değilse eğitimcilerin de umurunda değil. Siz çaba gösterdiğinizde size yardımcı oluyorlar. Bu yüzden iyi bir okul olduğunu düşünüyorum. Kendinizden ve birlikte okuduğunuz insanlardan çok şey öğreniyorsunuz. Tam olarak ne öğrettiler deseniz bir yanıt veremem, sadece süreç gelir aklıma, ancak eğitimci ve okul arkadaşlarınız bir şekilde sizin içinizdeki en iyi şeyin ortaya çıkmasını sağlıyor.

2012 ve 2013 defileleriniz arasında ne gibi farklar var?

Geçen yıl çok fazla şey oldu. Yüksek lisanstan sonra gerçek hayata adım attığınızda sadece işinizle ayakta durmak durumundasınız ve bir an geliyor, giysi satmak zorunda olduğunuzu fark ediyorsunuz. Günün sonunda bu bir iş; görsel ya da kavramsal bir proje değil. Ben de yavaş yavaş giyilebilir, arzu edilebilir giysiler ve şok edici bir defile arasındaki dengeyi bulmaya başlıyorum. Sürekli sanatsal, insanların erişemeyeceği şeyler üretemem. İnsanlar ürünlerimi anlamalı ve onlara erişebilmeliler. Bence modanın sınırları ve hızı onu daha heyecan verici kılıyor. Yine de her zaman sanat, performans ve heykelden ilham aldım. Podyum düzeni, fotoğraf çekimi, kumaş seçimi; ne olursa olsun karar sanatsal bir yerden geliyor. Defilelerim üzerine çok düşünüyorum, her seferinde seyirciler için başlı başına bir fantezi ya da macera olmalarını istiyorum.   

İşinizin en heyecan verici evresi hangisi?

Elinizdekiyle yetineceğinizi anladığınız an. Defileden hemen önce tüm kıyafetleri bir araya getiriyor ve ortaya ne çıkacağını görüyor, son dakika kararları vermeye başlıyorsunuz. Heyecan verici bir diğer evre de araştırmak. Bu süreçte hissettiğiniz belirsizlik, aldığınız riskler... Bence insanlar artık modada risk almıyor. Giysi satmak istiyorlar, tabii ki bunu ben de istiyorum ama yine de risk alınmalı.

Sonbahar/Kış 2013 defilenizde başlangıç noktanız ve ilham kaynaklarınız nelerdi?

2012 Sonbahar/Kış defilemde gölge kavramı üzerinde durmuştum. Geçen yaz Nagi Noda’nın işlerini gördüm ve inceledim. Onun işlerindeki dokular, kumaşlar ve katlarda gölge kavramını bir kez daha keşfettim. İlham içinse her zaman sanata dönüyorum. Bence moda sanatı az da olsa takip ediyor. Ayrıca üniformalardan ve dini kıyafetlerden de ilham alıyorum. Bence bu iki giyim tarzı arasında muhteşem kesişimler, geçişler var. İnsanların onları giyiş nedeni, bu giysilerin insanları nelerden koruduğu ve kimliklerini nasıl çekip aldığı ekseninde düşünürseniz ne kadar anlamlı olduklarını görebilirsiniz. Ben de bu fikirleri karıştırıyor ve onlarla oynuyorum.  

Koleksiyonunuzda hangi malzemeleri kullandınız?

Desen eğitimi aldığım için her zaman yeni malzemeler denemeye ve kullanmaya çalışıyorum. Ya da malzemeyi yeni bir bakışla kullanmaya uğraşıyorum. Resimli baskılar yerine kumaşın işlenişiyle oluşan desenleri tercih ediyorum. El yapımı, dijital olmayan desenlerin daha özel olduğunu düşünüyorum. Kırışıklıklarla elde edilen pileler, spor çizgilerde saten kullanımı, dar verevli yakalarda kırışmış vinil... Koleksiyonumda bolca örgü kullanıp bunu koyun tüyünden parçalarla birleştirdim, kot kumaşından farklı dokuları bir arada kullandım. Tüm modeller elle boyandı ve özenle hazırlandı. Benim için her şey dokularda bitiyor; parlak vinil kumaş kullanırken ışığı, yansımayı, gölgeyi ve karanlığı düşünüyorum. Parçaların aynı anda yumuşak, dökümlü, rahat, sağlam ve iyi dikilmiş olmasına çalıştık. Kreasyonlarda iç çamaşırlardan ceketlere üç ila beş kat giysi var. Kışa uygun kıyafetler tasarlamak iyice düşünmeyi ve titiz olmayı gerektiriyor. Birçok tonu birlikte kullandım, bu yüzden parçaların yapısını tam olarak anlayabilmek için yakından bakmak ve dokunmak gerekebiliyor.

Kariyerinizin başında olmanıza rağmen birçok ödül kazandınız ve Londra’daki Design Museum’un ‘2013 Yılın Tasarımcısı’ ödülüne aday gösterildiniz. Bu adaylıktan nasıl haberiniz oldu?

Tüm bunlar bana çok çılgınca geliyor. Aday olan diğer başarılı isimlerle aynı sergide olmak muhteşem. Bana Noel'den önce e-posta gönderdiler, bense ödülün ne olduğunu tam bilmiyordum çünkü tasarım dünyasının çok içinde sayılmam. Adaylar arasında Zaha Hadid, Louis Kahn, Renzo Piano, Rei Kawakubo, Raf Simons, Miuccia Prada, Pierre Hardy, Olafur Eliasson, Thomas Heatherwick vardı. Kazanmaya dair hiç umudum yoktu ama koleksiyonumu Comme des Garçons ve Dior gibi isimlerin yanında sergilemek, bunun bir parçası olmak inanılmazdı. Gerçekten, daha ne isteyebilirim ki?

Geçtiğimiz yaz New York’taki modern sanat merkezi ve performans laboratuarı Watermill Center’da geçirdiğiniz dönemden de bahseder misiniz? Merkezin kurucusu ve kreatif direktörü Robert Wilson’la çalışmak nasıl bir deneyimdi?

Atina merkezli modern sanat kurumu Atopos CVC, Robert Wilson tarafından yaz programı ve Watermill Summer Benefit sergisi için merkeze davet edilmişti. Ben de Atopos’un koreografı tarafından çağrıldım. O enstalasyonu tasarlarken ben de kostümleri hazırladım. Aynı zamanda çok yorgundum. İlkbahar/yaz 2013 defilemi daha yeni yapmıştım ve dinlenmeden Londra'daki olimpiyatlar için çalışmıştım. Ancak orada olmak ve Robert Wilson’ın nasıl çalıştığını görmek müthiş bir deneyimdi.

Koleksiyonlarınız için hangi ülkelerden sipariş alıyorsunuz?

Son koleksiyonumun tümü Japonya’dan sipariş aldı, Londra’dan ve Kuveyt’ten de sipariş geldi. Ayrıca Amerika’dan potansiyel bir alıcı var. Müşterilerim ağırlıklı olarak Japonya’dan. Londra pazarında bir yer edinmek daha güç. Japonlar daha maceracı insanlar. Sanırım yaptıklarım İngilizlerden çok Japonlara hitap ediyor. 

Yeni projeleriniz neler?

Design Museum’daki sergim devam ediyor, ardından Whitechapel Gallery’de Swarovski’yle ortak bir projemiz olacak. Ayrıca Paris’te La Gaité Lyrique’te açılacak olan Monsters in Fashion sergisi var. Aksesuar tasarımı alanında bir işbirliği yapmak istiyorum, ancak henüz kiminle olacağı belli değil. Bir ay benim için böyle geçecek. Bence birçok farklı proje ve yeni isimlerle işbirliği içinde olmak çok önemli.

 

THE PICKS-