Jan 21 2014

IRWIN


Ele aldığı motifleri farklı politik ve sanatsal ideolojiler üzerinden yeniden kurgulayan Slovenyalı sanat topluluğu, ‘Objenin Kesintisiz Üretimi’ sergisiyle Rampa İstanbul’da.

Itır Yıldız

Slovenyalı sanat topluluğu IRWIN 1983 yılında Dusan Mandic, Miran Mohar, Andrej Savski, Roman Uranjek ve Borut Vogelnik tarafından kurulduğunda temel fikirleri, sanatta evrenselliği yakalamak ve bir kolektif hatta organizasyon içinde çalışıp algının sanatçıdan sanata kaymasını sağlamaktı. Bünyesinde farklı disiplinlerde üreten sanatçıları barındıran ve henüz Slovenya, Yugoslavya’nın bir parçasıyken kendini ilan eden politik sanat topluluğu NSK’un (Neu Slowenische Kunst - Yeni Slovenya Sanatı) da kurucuları arasında yer alan kolektif, totaliter rejimlerin geleneklerini, Doğu Bloğu’nun sembollerini, ideolojik yapıların saklı yüzlerini sanatına yansıtıyor.

Topluluğun ‘Objenin Kesintisiz Üretimi’ adlı sergisi 18 Ocak Cumartesi günü Rampa İstanbul’da açıldı. Ekipten Miran Mohar ve Borut Vogelnik, IRWIN’in oluşumuna, sergiye ve yeni projelerine dair sorularımızı yanıtladı. Objenin Kesintisiz Üretimi, 15 Şubat’a kadar görülebilir.

 

IRWIN’in işleri bir ay boyunca Türkiye’de sanatseverlerle buluşacak. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Miran Mohar: Rampa İstanbul’da işleri sergilenen ilk yabancı sanatçılar olmaktan gurur duyuyoruz. Daha önce İstanbul’da Akbank Sanat’ta bir solo sergimiz olmuştu; küratörlüğünü Ali Akay yapmıştı. Roza Martinez, Vasif Kortun ve Charles Esche tarafından da iki İstanbul Bienali’ne davet edilmiştik; yani Türkiye ile sağlam bir bağımız var. İstanbul sanat sahnesindeki ilk bağlantımız, sonradan da dostluğumuzu sürdürdüğümüz rahmetli Hüseyin Alptekin olmuştu.

IRWIN nasıl bir araya geldi, böyle bir topluluk kurmanın ardındaki fikir nedir?

Borut Vogelnik: Biz 1983’te Slovenya Yugoslavya’nın bir parçası ve Yugoslavya da henüz sosyalist bir ülkeyken birlikte çalışmaya başladık. Ljubljana oldukça küçük bir şehir; o sıralar çağdaş sanat eserleri sergileyen çok az galeri ve alternatif ekiplerin buluşabileceği çok az yer vardı. Sanat ortamı da dar olduğu için, kimileri hakkında daha çok bilgi sahibi olmak ve onlarla yakınlaşmak imkansızdı. Bir topluluk oluşturmak, özerkliği mümkün kılabilirdi. Bir yandan kurduğumuz topluluğun, Slovenya dışındaki mecralarla doğrudan iletişimi kolaylaştıracak bir kitleye ulaşacağını umut ediyorduk; öte yandan bu oluşum, Slovenya sanat ortamındaki yerleşik kurumlarla açık bir şekilde yüzleşmemize de izin verecekti.

 ‘Objenin kesintisiz Üretimi’ sergisinde yer alan parçaların geçmişi, IRWIN topluluğunu kurduğunuz tarihe dek uzanıyor. Sergide vurgulamak istediğiniz nedir, parçalar nasıl bir önem sırasına göre seçildi?

M. M: Rampa’da sergilenecek işleri, bizim önerilerimiz doğrultusunda galeri direktörü Esra Sarıgedik Öktem seçti. Sergide, hemen hemen grubun ilk günlerinden bugüne, yani 30 yıllık bir dönemi kapsayan resimler ve IRWIN ikonları yer alıyor. Hiçbiri herhangi bir önem sırasına göre yer almadı. İşlerin çoğu resim ama fotoğraflar da var.

İzleyicileri, sergideki ikonlara eleştirel bir tavırla yaklaşmaları konusunda yüreklendirmek istemenizin nedeni nedir?

B. V: Biz izleyicinin ikonlara eleştirel bir tavırla yaklaşmalarını cesaretlendirmekle ilgilenmiyoruz. Tam aksine, ikonlar bir sembolik rejimden diğerine, dini bağlamdan çağdaş sanat içeriğine aktarılıyor. Görüntüleri yeni içerikten çok da ayırdedilir olmadığından onlara belli bir pozisyonda bulunmuş objeler muamelesi yapılıyor. Sonuçta bu her gün kullandığımız bir obje değil, bir resim. Öte yandan, bazı dürtüleri benimseyip bunları tekrarlamak IRWIN’in başından beri uyguladığı bir yöntem. ‘Was ist Kunst’ serisi bunun üzerine kurulu. İkonların yapıldığı metotla yakınlığı çok açık; dolayısıyla ikonlar, çalışmalarımızın başından itibaren sürekli akan bir sürecin doğal gelişimi olarak görülebilir. Şayet onları algılamada belli bir huzursuzluk varsa, bu rahatsızlık muhtemelen, aynı yaklaşımla yapılan, görsel açıdan birbirinden ayırt edilemez iki objenin farklı nedenler zincirlerinden türemesinden ve farklı sembolik sistemlerin birer parçası olmalarından kaynaklanıyordur.

IRWIN’de her sanatçı farklı bir disiplinde yaratıyor. Gruptaki çalışma ve üretme süreci nasıl işliyor?

B. V: Esasında farklı disiplinlerde çalışmıyoruz. 27 yıl boyunca IRWIN toplulukla kendisi arasındaki hassas dengeyi korumayı başarmış, eşit üyelerden oluşan büyük bir grup olarak varlığını sürdürüyor. İşimizin, kolektif bir isim taşıyan sanatsal üretim oluşundan kaynaklanan anonimliği, dışarıdaki izleyiciye, IRWIN üyelerinin bibirlerinin yerine geçebileceği izlenimini yansıtırken; içeriden bakıldığında tamamen farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Bize göre farklılıklar hep çok barizdi; altında IRWIN imzası bulunan herhangi bir eserin aramızdan kime ait olduğunu tayin edememek bizim için söz konusu bile değil. IRWIN, dışarıdakilerin içeriye dair bir fikrinin olmasını engelleyerek ve gözlem altındayken kurabileceğinden çok daha farklı iletişim sağlamaya çalışarak sınırlarını çizdi. Toplum önünde birbirimizle yarışmayarak, ki bu sanatçılar arasında bir kuraldır, elde ettiğimiz şey iş birliği oldu. Biz grup içinde, kıskançlıkla kendimizi savunmaya çekmeyiz, fikirlerimizi birbirimize kabul ettirmeye çalışmayız; tam tersine, sözgelimi aramızdan birinin aklında kurduğu bir fikir, bir başkası tarafından dile getirildiğinde bunu olumlu bir gelişme addederiz. Bu şekilde hızla beyin fırtınasına tabi tutulan fikir, fikrin orijinal sahibine değişime uğrayarak daha hızlı döner.

2014 yılı için başka projeler düşünüyor musunuz?

M. M: Bu yıl gerçekleştirmeyi düşündüğümüz birkaç karma ve solo sergi var ancak en önemli karma sergi Ljubljana Çağdaş Sanat Müzesi ve Moderna Galerija’daki NSK retrospektifi. Daha sonra Avrupa’daki bazı büyük müze ve sergi alanlarına da yolumuzu düşüreceğiz.

Sanatın herhangi bir dalında, ilham aldığınız çağdaş sanatçılar var mı?

B. V: Evet çok var. Zekaları ve işleriyle hayran olunacak çok fazla sanatçı var; örneğin, eski Doğu Bloğu dönemine ait kavramsal sanata bayılırım. Çok sınırlı araçlarla yapılmış inanılmaz derecede yüksek kalite işlerdir.

Dünya üzerinde en sevdiğiniz kent hangisi?

M. M: İstanbul kesinlikle en sevdiğim şehirlerden biri; ama bir tek onu sayamam. Yakın ilişkiler ve arakadaşlıklar kurabildiğim şehirleri seviyorum ben; İstanbul da böyle bir iletişimin mümkün olduğu ender yerlerden biri.

Türkiye ya da İstanbul’a dair en çok ilginizi çeken şey nedir?

M. M: İstanbul çağdaş sanat alanında çok renkli ve sağlam. Beni en çok cezbeden bu. İstanbul, iyi sanatçıları, SALT, Istanbul Modern gibi sergi alanları, uluslararası çalışan özel galerileri, İstanbul Bienali gibi önemli etkinlikleri, koleksiyonerleri ile işlevsel sanat sistemini oturtmayı başarmış tek Balkan kenti. Uluslararası sanat haritasında kendini çok önemli bir konuma getirdi ve tüm bunlar küçük başarılar değil. 

THE PICKS-