Sep 06 2012

Jean-Marc Gady


Akla gelen neredeyse tüm Fransız lüks tüketim markalarıyla ismi anılan tasarımcı Jean-Marc Gady’nin portföyü, vazodan mağazaya, koltuktan aydınlatmaya, yaşamın her anına ve alanına dokunuyor.

Arda Savcı

Yaratıcı süreçlerle ilişkisi reklam sektöründe çalışırken başlayan Jean-Marc Gady, mevzunun üç boyutlu, elle tutulur unsurlarına duyduğu meraka ve ilgiye karşı koyamayıp isminin yanına tasarımcı titri yerleştirmeye karar verenlerden. Ligne Roset ve Liv’it gibi markalar için ev, aydınlatma ve aksesuar tasarlayarak yola çıkan Gady, Baccarat, Perrouin, Dyptique ve Moët & Chandon gibi markalar için tasarımlara imza attı, Louis Vuitton’un geçtiğimiz yıllarda ses getiren Voyage en Capitale: Louis Vuitton & Paris sergisinin düzenlemesiyle büyük ses getirdi. Fransız tasarımının yükselen isimlerinden Gady ile tasarım ve lüks kavramları üzerine konuştuk.

Çocukken sizi en çok etkileyen ve ilham veren şey neydi?
İnsana ilham verebilecek her şey. Bunun bir kuralı yok. Filmler, gündelik hayat, sergiler, müzik, sokakta gözlem yapan bir insan, orada burada karşınıza çıkan şeyler... Yaratıcı kişiler dahi değillerdir. Sadece onları çevreleyen unsurlara yönelik seçici bir bakış açısı oturtma içgüdüsüne sahiplerdir. Yaratıcılık kimi zaman karışmaması gereken unsurları karıştırmak, beklenmedik ortaklıkları ortaya koymak demektir. Ben her şeyin, bir fikrin ya da konseptin çıkış noktası olabileceğine inanıyorum.

 

Sizi tasarıma yönelten ne oldu?Gençken tasarımcı olmak gibi bir hayalim yoktu. O zamanlar böylesi bir mesleğe sahip olmak kulağa gayet sıkıcı geliyordu. Sanatçı ya da sinemacı olma düşüncesini daha ilham verici buluyordum. Ancak objelere, onların karakterlerine ve formlarına her zaman ilgim olmuştu. Çizim yapmayı çok sevmeme rağmen tasarıma başlamam çok sonraları, reklamcılık eğitimimi takiben gerçekleşti. Reklamcılık eğitimi bana imgenin gücünü ve müşteri taleplerine nasıl yanıt verilmesi gerektiğini öğretti. Dolayısıyla yaratım süreçlerine çoktan girmiştim ancak gerçek anlamda üç boyutlu, elime alıp tutabileceğim bir obje ortaya çıkarmamıştım. Doğal olarak tasarıma yöneldim ve çalışmalarımı bugün de yönetimi altında tutan bir tutku keşfettim.

 

Lüks markalara tasarım yapmakla diğer markalara ya da kendi markanıza tasarım yapma arasında ne gibi farklar var?
Fransız lüks markalarının yüzlerce zanaatkarın elinde nesilden nesle geçerek inşa edilmiş muhteşem bir mirası, bilgi birikimi ve zenginliği var. Tasarımcının önce bunun bilincine varması gerekiyor. Bu aynı işi aynı arzuyla, sürekli olarak yapmak değil, geçmişten günümüze nelerin transfer edilebileceğine dair deliller toplamak aslında. Coco Chanel, Jean-Paul Guerlain ya da Christian Dior başlarda son derece güçlü yaratıcı içgüdülerle yola çıktılar ve öne sürdükleri fikirler zaman içinde bugüne kadar seyahat edebildi. Bu tip markalar için üretim yapmadan evvel kavramaya ihtiyaç duyduğum olgu tam olarak bu. Böyle markalar için çalışmayı, çok değerli malzemelere dokunuyor olmamdan ötürü kendi adıma çok önemli fırsatlar olarak değerlendiriyorum. Yapılan işin narinliği beni çok etkiliyor.

 

En sevdiğiniz lüks markalar hangileri?Berluti, Chanel ve Apple.

 

Sizin yaşamınızdaki en büyük lüks ne?
Golf oynamak. Bazen hafta içi bir öğleden sonra sahaya çıkmak için vakit ayırabilme lüksüne sahip olmak, asla karşı koyamayacağım değerli anlar arasında ilk sıralarda yer alıyor.

 

Paris merkezli mücevher markası Frédéric Aymes için tasarladığınız butik, bir bilim-kurgu filminden çıkmış gibi duruyor. Bu konseptin ardında yatan düşünce neydi?Referans noktalarını bir anda ortadan kaldıran, zamansız bir alan yaratmak istedim. Amacım hayal gücünü zorlayan Frédéric Aymes tasarımlarını ziyaretçilerin hiç beklemedikleri bir perspektiften sunmaktı. İlk yaptığım, ışık portallarından bir girdap oluşturarak mekandaki perspektif algısını yeniden tanımlamak oldu. Peri masallarının hayali görselliğini, ultra-modern olduğu kadar romantik dönemin izlerini de hala üzerinde taşıyan bir biçimde yansıtmaya çalıştım. Amacım ziyaretçileri onlara sunulan mücevherleri hiç beklemedikleri bir biçimde ele almaya davet etmekti.

 

Tasarımlarınızın çoğu yuvarlak formlar barındırıyor ya da yuvarlak temalar üzerinden ilerliyor. Bunun altında yatan bir sembolizm var mı?
Çalışmalarımda şiirden, rüyalardan ve feminenlikten bir hayli ilham alıyorum. Grafik tarafı güçlü ve çağrışımları zengin bir tasarım dilinden hoşlanıyorum. Tasarımlarımın çoğunun yumuşak ve kıvrımlı olmasının nedeni bu olabilir.

 

Şu aralar ne gibi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?Baccarat ile bir aydınlatma projesi üzerinde çalışıyoruz. Ayrıca Diptyque için bir dizi obje ve Montblanc için bir butik projem var.

 

Bugüne kadar imza attığınız obje ve alanlar arasında sizde en çok iz bırakan hangisi oldu?
French Cancan, tarzımı bütünsel bir şekilde tanımlayan yeni bir ürün. Bir araya gelerek heykelsi bir tekerlek ortaya koyan ve plili abajur şapkalarından oluşan bir aydınlatma enstalasyonu. Fransız kankan dansçılarının iç eteklerini çağrıştıran muzip bir ürün. Aynı zamanda bu dans türünün bir dekonstrüksiyonu niteliği taşıyor. French Cancan lamba, temel unsurların birikimine yönelik bir araştırmadan ilham alıyor. Geleneksel plili abajur şapkaları belli bir geometrik düzenle çoğaltılıyor. Bir araya getirilip monte edildiklerinde yepyeni bir görünümün ötesinde yeni bir işlev de ortaya koyuyorlar. Ölçeğin değişmesi bakan kişinin objeyi tamamen farklı bir algıyla beğenmesini sağlıyor. Öncesinde gündelik bir objeden öte bir değere sahip olmayan bir eşyanın, en ufak detayın bile algılanabildiği yepyeni, uyumlu bir bütünün parçasına dönüşmesi... Abajur şapkasının sunduğu kompozisyon, ürünün tamamına hakim bir olan bir ritmi tanımlıyor.

 

Evinizde kendi tasarımlarınıza yer açıyor musunuz yoksa iş ve ev yaşamı arasına sınır çekiyor musunuz?Yaşadığım daire bir showroom değil, bir aile evi. Tasarladığım ürünlerden bazıları tabii ki evimde de var ancak sayıları çok az. Eve geldiğimde artık işte olmadığımı hissetmek istiyorum.

 

Favori tasarımcılarınız kimler?
Son 30 yılda imza attığı muhteşem tasarımlardan ötürü Philippe Starck.

 

Bu aralar ne dinliyorsunuz?Death in Vegas’ın Trans-Love Energies albümünü dinliyorum.

 

İşiniz gereği çok seyahat ediyor olmalısınız. Tasarım ve yaratıcılık açısından en iham verici bulduğunuz destinasyonlar hangileri?
İlham sizi her yerde bulabilir. Bunun bir sınırı ve kuralı yok. Ancak seyahat etmenin kendisi başlı başına bir ilham kaynağı. Farklı kültürler keşfetmek benim için çok önemli.

 

Tatil için nereleri tercih ediyorsunuz?Genellikle İtalya’nın güney bölgelerine gidiyorum.

 

Bu bölgelere sizi çeken nedir?
Fransa’dan çok uzak değiller. Yemekler harika. Her daim güneşli. İnsanlar çok dobra ama aynı zamanda da kibarlar. Sicilya, Napoli ve Amalfi sahilleri yazları cirit attığım destinasyonlar.

 

Size göre dünyanın en iyi restoranı hangisi?Thai yemeklerini çok seviyorum ve benim için dünyanın en iyi restoranları Bangkok’ta.

 

Dünyanın en iyi oteli hangisi?
En sevdiğim otel Paris’teki Le Meurice. Dünyanın dört bir yanında o kadar çok ‘en iyi’ otel ve restoran var ki, bu tamamen ne aradığınıza ve o anki ruh halinize bağlı.

THE PICKS-