Feb 24 2016

Emika İstanbul’da


Minimal melodilerden sert tınılara zekice bir kıvraklıkla geçiş yaptığı setleriyle meşhur Emika ile müzik ve Berlin’in gece hayatı kültürü üzerine.

Itır Yıldız

Ema Jolly, sahne adıyla Emika, aldığı klasik müzik eğitimini üniversitede müzik teknolojisiyle sürdürmüş; tekno müzik serüveninin öncesinde ses tasarımcısı olarak çalışmış iddialı, üretken ve yaratıcı bir müzisyen. Sağlam Batı armonisi altyapısı üzerine eklediği teknik donanım, şu an durduğu yerdeki başarısını açıklıyor gibi. Berlin sahnesinin önemli prodüktörlerinden Rashad Becker’le çalışıp, zarif karanlığıyla Beth Gibbons ve Zola Jesus gibi isimlerle karşılaştırılan müzisyen, 2010’dan bu yana çıkardığı her yeni single’ı ve albümüyle yeni sound’ların, farklı tekniklerin peşinde. Belki de müziğinde neler bulacağımızı en iyi kendisi özetliyor: “fütüristik hikaye anlatıcılığı, kulüp ortamı ve klasik müzik etkileri”. Emika, 2015’te !f music partisi için de İstanbul’a gelmiş, müziği ve sahnesiyle olumlu tepkiler toplamıştı. Şimdilerde, kendi plak şirketi Emica Records’tan çıkardığı Flashbacks adlı yeni albümününün heyecanında. Başarılı müzisyen ile, Berlin’in gece hayatı kültürü ve yeni albümü üzerine konuştuk.

Ana görsel: Karen Vandenberghe


Klasik müzik eğitimin nasıl elektronik müziğe evrildi? Bu süreçten biraz bahsedebilir misin?

Klasik müziği 18 yaşında bıraktım, çünkü elektronik müzikte istediğin sesi yaratabiliyorsun; ayrıca ‘sınıftan’ ve tarihten bağımsız hareket edebiliyorsun. Fakat şimdilerde müzik teknolojisi bir nevi prodüktörlerin beynini yıkadığı ve elektronik müzikte orijinal sesleri yakalamak hayli zorlaştığı için, yeniden orkestrayla çalışıp ilk senfonimi besteledim. Kickstarter’dan ‘How To Make A Symphony’ adlı projeme göz atabilirsiniz.

Aldığın eğitim kendi müziğini yaparken seni nasıl besliyor?

Çok sağlam ve akademik bir Batı armonisi eğitimi gördüm ve şimdi kendi ses tasarımı anlayışımı geleneksel beste ve senfonilerle birleştirebiliyorum.

Yeni ve farklı sesleri denemekten hoşlanıyorsun gibi görünüyor. Yeni albümün Flashbacks’in nasıl bir tonu var?

Flashbacks çok dışavurumcu ve kuvvetli bir albüm oldu, çünkü kendi travmatik tecrübelerimin geri dönüşlerini sanat formunda yansıttım. Lirik, hikaye anlatır bir tadı var ve herhangi bir müzik türünden çok benim ruhumla ilgili.

Elektronik müzik piyasasındaki kadın müzisyenlere pop müziktekilere kıyasla daha farklı bir yaklaşım var mı? Bir kadın olarak duymaktan, görmekten bıktığın şeyler oluyor mu?

Müzik dünyasındaki cinsiyetçi tutum kalbimi kırıyor gerçekten, ama üzüntümle başa çıkıp üretmeye devam ediyorum. Kendi plak şirketimi kurmuş olmak, müziğimden taviz vermeden üretmek için bana biraz daha güvenlik ve özgürlük alanı sağladı. Hayalkırıklığıyla başa çıkabilirim çünkü dünyayı değiştirmek benim kendi içimde neler hissettiğimden daha önemli. Yaptığım işi öyle çok seviyorum ki içimdeki ateş ve tutku her zaman karşılaştığım negatif olayları yakıp kül edebiliyor. İnsanların önüme koyduğu engelleri yıkmaya devam edeceğim; rekabeti seviyorum, o yüzden kimse beni durduramaz. Bir sanatçı olarak kendime sevdiğim şeyler için, özgür ve yaratıcı olma hakkım için savaşmayı öğrettim. Bu bir mücadele değil; böyle bir savaşta çarpışmak benim için bir onurdur.

Müzik sektöründe rol modelin olarak gördüğün birileri var mı?

Bu benim için yanıtlaması çok zor bir soru çünkü bu sektörde herhangi bir şeyi yürekten yapan sanatçılara inancımı o denli kaybettim ki... Bağımsız çalışan her sanatçıya saygım sonsuz; inandığınız işi yapabilmek uğruna tek başına ayakta durmak gerçekten çok zor. Son 10 yıl içindeki rol modellerim Dubstep türünden; bu işin ve bu sound’un gerçek öncüleri; Mala ve Pinch.

Sabahları sana en iyi gelen albüm hangisi?

Jamie Woon’un herhangi bir şarkısı olabilir.

Eğlenmek için en iyi şehirler hangileri sence?

İstanbul’u seviyorum çünkü burada insanlar müziği gerçekten hissediyor ve titreşimlerin içinde kendilerini kaybetmek istiyorlar. Prag’ın eğlence hayatını da seviyorum. 

Berlin’in gece hayatı kültürü ve elektronik müzik piyasası hakkında ne düşünüyorsun?

Bana kalırsa, Berlin’de ün insanların başını döndürmüş durumda; ayrıca bu şehirdeki tekno müzik de sıkıcı ve kasvetli bir hal almaya başladı. Tüm gördüğüm, simsiyah giyinip rahat, cool ve uyum sağlamış görünmek; kulüplere girebilmek ya da DJ olmak için rol yapan insanlar. Yani tablo şu an benim için ilginç olmanın çok ötesinde. Sıkıcı.

En çok hangi enstrümanları seviyorsun?

Senfonimdeki no.1’in baş sopranosu Michaela Srumova, bugüne kadar duyup keşfettiğim en güzel ses. Arpın da çok güçlü ve güzel olduğunu düşünürüm. Klarnetten ve nefesli çalgılardan eskiden gerçekten nefret ederdim, ama şu sıralar yavaş yavaş bu enstrümanların gizemli ve karanlık tonuna aşık oluyorum.

THE PICKS-