May 09 2014

James Warhola


Andy Warhol’un yeğeni James Warhola, Pera Müzesi’nin ‘Herkes için Pop Sanat’ sergisi için İstanbul’da. Warhola, amcasının sanatını, kendi illüstrasyon kariyerini, ortak geçmişlerini ve hatıralarını içtenlikle anıyor.

Heval Okçuoğlu

Andy Warhol, bir grafiker olarak başladığı kariyerini 20. yüzyıl sanatının ikonik isimlerinden biri olarak tamamladı. Slovak kökenli bir ailenin oğlu olarak önceleri garipsediği, sonraki yıllarda eleştirdiği ama bir yandan da hayran olduğu Amerikan kültürü ile var oldu ve onu yeniden yarattı. Amerikan pop sanatının öncülerinden biri olan Warhol, şimdi geniş koleksiyonuyla İstanbul’da Pera Müzesi’nde ‘Herkes için Pop Art’ sergisiyle hayranlarının karşısına çıkıyor. Slovakya Cumhuriyeti’ndeki Mondra’da bulunan Zoya Museum’dan getirilen eserlerin yer aldığı sergi için İstanbul’a gelen James Warhola, Andy Warhol’un yeğeni. Warhola ile amcası, illüstrasyon sanatı ve hatıraları ile geçmişe doğru bir yolculuk yaptık.


Amcanız Andy Warhol küçük yaştan itibaren sanat ve grafik konusunda size büyük bir ilham kaynağı oldu ve seçimlerinizi etkiledi. İlerleyen dönemlerde kariyerinizi nasıl devam ettirmeyi tercih ettiniz?

Amcam ile ilk hatıram dört yaşıma uzanıyor. Masasına oturmuş, bir ayakkabı illüstrasyonu yapıyordu. Bu topuklu bir kadın ayakkabısıydı ve özel bir teknikle ayakkabıyı not defterine çiziyordu. Benzersiz bir çizimdi. Harika görünüyordu ve o kadar özeldi ki, erken yaşta ben de illüstrasyon yapmak istediğime karar verdim. Elbette o başka işlerle de uğraşıyordu ve bu ayakkabı illüstrasyonundan birkaç sene sonra aksesuarlar yapmaya başladı, çok başarılı bir illüstratör oldu. 1950’lerde çok varlıklı hale geldi ve 20 sene boyunca illüstrasyon yaptı. Bir noktada daha da ileri gitmek istedi ve yeni boyama teknikleriyle haşır neşir oldu, kendine ait bir resim tekniği geliştirmeyi arzuladı. Evinde çorba konservesi kutuları yapmaya başladı. Bu olağanüstü bir çalışmaydı ve o zamanlar takdir görmüyordu ama biz çok özel olduğuna inanıyorduk. Ardındaki karmaşık anlamı çözemiyorduk ama bu onun muhteşem bir pop sanatçı olmasını sağladı. İlk defa çorba konservesi kutuları sergisiyle keşfedildi ve bu hiç kolay olmadı. Elbette bir anda ünlü olmadı, kabul görmeden önceki senelerde pop sanatına gönül vermişti. Bazı koleksiyonerler ‘'Andy daha fazlasını yap, bunlar harika’’ diyordu, diğer sanatçılar ise sanat dünyasıyla dalga geçtiğini düşünüyordu. Ben de bir illüstratör oldum ve otuz yıl boyunca bu işi yaptım. Şimdi ise kendi işlerimi yapıyorum. Amcamdan çok daha büyük ve uzun bir kariyerim oldu ama güzel sanatlara girişmek hiç çaba harcamamaktan daha iyi. Bir illüstratörün doğal dönüşümünün sonunda kendi işlerini yapması yatar. Çoğu illüstratör kendini sonunda kendi işlerini yaparken bulur.

Bilim kurgu ve çocuk kitapları illüstrasyonlarına yoğunlaşmaya nasıl karar verdiniz?

Başka yazarlar ve çizerler için illüstrasyonlar yapıyordum ve bir noktada kendi hikayelerimi çizmek istedim. Babamla amcam arasında bir hikayeden yola çıktım. İkisi birbirinden çok farklı karakterlerdi. Tamamen zıttılar. Sıklıkla New York’a seyahat ediyorduk ve babam ‘’Haydi bakalım, Andy amcanızı ziyarete gidiyoruz’’ derdi. Bizi arabaya atar ve ‘’Biz geldik!’’ diye kapıyı çalardı. Babama ‘Baba, neden geleceğimizi önceden haber vermedin?’’ diye sorardım, o da ‘’Asla vermem, bu sürprizi bozar’’ derdi. Bu hatıradan bir hikaye çıkarttım. 1962’de amcam konserve çorba kutularını boyamaya başlamıştı. Bu seneler boyunca New York’a çok gidip geldik ve seyahatlerin hepsi çok özeldi. Çocukların bu hikayeleri takdir edeceğini düşünüyorum. O zaman çok küçüktüm ve amcamın çok ünlü bir sanatçı olması beni çok etkilemişti. Evi dev bir lunaparka benziyordu. Her şey çok ilginçti ve kedileri vardı. Kedilere ikinci kitabımda yer verdim. Bunlar çok özel hatıralar çünkü amcamın hiç kimse tarafından bilinmeyen yönlerine dair ipuçları veriyor. Pek çok yetişkin amcam hakkında bu bilgilere sahip değil. Amcam annesiyle yaşardı ve onu çok severdi, annesi onun için çok önemliydi. İki kardeşinin sürekli onunla vakit geçirdiğini kimse bilmezdi. İnsanların ‘’Andy Warhol mu? O çocukları sever miymiş?’’ dediklerini duyuyordum. Çok çocuksuydu, çok konuşkandı ve çocukların yanında kendini çok rahat hissederdi. Yetişkinlerin yanında çok utangaçtı. Harika bir espri anlayışı vardı ve bizimle çok vakit geçirirdi. Bir süre sonra kardeşim ve ben iyi işler yapmaya başladık ve babamın arka bahçesinde çalıştık. Amcam bize asistanları gibi davranırdı ve bu harikaydı. Tüm erken dönem işlerini burada yarattı. Ünlü çorba konserveleri, sayı serileri, Coca Cola eserlerini burada yarattı. Bizim de çorbada tuzumuz oldu. Şimdi dünya çapında, büyük müzelere gittiğimde, bu eserlerde bizim de katkımız olduğuna inanmakta güçlük çekiyorum. İnanılmaz ünlü bir sanatçı haline geldi ve Andy amcamın bir ikon haline geldiğine hala inanamıyorum.

‘Herkes için Pop Art’ın anlamı nedir?

Bu başlık, pop sanatı anlayabilmenin zor olmadığını anlatıyor. Konusu gayet net. Takdir etmek için ne anlattığını bilmenize gerek yok. Elbette, sergide yer alan pek çok işin farklı anlamları da var, ama burada sergilenen eserler amcamın son on senesine ait. On senelik bir dönemi tek çatı altında topluyor. ‘Tehlikede Olan Canlılar’ serisi, bugün halen geçerliliğini koruyan bir konu. Otuz beş sene önce yaratılmış olsa da hala önemli ve muhteşem. Büyük Amerikan ikonları da öyle. Kariyerini başlatan çorba kutuları da bu sergide mevcut. 60’larda yaptığı çiçek serisi ve diğer eserler Zoya Museum sayesinde bir arada bulunuyor. Pera Müzesi duvarları rengarenk boyayarak harika bir enstalasyona imza attı. Normalde müzelerde hep beyaz duvarlar görmeye alışığız. Cesaretleri etkileyici.


Sergideki en özel sanat eseri hangisi?

En önemli seriler, çorba kutusu ve çiçek serileri. Biri güzel ve tatlı, diğeri ise bayağı. Çorba kutuları sanatın her şeyden oluşabileceğine işaret ediyor. Bu bir çorba kutusu kadar alelade bir eşya olabilir. Zamanın anlayışına göre inanılmaz bir beyanat. Bu popüler kültürün popüler sanata dönüşmesinin işareti.


Amcanız Andy Warhol’u bir aile bireyi, bir karakter ve bir insan olarak nasıl hatırlıyorsunuz?

Amcamın benzersiz bir espri anlayışı vardı ama aynı zamanda çok ciddi bir insandı. Onu New York’ta yaşamaya başladıktan sonra daha yakından gözlemleme şansım oldu. Çok yalnız bir insandı. Pek arkadaşı yoktu ve eskisi kadar çok dışarı çıkmıyordu. Sadece çalışıyordu. Stüdyosunu evinden ayrı tutuyordu. İşle aile yaşantısını asla birbirine karıştırmazdı. Hastaneye kaldırıldığında birkaç kişi dışında kimseye haber vermedi. Aileden kimsenin bilmesini istemedi, bizleri endişelendirmek istememişti. Ameliyatı başarılı geçti ama geceyi atlatamadı. Bu ailemizin hala çözemediği bir sır olarak kaldı.

Amcanız eğer sanat ile ilgilenmiyor olsaydı, ne işle meşgul olurdu?

Sanat, yayın, film ve yaratmak dışında hayattaki ikinci büyük aşkı koleksiyonerlikti. Büyük bir ihtimalle bir antika uzmanı olurdu. Her türlü eşyayı toplamayı severdi. İnanılmaz bir tarih bilgisine sahipti. Antika alıp satacağını düşünüyorum. Her türlü mobilya, mücevher ve saat konusunda derin bilgilere sahipti.

Amcanızla yaşadığınız, aklınızdan hiç silinmeyen en özel anınız nedir?

Küçük yaşta sanatı keşfetmeye başladığımda bana kanvasların nasıl gerilmesi gerektiğini öğretmişti. Ben kanvasları düz bir tahtaya gererdim. Oldukça amatör bir yöntemdi. O da bana ‘’Jamie, sana bunu profesyonel bir şekilde nasıl yapacağını öğreteyim.’’ demişti. Germe çubuklarını aldı ve kanvas parçalarının üstüne koyup ahşap çubuklarla gerdi. Bana profesyonellerin böyle çalıştığını söyledi. Bu anı hiç unutamam, adeta büyülenmiştim. Ayrıca 70’lerde yazın amcamın Montauk’taki yazlığına giderdik. Burada Mick Jagger gibi pek çok ünlü yıldızla tanışmıştım ve bu anlar unutulmazdı.

 

Sergi, 20 Temmuz'a kadar devam edecek.

THE PICKS-