Jan 22 2015

Design Maestro’nun Restoranları


Atmosferin, estetiğin ve tasarımın yeme-içme kültürüne yeni bir boyut kazandırdığı günümüzde; meşhur mimarların, artizan stüdyolarının ve kreatif atölyelerin elinden çıkan mekanların sayısı hızla artıyor.

Lara Lakay

 ‘Yemek’ aynı zamanda görsel bir tatmin aracı. İşte, her bir detayın ince ince düşünüldüğü, bu görsel sevişmeyi gerçekleştiren beş örnek:

 

1.     NO.57 Boutique Cafe, Abu Dhabi

Tasarım: Anarchitect, Jonathan Ashmore ve Tarik Zaharna

2012 yılında Buthaina Al Mazrui ve Alamira Noor Bani Hashim tarafından tasarlanan ‘Club by No. 57’ Birleşik Arap Emirlikleri’nin alışık olmadığı bir girişimcilik örneğiydi. Her ay, gizli bir mekanın spontane şekilde bir yemek ve kokteyl salonuna dönüştürüldüğü ve sadece davetlilerin katılabildiği bu ‘yemek aktivitesi’ beklenilenden çok daha fazla bir ilgi gördü. Gizemli proje, bu ay sabit, fiziksel bir alana dönüştü. Dubai’li tasarım stüdyosu ‘Anarchitect’ işbirliğiyle tasarlanan No.57, yemek yeme aktivitesini, yaratıcı ve dinamik bir sosyal sürece dönüştürüyor. Karara mermeri masalar, meşe odunu sandalyeler, siyah ve gri metalik ağırlıklı duvarlara bolca ananas ve kaktüs eşlik ediyor. Son olarak, gizem meraklılarına bir not: Mekanın içinde hala küçük ve gizemli bir oda, özel kokteyl ve davetler için mevcut.

 

no57.co

Al Marasy Building no 2, Al Bateen, Harbour, Abu Dhabi

  

2.     Story Restaurant, Helsinki

Tasarım: Joanna Laajisto Creative Studio, Joaana Laajisto

Helsinki’nin en eski pazarlarından ve buluşma alanlarından biri olan ‘Old Market’ 2014 senesinde girdiği renovasyon çalışmasından sonra ‘lezzetli’ bir yeniliğe ev sahipliği yapıyor. Old Market’in doğu cephesinde buluna ‘Story’ pazardan alınan taptaze malzemelerle günlük menüler hazırlayan yeni bir restoran/kafe. Mekan; Finlandiya’nın en önemli dört restorasyon firması olan Anders Westerholm, Matti Sarkkinen, Teemu Aura ve Markus Hurskainen tarafından yenilendi. İç dekorasyon ve tasarım ise Joanna Laajisto’nun hayal gücünün ürünü. Yüksek tavanlar ve doğal aydınlatmaya; Tebia markası alıç, deri ve taş gibi doğal materyallerle kullandığı mobilyalarla eşlik ediyor. Bizi en çok etkiyelen balıkçı ağlarından tasarlanan aydınlatmalar oldu.

 

restaurantstory.fi

Vanha Kauppahalli, Eteläranta, Helsinki

 

3.     Pennethorne’s, Londra

Tasarım: SHH Architects, David Spence ve Neil Hogan

1776 senesinde Sir William Chambers tarafından tasarlanan Somerset House neoklasik mimarinin şüphesiz en güzel örneklerinden biri. Yıllardır Londra’nın sanat ve kültür hayatının kalbi olan bu büyüleyici bina, adını batı kanadının mimarlığını yapan Sir James Pennethorne’dan alan bir kafe-bar’a ev sahipliği yapıyor. Geçtiğimiz yılın son ayında açılan ‘Pennethorne’s Café Bar’ neoklasik dönemin havası temel alınarak, modern dokunuşlarla tasarlanmış. Petrol mavisi duvarlar ve venge mobilyalar; bronz ve deri minderler mekana son derece şık bir hava kazandırıyor. İki bölümlü mekanı, Pennethorne’un her biri 25 cm. uzunluğunda olan 50 adet kabartma heykeliyle dolu bir duvar ayırıyor.

Somerset ziyaretinizde, son derece ilham verici bu kafede bir kahve molası vermenizi şiddetle öneriyoruz.

 

 pennethornescafe.co.uk

Pennethorne Cafe, New Wing Somerset House, Londra

 

4.     Song Qi, Monaco

Tasarım: Emil Humbert ve Christophe Poyet

 

Art Deco’nun gücünü kanıtlar nitelikteki Song Qi, henüz altı aylık olmasına rağmen Monaco’nun en popüler mekanı oldu. Song Qi, Çin mutfağını Michelin yıldızlı şef Alan Yau ile temsil ediyor. Mekanın görkemli tasarımı ise daha önce Mozza, Avenue 31, Beefbar Monaco ve Berlin’in yeni incisi Beefbar Berlin’in mimarları Emil Humbert ve Christophe Poyet’e ait. “Mekanın ruhuna saygı duymak en önemli noktadır.” felsefesiyle tasarlanan Sonq Qi, sizi Şangay’ın altın seneleri olan 1930’larda hissettiriyor. Yeşil kadifeler, altın detaylar, siyah vernikli duvarlar... Grace, burada eminim ki yemek yemek isterdi.

 

song-qi.mc

7 Avenuer Princess Grace, 98000, Monaco

  

5.     The Jane, Antwerp

Tasarım: Piet Boon Studio

Bu yazının en ilginç restorasyonu Antwerp’te eski bir askeri hastanenin kilisesinden dönüştürülerek yaratılan The Jane Restaurant olsa gerek. İnancınız yemek üzerinde yoğunlaşmışsa, sizi Michelin yıldızlı Sergio Herman ve havarisi Nick Bril’in huzurlarına sunuyoruz. Geçtiğimiz senenin Mart ayında açılan The Jane, kilisenin ana avlusunda bulunan yemek bölümü ve üst katındaki ‘The Upper Room Bar’ ile ikiye ayrılıyor. Kilise mihrabının bulunduğu bölüm ise ironik bir şekilde mutfak olarak tasarlanmış. The Jane’in en ilgi çekici parçaları: 150 ampülden oluşan dev bir kuru kafa biçimli avize ve Batı Avrupa kiliselerinin mistik havasını bozmadan yeniden tasarlanan, kilise pencereleri. Aziz ve şehitler yerine bu camlarda; hayvanlar, değişik geometrik biçimler ve hatta gaz maskeleri görebilirsiniz. The Jane’in rezervasyon konusunda çok olduğunu eklemeliyiz, bir masa ayırtmak için en az bir ay önceden iletişe geçmeniz gerekiyor.

 

 thejaneantwerp.com

Site’t Groen Kwartier, Paradeplein 1, Antwerp

 

THE PICKS-