Nov 16 2017

Jean Nouvel’in Peşinde


Geçtiğimiz günlerde açılan Louvre Abu Dhabi ile adını gündeme yeniden yazdıran Jean Nouvel’in görülmesi gereken ve başlı başına bir destinasyon haline gelen yapılarını derledik!

Fatima Çelik

The Hôtel de Ville Montpellier 

Jean Nouvel ve Francois Fontes tarafından tasarlanan The Hôtel de Ville, Lez nehri kıyısında muazzam bir anıt olarak kendini gösteriyor. Geniş bir park ile çevrili, anıtsal ve mimari açıdan oldukça çarpıcı bu yapı, Montpellier’in yeni otel bölgesi Vele Ville’nin yeniden doğuşu ve gelişmesinde sembolik bir öneme sahip. Etkileyici bir dile sahip yapıda tasarımcıların imzalarını baktığımız her köşede görmek mümkün. Dış cephede kullanılan renkler, ışık ve gölge efektleri binanın formunu estetik yönden belirginleştirirken, cam ve metal kaplamalar teknolojik performansına da önemli katkılarda bulunmuş. Mavi ve beyaz renklerin hâkim olduğu binanın iç tasarımı için duvarlarda ve döşemelerde sarı ve kırmızı renkler tercih edilirken, ofisler içinse daha yumuşak ve nötr tonlar kullanılmış. Sonuç olarak hem davetkâr hem de kişiselleştirilmiş çağdaş bir çalışma ortamı sunan Hôtel de Ville mutlaka deneyimlenmesi gereken mimari tasarımlar arasında.

Philharmonie de Paris

Adından da anlaşıldığı gibi Philharmonie de Paris ile Jean Nouvel hızla gelişen metropolün kalbinde mimari bir armoni sunuyor. Çevresindeki Parc de la Villette, La Cité de la Musique ve Paris çevre yolu ile uyumlu bir ilişkiye sahip yapı, tüm gün açık olan müzik odaları ve amfi tiyatrosu ile de eski bir rüyaya can vermekte. Philharmonie bu yönüyle Paris’in en büyük konser alanlarından biri olmakla kalmayıp, aynı zamanda orkestralara başkentte kolaylıkla bulamayacakları uygun çalışma koşulları sağlarken, pedagojik müzik etkinliklerine ev sahipliği yapmak için de bir dizi alan sunuyor. Keskin bir zekânın ürünü olduğu her açıdan belli olan Philharmonie de Paris, Jean Nouvel’in muazzam tasarımıyla Paris’in ışıklarını, gri bulutlardan süzülen güneşi ve yağmuru ölçülü bir şekilde yansıtarak ziyaretçilerine Escher vari bir deneyim yaşatıyor.

Arap Dünya Enstitüsü

Jean Nouvel’e Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü kazandıran tasarımı Arap Dünya Enstitüsü Binası, Fransa ile Arap Dünyası arasında köprü olma işlevini başarıyla yansıtan bir şaheser. Binanın güney cephesine ışığa hassas mercek perdeleri yerleştirilerek ışığın binaya girişinin kontrol edilebildiği tasarım aynı zamanda Arap mimarisinde yaygın olan “mashrabiya” adı verilen geleneksel mimari tarza da atıfta bulunarak doğu kültürünün çağdaş bir ifadesi haline geliyor. Binanın kuzey cephesi ise batı kültürünün gerçek bir aynası. Seine boyunca Paris şehir manzarasının yansıması cephenin üzerinde çeşitli şekiller ve işaretler bırakarak çağdaş sanatın kentsel bir yankısı haline bürünüyor. Mimarisi, iç dizaynı ve mobilya tasarımları ile bir Jean Nouvel kurgusu olan Arap Dünya Enstitüsü Binası herkesin mutlaka görmesi gereken bir yapı.

Vesunna Gallo-Roman Museum in Périgueux

Tour de Vesone’yi de kapsayan bir parkın parçası olan Vesunna Gallo-Roman Müzesi’nde 1959’da ortaya çıkarılan 1. Yüzyıl’dan kalma bir Roma köşkünün kalıntıları sergileniyor. Müzenin tasarımcısı Jean Nouvel, binanın dış cephesini camla kaplayarak, görenlerde geçmişe açılan bir pencere hissi uyandırmayı amaçlamış. Müzenin girişinde 200 yaşında yeşil bir meşe ağacıyla karşılaşan ziyaretçiler müzeye yaklaştıkça, görmeye alışkın oldukları modern yapıların verdiği hissi unutup antik kent sakinlerinin tarihine tanıklık edebilecekleri kıvama geliyor. İçindeki tarihi eserlerin önüne geçmeyen ve bu önemli antik şehri en uygun şekilde sergilemeyi başaran Vesunna Gallo-Roman Müzesi hem mimari estetiği, hem de tarihi önemi açısından ziyaret edilmeyi fazlasıyla hak ediyor.

Lyon Opera Salonu

 Şu an Uluslararası Mimari Miras’a ait olan, 18. yüzyılda inşa edilmiş Lyon’daki Opera Binası’nı yenilemek ve genişletmek için düzenlenen yarışmayı kazanan Mimar Jean Nouvel, binanın eski cephelerini koruyarak, yapıyı onu çevreleyen diğer binalar ile birleştirdi. Opera Binası üstüne kondurulan yeni davul çatı ile adeta bir mücevher kutusuna dönüştürüldü. Eski kolonlar arasına yerleştirilen yeni cam duvarları ve parlayan antreleri ile yapı eski ihtişamını korurken, aynı zamanda çağdaş bir ruh da kazanmış oldu. 18. yüzyıl tiyatrolarında seyircilerin yüzlerini aydınlatmak için koltukların önlerine konulan mumluk geleneğinin, her koltuğun önüne fiber optik kablo ile çalışan küçük bir ışık yerleştirilerek yenidünyada kendine hayat bulduğu Lyon Opera Binası her detayı ile eski ve yeni arasında salınan armonik bir sembol olma değeri taşıyor.

Kopenhag Konser Salonu

Jean Nouvel tarafından tasarlanıp 2009 yılında açılan, aynı zamanda Danimarka Ulusal Senfoni Orkestrası’nın evi olan konser kompleksi; 1800 kişilik dört salondan ve değişken akustik özelliklere sahip üç kayıt stüdyosundan oluşuyor. Yapının görünüşü büyük mavi ekranlarda kaplı ve suyu andıran bir meteora benzetilebilir. Binanın inşa edildiği arazinin potansiyelinin henüz proje aşamasında öngörülemediği üzerinde duran Jean Nouvel, tasarımının bir geçiş yaratmak ve bölgede çiçek açmasına izin veren koşulların yaratılmasında bir araç olmak gayesi taşıdığını dile getiriyor. Bu amaç doğrultusunda yapının dış cephesinde gece ve gündüz içindeki yaşamı tahmin edilebilecek bir biçimde dışarı yansıtan imajlar, renkler ve ışıklar kullanılmış. Yapının iç mekânı ise zıtlık ve sürprizlerle dolu bir dünya sunuyor. Tasarımcının buradaki en büyük başarılarından biri de kapıları, aydınlatmaları, tavanları ve merdivenleri başta olmak üzere tüm ayrıntıları ile ziyaretçilerine ve sanatçılara saygı gösteren bir yapı inşa edebilmiş olması.

Agbar Kulesi

İspanya’nın Barselona şehrinde bulunan 33 katlı Agbar Kulesi’nin tasarımı da yine Jean Nouvel’e ait. Tasarımında Barselona şehrine yakın Montserrat dağından ve bir gayzerin havaya yükselmesinden esinlenilen Aghar Kulesi, alışılmadık fallik biçimi sebebiyle halk arasında farklı takma isimler ile anılıyor. Jean Nouvel, tasarımını bir gökdelen ya da kuleden ziyade, sakin bir kent merkezinde yükselen bir durum olarak tanımlamayı daha uygun buluyor. Yatay şehirleri delen tipik kulelerden farklı olarak, Aghar Kulesi daha çok yere dökülen bir kütleyi andırmakta. Binanın dış yüzeyi pürüzsüz, parlak ve şeffaf cam panellerle kaplı ve bu sayede günün farklı saatlerindeki güneş ışığını yansıtabiliyor. Binanın bir diğer tamamlayıcı özelliği ise dış cephesindeki 4.500 LED ışıkla gerçekleştirilen gece aydınlatması. Böylelikle yapı, şehre muazzam bir görsel şölen sunabiliyor.

 

THE PICKS-