Apr 25 2015

Jean-Pierre Blanc


Moda dünyasının en ilginç isimleri onun vizyonu sayesinde dünya sahnesinde.

Heval Okçuoğlu

Fransız Riviera’sında 30 senedir her ilkbaharda masalları andıran bir festival düzenleniyor. Modayı, sanatı ve fotoğrafçılığı bir araya getiren bu etkinlik, Hyères Uluslararası Moda ve Fotoğraf festivali. Her ilkbaharda moda dünyası gözlerini bu sessiz, sakin fakat etkili festivale dikiyor. Etkinliğin ardında çocukluğundan beri bölgeye olan sevgisiyle tanınan yönetmen Jean-Pierre Blanc var. Seneler önce kendi ilham kaynaklarının peşinden giderek bu küçük etkinliği başlatmış. Hyères genç moda tasarımcılarına sağladığı olanaklarla ve Viktor & Rolf, Henrik Vibskov ve Gaspard Yurkievich gibi moda tasarımcılarını dünyaya kazandıran festival olarak biliniyor. Festival bu sene 23-27 Nisan tarihlerinde düzenlenecek. Son hazırlıkların tamamlandığı şu sıralarda Jean-Pierre Blanc ile konuştuk.

Festival uluslararası bir organizasyon için pek beklenmedik bir yerde gerçekleşiyor: Fransız Rivierası. Festivali burada yapma fikri nasıl doğdu?

Hyères’de doğdum. Burayı gerçekten çok seviyorum. Mimarisi ve çevresi harika. Güney Fransa’da festival geleneği yaygındır. Büyük sinemalar vardır. Bu bölgede 1963-1983 arasında pek çok avangart festival yapılmıştı. Bir de tabii ki festivalin yapıldığı yer olan Villa Noailles var. Bu modernist bina 20. yüzyılın önemli mimari yapılarından biri. Bu yüzden festivali burada yapmaya karar verdim.

Bu lokasyon festivali nasıl etkiledi?

Burası ilk başta festival için pek iyi bir nokta değildi çünkü her yere çok uzak. Bu, festivali aynı zamanda ilginç bir hale getiriyor çünkü festivalin önemli figürlerinden biri bölgenin doğal yapısı. Koylar, küçük körfezler, deniz ve ormanla iç içe bir ortam... Bu yüzden festivalin gerçekleştiği mekan ve tabiat herkesi çok etkiliyor.

Modaya ilginiz nereden geliyor?

Benim için önemli olan duygular. Modaya ve sanata bir duyguyla adım atabilmek önemli. Modanın hikaye anlatan yönünü seviyorum. 1986’da festivali ilk düzenlediğim zaman kimseyi tanımıyordum. O zamanlar iki kişi tanıyordum, şimdi 1000 kişi tanıyorum.

Festival 30 senedir moda endüstrisiyle iç içe. Kapsamındaki yarışma sayesinde her sene yeni tasarımcılara kapılar açılıyor. Gelecek nesillere bırakmak istediğiniz miras nedir?

Festivalin herkes için başka bir anlamı var. Her sene daha büyük bir aile haline geliyoruz. Bu aileyi destekleyerek modadan ve hayattan zevk almalarını sağlıyoruz. Festival organizasyonu oldukça profesyonel, bu yüzden prosedür genç tasarımcılara ağır gelebiliyor. Gerçi hepsi seneler sonra festivale nasıl hazırlandıklarını ve kuralların ne kadar sert olduğunu esprili bir şekilde anlatıyorlar. Bu fırsatın onlar için ne kadar önemli olduğunu biliyoruz.

Yarışma modaya yeni atılan tasarımcılara ne sunuyor?

Yarışma gençlerin moda ve tasarım dünyasına profesyonel bir adım atmalarını sağlıyor. Pek çok başarılı ve kendini ispatlamış isimle bir araya gelebiliyorlar, fikirler ediniyorlar ve bu da doğal olarak enerjilerini, motivasyonlarını ve özgüvenlerini arttırıyor. Bu ise tutkuyla bağlanmak her zaman çok önemli.

Festival otuz sene içinde nasıl değişti?

Festival şu an tabii ki ilk halinden çok farklı. O zamanlar şimdi bu noktada olacağımızı söyleseler hayal bile edemezdim. İlk 10 sene benim için çok özeldi. İnsanların tanışması için bir ortam organize ettik ve her şey ilerlemeye başladı. İkinci 10 sene ise bambaşkaydı, her şey biraz daha önem kazandı ve bir bütçeye kavuştuk. Uluslararası bir hal aldık ve daha çok moda koleksiyonu sunmaya başladık. Son 10 seneden ise üçüncü dönem olarak bahsedebilirim. Her sene daha da büyüyoruz ve amacımız festivale gelen kişilere yeni tecrübeler sunmak.

Festival moda ve sanatla ilgili ne gibi olanaklar sunuyor?

Festival kolay kolay karşılaşamayacağınız insanlarla iletişime geçmenizi sağlıyor. En önemli yanı bu. Profesyonellerle gençleri bir araya getiriyor.

Hyères Festivali sayesinde başarıya ve üne kavuşan pek çok tasarımcı var. Bunu bilmek size ne hissettiriyor?

Elbette gurur duyuyorum. Bu sıkı çalışmanın meyvesi. Çok uzun süre oldu ama Viktor & Rolf’un anısı benim için çok özeldir. Aynı şekilde Felipe Oliveira Baptista, Léa Peckre, Stéphanie Coudert ve tüm genç yetenekler bu festival için çok çalıştı ve harika sunumlar yaptılar. Bu benim için her zaman bir onur kaynağı.

Moda dünyasında çeşitliliği korumak adına nasıl bir yol izliyorsunuz?

Hep aynı ülkede ve hep aynı kıtadayız, farklı tecrübeler edinmek için yeni ülkeler ve insanlar keşfetmek gerekli. Festivalde Belçikalı tasarımcıların özel bir yeri var. Son zamanlarda Hollandalı tasarımcılara karşı da yeni bir ilgi oluşmuş durumda. Güney Avrupa’nın geneli için bunu söylemek mümkün. Helsinki çok iyi üniversitelere sahip olduğu için moda için önemli bir nokta olmayı sürdürüyor. Bunların hepsi biraz da dengeyle ilgili. Şimdi internet sayesinde pek çok şey kolayca çözüme ulaşıyor ve herkes bir topluluğun parçası haline gelebiliyor. İnternet modayı bambaşka yönlere götürebilir.

Festivalin geleceği için planlarınız neler?

Yeni ve ilginç bir projemiz var, eğer daha fazla paramız olursa onu gerçekleştirmek istiyoruz. Sonuçta, bu küçük bir kuruluş ve bütçemiz çok az. Üç sene önce festivalde performanslar için bir bölüm başlatmıştık, bu bölümü geliştirmeye çalışıyoruz. Ayrıca festivali başka bir ülkede düzenleme planlarımız da var. Bu amaçla yaz aylarında Berlin’de ve New York’ta bir sunum yapacağız. Bir de prototip yaratmak üzere bir atölye açmayı planlıyoruz. Şimdilik önümüzdeki 10 yılın planı bu diyebilirim.

THE PICKS-