Dec 03 2012

İhtişamın Tarihi


Museo Thyssen-Bornemisza’da yer alan ‘The Art of Cartier’ sergisinde, köklü markanın arşivi mücevher sanatına ışık tutuyor.

Heval Okçuoğlu

1847’de Louis François Cartier, Paris’de küçük bir atölyenin içinde yer alan bir mücevher mağazası açtı. En büyük torunu 1899’da şirketin başına geçtiğinde mağaza artık, Paris’in kalbi sayılan lüks butiklerle dolu rue de la Paix’de yer alıyordu. Kreasyonları ile Avrupa aristokrasisinin, kraliyet ailelerinin ve Amerikan sosyetesinin favorisi haline gelen Cartier’nin adı tarih boyunca “Mücevherlerin Kralı, Kralların mücevhercisi” olarak geçti.

Madrid’de Museo Thyssen-Bornemisza yer alan ‘The Art of Cartier’ sergisi, kökeninden bugüne kadar 420 parçalık koleksiyonu ve kapsamlı içeriğiyle Cartier ruhunu ve sanatsal evrimini konu alıyor. Cartier kardeşlerin enerjisi ve uzak, antik kültürlere ilgisi, mücevherevinin sanatsal kimliğinin doğuşuna ön ayak oldu. Garland tarzından 1930’ların Art Déco’suna, Çin etkisinden ‘tutti frutti’ tarzına sergi 165 senelik yaratıcı sürece ve çeşitli tarzlarda mücevhere, teknik ve tasarıma ayna tutuyor. Özel koleksiyonlardan, mücevheratçılardan ve açık artırmadan toplanan 1450 parça mücevherin bulunduğu arşivden özel olarak yapılan seçki, tasarımlara, çizimlere, suluboya ve eskizlere, tarihte kaç tane iş ortaya koyulduğuna, kimin için ne amaçla yapıldığına detaylı bir şekilde yer veriyor. Koleksiyonda ilk defa sergilenecek mücevherler arasında Elizabeth Taylor’un yakut ve elmas kolyesi, Windsor Düşesi için tasarlanan, renkleriyle natüralist ve şiirsel bir havaya sahip flamingo broşu ve İspanyol Kraliyet ailesine ait taçları mevcut. Serginin kronolojik ve görsel yolculuğu uzun bir dönemi kapsıyor. Mücevherat çıraklığından rue de La Paix’ye giden yolu; 19. yüzyılda kullanılan geleneksel yöntemleri; Cartier’nin çığır açan platin kullanımını; 20. yüzyılın geometrik ve soyut tasarımlarını; 1920’lerin Art Déco tarzının Mısır, Hindu ve Çin etkileriyle oryantal bir havayla bürünmesini anlatıyor. Bir diğer bölümde duvarlara yansıtılan projeksiyonlarla ünlü sahiplerine giydirilen mücevherleri, Grace Kelly, Maria Felix ve Mona Bismark gibi isimleri görüyoruz. Saat tasarımına ve yapımına da ayrıca önem veren Cartier’nin, yaratılan ilk kol saatlerinden biri olan örneği sergide yer alıyor. Sergide Jean Cocteau akademisyen olduğunda kendisi için özel yapılan kılıç ve bir Apollo 11 replikası da mevcut. 1933’de şirketin başına geçen Jeanne Toussaint ise Dior, Chanel ve Balenciaga gibi haute couture tasarımlarından ilham alarak doğayı, çiçekleri ve bitkileri konu alıyor. Gerçekçiliği ve teknik ustalığıyla göz kamaştıran uç uç böcekleri, kaplumbağalar, yusufçuklar, egzotik çiçekler ve kuşlar ortaya çıkıyor. Maria Felix için yapılan muazzam timsah kolye bu tarzın en öne çıkan örneği. Bu paha biçilemez cümbüşün etkileyici ve köklü hikayesi son yıllarda oldukça yoğun ilgi gören moda ve mücevher sergisi trendinin kuşkusuz en ihtişamlı örneği olarak karşımıza çıkıyor.

Sergi 17 Şubat 2013 tarihine kadar görülebilir.

THE PICKS-