Apr 03 2015

François Ozon


François Ozon ile farklı olmanın hazzı üzerine... 34. İstanbul Film Festivali programının iddialı filmlerinden Une Nouvelle Amie'yi (Yeni Kız Arkadaşım) ‘cinsiyetlerarası bir film’ olarak nitelendiren Fransız yönetmenle yüz yüze.

Nando Salvá

Günümüzün en üretken yönetmenlerinden biri o. Türkiye’deki ilk gösterimi İstanbul Film Festivali’nde yapılacak olan yeni filmi Une Nouvelle Amie (The New Girlfriend/Yeni Kız Arkadaşım), David (Romain Duris) ile Claire’in (Anaïs Demoustier) sıradışı arkadaşlığını anlatıyor: David, karısı Laura’yı kaybetmenin acısıyla baş etmeye çalışırken kadın kıyafetleri giymeye başlayan dul bir adam; Claire ise en yakın arkadaşının ölümünün ardından derin bir bunalıma düşen bir kadın, ta ki David’in kadınsı yanıyla tanışıncaya kadar.

Geçtiğimiz San Sebastian Film Festivali’nde François Ozon’la biraraya gelme fırsatımız oldu. Onunla travestilik, gay evliliği ve farklı olmanın hazzı üzerine konuştuk.

Sinemaseverler filmi İstanbul Film Festivali’nde görebilirler.
11 Nisan 21.30 - Atlas
11 Nisan 21.30 - Rexx
17 Nisan 24.00 - Atlas
18 Nisan 11.00 - Feriye

 

Ruth Rendell'ın romanı neden ilginizi çekti?

Rendell çok hoş bir hanım ama aynı zamanda hayli sapıkça hikayeler anlatmak konusunda bir usta. Bu kısa hikayesini 20 yıl önce okumuş ve hemen uyarlamak istemiştim ama para bulamadım. Bir de hikayenin cinayetle bitmesi hoşuma gitmiyordu. Bir aşk hikayesi anlatmak istiyordum, o yüzden bazı değişiklikler yaptım.

Travestiliği ele alırken sizi en fazla zorlayan neydi?

Travestilik hakkında iki türlü film yapılabilir. Bir tarafta Fassbinder'in In A Year of 13 Moons'u (1978) ya da Xavier Dolan'ın Laurence Anyways’i (2012) gibi filmleri var, öte yanda daha geniş izleyici kitleleri için yapılan Tootsie (1982), Victor Victoria (1982), Some Like It Hot / Bazıları Sıcak Sever (1959) gibi daha eğlenceli filmler var. Ben bu tür, hafif, eğlenceli bir şey yapmak istedim. Dramatize etmek yerine tam aksini yapmak bir bakıma... Sonuçta birinin cinsiyet değiştirmek istemesinin dramatik bir tarafı yok.

Komediden drama geçen, sonra yeniden komediye dönüş yapan filminizde janrlar zekice harmanlanmış...

Evet, sinemada seyircinin beklentileriyle oynamak hoşuma gidiyor. David’in hem erkek hem kadın olması gibi, Une Nouvelle Amie de hem komedi hem dram. Cinsiyetlerarası bir film yaptım diyebiliriz!

David’i ve onun kadınsı yanını keşfedişini anlattığınız sahneler komedi şeklinde işliyor. Seyircinin yanlış sebeplerle gülmesinden korkmadınız mı?

O karaktere değil de o karakterle birlikte gülmemiz gerektiğinin açıkça anlaşıldığından emin olmalıydım. Kılık değiştirme zevkini seyirciyle paylaşmak istedim. Dilerim filmi izleyen erkekler çıkışta yüksek topuklu ayakkabı ve naylon çorap almaya giderler; ama hanımları için değil, kendileri için. İnsanlara bu arzunun son derece karmaşık bir şey olduğunu anlatmak istiyorum.

Une Nouvelle Amie’yi yazarken binlerce kişi Fransa sokaklarında gay evliliğine karşı yürüyüş yapıyordu. Bu size ne hissettirdi?

Şoke oldum çünkü daha önce hayatında hiçbir şeyi protesto etmemiş insanlar bile, hem de başka insanların haklarına karşı yürümek için, sokağa çıkmıştı. Böyle düşünen insanlar olduğunu biliyorduk ama yine de birdenbire sokaklarımızda bunca nefret, şiddet, korku ve cehalet görmek üzücüydü.  Politik solda bu konuda bir boşluk olduğunu farkettim, tek bir sol görüşlü politikacı bile yasayı savunmak için adım atmadı. Kızları ya da oğulları gay olan, tanıdığım bir sürü çifti düşündüm. O göstericiler onlara resmen ‘Siz yoksunuz’ diyorlardı. Ve bütün bunlar bayrağının üzerinde Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik yazan bir ülkede oluyordu.

Ülkenizde politik sağın ve muhafazakarlığın yükselişi sizi şaşırtıyor mu?

Pek değil. Belli ki ekonomik kriz ahlaki bir krize yol açmış durumda; solun da sağın da aynı ekonomi politikasını benimsediği bir sistemde yaşıyoruz. O yüzden insanlar aileye, topluma, politikaya ve dine ilişkin geleneksel, muhafazakar değerlerle kendilerini güvende hissetme ihtiyacı duyuyor.

Bu ortamı da göz önünde bulundurunca Une Nouvelle Amie’nin bir anlamda politik bir film olduğunu söyleyebilir misiniz?

Olabilir, çünkü filmin bu büyük gerici rüzgarı durdurmaya katkıda bulunmasını istedim. Ama tabii ki politik rant peşinde değildim. O protesto gösterilerine katılan insanlara bile ulaşabilmek için daha geniş kitlelere hitap eden bir film yapmak gerek diye düşündüm. Une Nouvelle Amie’yi bir peri masalı, Uyuyan Güzel’in güncel yorumu gibi ele almış olmamın sebebi bu. Seyreden herkeste saldırıya uğradığını ya da rahatsız edildiğini hissetmeden bir fikir uyandırabilecek kadar net bir film bu. Ben yargıç değilim, sanatçıyım. Soru sormak ve bazı konulara ışık tutmak istiyorum o kadar.

Travestiliğe ne açıdan ışık tutmak istediniz?

Bazı mitleri yıkmak istedim sadece. Homoseksüellik ile travestiliği karıştırıyoruz genellikle. Örneğin, kadın kıyafeti giyen erkeklerin yüzde 80’i heteroseksüeldir, evlidir, çocukludur aslında. Bunu ben de filmi çekerken öğrendim. Dolayısıyla bir sürü farklı aile ve insan modeli olduğunu vurgulamak önemli diye düşünüyorum. Günümüz toplumunda kadının erkeksi olması kabul görüyor; ‘Erkek gibi kadın!’ gibi sözleri iltifat olarak kullanıyoruz hatta. Buna karşılık kadınsı bir tarafı olan erkek çocuklar dışlanıyor. ‘Erkekler mavi giyer, kızlar pembe’den biraz daha karmaşık bir mesele var ortada. Bu film hoşgörüye ve özgürlüğe bir övgü; bütün sosyal ve kültürel zincirleri kırarak kendi kimliklerini bulmaları için kadınlara ve erkeklere bir yakarış.

Arzu birçok filminizde önemli rol oynuyor; homoseksüellikle heteroseksüellik, yaşlı ile genç ve benzeri geleneksel ayrımları yok eden arzu oluyor. Arzudan söz etmek sizin için neden bu kadar önemli?

Sinemanın beni gizli isteklerimle yüzleştirmesini seviyorum. Bir film izleyip bilmediğiniz bir şeye ilgi duyduğunuzu keşfetmek harika bir duygu. İnsanların filmlerimi izleyip gay, lezbiyen ya da heteroseksüel olmalarını isterdim. Filmleri karanlıkta izleriz çünkü bir şey hissederken kendimizi özgür hissetmek isteriz, ben de seyirciye o özgürlüğü sunmak istiyorum. Ama bazı insanlar özgür olmaktan korkuyor.

Hikayelerinizin çoğu burjuvazi içinde geçiyor. Neden?

Burjuvazi bir görüntü dünyası. Yüzeydekiler, gerçek hislerimize karşın dışarıya yansıttıklarımız benim ilgimi çekiyor. Birçok kişi için bu ikiyüzlülük mutlu hayatın sırrı. Bir de karakterlerimin mahremiyetine odaklanmayı seviyorum. Benim filmlerimi izlerken o yüzden bir anahtar deliğinden içeriyi gözetliyormuş gibi hissedersiniz.

Genel anlamda sinemanızın farklılıkları kutsayan bir sinema olduğunu söyleyebilir misiniz?

Öyle anlaşılmak isterim. Çünkü insan olarak beni farklı ve eşsiz kılanın ne olduğunu araştırıp duruyorum ve görüyorum ki genellikle bir noktadan diğerine gitmek için çoğunlukla kullanılan yolu izlemiyorum. Her bir yol şüpheler, sürprizler ve olasılıklarla dolu.

 

THE PICKS-