Jun 01 2015

Jennifer Connelly


Jennifer Connelly’nin acı çeken kadın karakterlerle dolu bir kariyeri var. Ve şimdi onlara bir yenisini ekliyor; Perulu yönetmen Claudia Llosa’nın, annelik, korku, inanç ve acı üzerine filmi Aloft / Paramparça’nın başrolünde acılı bir anne.

Nando Salvá

Requiem for a Dream / Bir Rüya İçin Ağıt’ta uyuşturucu bağımlısını, A Beautiful Mind / Akıl Oyunları’nda şizofren bir adamın karısını, House of Sand and Fog / Sisler Evi’nde evini geri almak için savaşan bir kadını, Blood Diamond / Kanlı Elmas’ta Afrika’daki elmas madenlerinin karanlık yüzüne şahit olan bir gazeteciyi, Reservation Road / Kesişen Yollar’da oğlunu kaybeden bir anneyi ve son olarak da Noah / Nuh: Büyük Tufan’da en meşhur peygamberlerden biri olan Nuh’un karısını oynadı. Jennifer Connelly’nin acı çeken kadın karakterlerle dolu bir kariyeri var. Ve şimdi onlara bir yenisini ekliyor; Perulu yönetmen Claudia Llosa’nın, annelik, korku, inanç ve acı üzerine filmi Aloft / Paramparça’da kült bir figür ve bir şifacıya dönüşen iki çocuk annesi bir kadını canlandırıyor oyuncu. Berlin Film Festivali’nde Jennifer Connelly ile filmi ve kariyeri üzerine konuşma fırsatı bulduk.

ALOFT (Trailer). Directed by Claudia Llosa from MONCHO - COLOURIST on Vimeo.

 

Paramparça’da canlandırdığınız Nana karakteri neden ilginizi çekti?

Öncelikle, sevgisini açıkça ifade edemeyen bir kadını merkeze alan bir hikaye anlattığı için Claudia'yı çok cesur buluyorum. Nana duygularını hiç belli etmiyor ve hiç sıcak değil ama yaptıklarına bakınca çocukları için ne kadar çok mücadele ettiğini görüyorsunuz. Ben ondan çok farklı bir anneyim ve yaptığı seçimlerle özdeşlik kuramıyorum ama tıpkı onun gibi ben de duygusal bir kadın değilim. Sonuçta yaptığı şeyi anlıyorum ve bir yanıyla harika biri olduğunu düşünüyorum.

Perulu yönetmen Claudia Llosa ile çalışmak istemenizin sebebi neydi?

Son filmi The Milk of Sorrow'u (2009) izlediğimde yaptığı sinemanın beni derinden etkilediğini farkettim. Paramparça'dakilerin hepsi zor seçimler yapan ve bu seçimlerin ağırlığı altında ezilen karmaşık karakterler, onları bu kadar insani karakterler yapan da bu. Bunca acıdan geçerlerken onlarla beraber olmak çok acayip bir şey. Claudia yaşadığımız büyük bir kaybın sonunda bizi iyileştirebileceğine inanıyor, bu inançla çok ruhani ve çok güzel bir film yaptı.

Ruhani biri misiniz?

Ruhani miyim? Bir düşüneyim... Evet öyleyim, ama bunun ne demek olduğunu tam bilmiyorum.

Klasik tıp dışındaki alternatif tedavi yöntemlerine inanır mısınız örneğin?

Beni şaşkına çeviren, anlayamadığım çok şey var. Çevremiz açıklayamadığımız sırlarla dolu. Anlayamadığımız bir iyileştirme gücüne sahip birçok insan var dünyada. Ayrıca sevginin bilgi kadar güçlü ve şifalı olabileceğine inanıyorum.

Peki sanat? Onun da insana şifa veren bir etkisi olabilir mi?

Kesinlikle! Sanat kelimelerin ötesinde bir deneyim sunar insana ve  duygusal bir değişim yaratabilir. Sinema sayesinde kendi ruhumun ve duygularımı inceleyerek  hayatı ve kendimi keşfediyorum. Ayrıca bana seyahat etme, farklı insanlarla tanışma ve onların hayatı nasıl yaşadıklarını görme fırsatı veriyor. Dolayısıyla sanatın bana perspektif kazandırdığını söyleyebilirim.

İlginizi çekebilir: Michael Keaton Röportajı

Bir anne olduğunuz için Nana’yı oynamak daha zor geldi mi?

Belki evet, çünkü dediğim gibi anne olarak onunla özdeşlik kuramadım. Onu yargılamıyorum ve olduğu haliyle seviyorum. Yalnız şu var, ben asla çocuğumu onun gibi bırakamam. Eşimle (oyuncu Paul Bettany) benim için çocuklarımızla zaman geçirmenin kesin bir önceliği var. İş programımızı asla aynı anda çalışmak durumunda kalmayacak şekilde ayarlıyoruz. Böylece birimiz mutlaka tüm gün çocuklarla ilgileniyoruz.

Oyunculuğu bırakmayı düşündünüz mü hiç?

Evet, özellikle uzun süreler boyunca çok yoğun çalıştığım dönemlerde düşündüğüm oldu. Bir araya ihtiyacım var gibi hissediyordum çünkü sürekli aynı tür filmler yapmak istemiyordum. Başka bir deyişle, zaman zaman hayatımda başka alanlar açma ve enerji toplama ihtiyacı duyuyorum; bu yüzden her film çekiminden sonra genellikle biraz dinleniyorum. Bu o kadar akıllıca bir karar değil belki ama arka arkaya film yapmayı sevmiyorum.

Oyuncu olarak ilk çıkış yaptığınızda daha 12 yaşındaydınız. O yaşta Jim Henson’ın Labyrinth (1986) filminde David Bowie gibi bir ikonla beraber rol almak nasıl bir histi?

David Bowie ile aynı filmde oynayacağımı söylediğimde duvarlarındaki bütün Bowie posterlerini kaldıran bir arkadaşım vardı. Bana o kadar özenmiş ve öyle kızmıştı ki. Doğruyu söylemek gerekirse ben o zaman David Bowie’yi pek tanımıyordum bile. O kadar ‘cool’ değildim yani. Ünlü olduğunu biliyordum tabii ama müziğini hiç dinlememiştim. Genç olmanın iyi tarafı öyle ikonların ağırlığının farkında olmuyorsunuz ve o kadar gözünüz korkmuyor.

Çocukluk yıllarınızda eğlence dünyasında olmak zor muydu?

Daha kendimi bilmeden oyunculuk benim hayatım oldu. Çocukken sinema dünyasında, seyircilerde ya da medyada uyandırdığım ilgiyle nasıl başedeceğimi bilmiyordum. Sadece senaryoyu aklımda tutmaya, sete zamanında gitmeye ve yönetmeni memnun etmeye bakıyordum. Filmlerde rol alarak büyümek özel bir durum. O zaman da öyleydi şimdi de öyle ama şöyle bir fark var, şimdi özel hayata daha fazla müdahale ediliyor. Paparazziler her zaman vardı ama çektikleri fotoğraflar eskiden bu kadar pervasız değildi. Hep internet yüzünden. İnsanlar çocuk oyunculardan konuşurken olumsuz yargıları hemen kendini hissettiriyor ama benim için harika bir şeydi, hayran olduğum insanlarla  çalışmak için  harika bir fırsat. Ergenlik, oyuncu olsanız da olmasanız da zor bir dönem zaten. Yetişkin dünyasında yolunu bulmak herkes için zordur.

Çocuk oyuncuların işinin eskisinden daha zor olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Stüdyolar çok değişti. Şu andaki film endüstrisinin benim One Upon A Time in America/ Bir Zamanlar Amerika’yı çevirdiğim zamandan bildiğim endüstriyle ilgisi yok. Ben reklamdan gelmiştim, sinemaya geçmek o kadar mesele değildi.  Sonuçta tek söyleyebileceğim şu: Mesleğe çocukken başlamış olmak bu büyük sirke biraz şüpheyle yaklaşmamı sağlıyor. Çalışmanın ve bunu güvendiğiniz insanlarla beraber yapmanın ne kadar önemli olduğunu biliyorum, gerisi kuru gürültü.

Daha açık konuşabilir misiniz? Hollywood sizi nasıl değiştirdi?

Artık bütün oyuncuların işi daha zor çünkü sektörde büyük bir kutuplaşma var. Yani, büyük prodüksiyonlarla küçük prodüksiyonlar arasında büyük bir uçurum var. Tarihin en iyi filmleri listesi yapsanız bunların birçoğunun orta bütçeli yapımlar olduğunu görürsünüz. Bir oyuncunun kariyer inşa edebilmek için bu tür filmlere ihtiyacı vardır.  Fakat son zamanlarda böyle filmler yapılmıyor. Dolayısıyla ilgi çekici filmler ve oyunculuğa başlamak için iyi fırsatlar giderek azalıyor. Kariyerimdeki en önemli filmlerden bazıları, örneğin A Beautiful Mind ya da Requiem For A Dream, bugün olsa yapılamazdı.

İlginizi çekebilirAna Lily Amirpour Röportajı

Perdede yaşlanmak bir kadın oyuncu için daha zor mu?

Toplumumuz güzellik ya da seks gibi gençliğe dair şeyleri saplantı haline getirmiş durumda. Ve gençlik kadında daha fazla takdir edilen bir özellik. Utanç verici ama öyle. Bense güzelliğin farklı biçimleri olduğuna inanmak istiyorum. Bugün artık benden 20 yaşındayken oynadığım rolleri oynamam beklenemez. Ama buna karşılık bir oyuncu olarak verebileceğim çok daha fazla şeyim var şimdi. Çok daha iyi bir oyuncuyum.

Ama bunu kanıtlamak için yeterince fırsat bulamıyorsunuz herhalde, değil mi?

Evet, 40 yaşına girmenin bir tür kara leke olduğu doğru. 40 olduğumda kariyerimin nasıl da değiştiğini gayet iyi hatırlıyorum. Arka arkaya anne rolleri için düşünüldüğüm senaryolar almaya başlamıştım. Birdenbire bana teklif edilen rollerin cinsellikle hiçbir ilgisi kalmadı. Demek ki Hollywood’a göre 40’lı yaşlarındaki kadınların hepsi çocuk bakıyor. Yine de Tilda Swinton ve Cate Blanchett gibi hala iyi roller bulabilen oyuncular var. Ya Meryl Streep ya hiç, gibi bir durum yok yani.

THE PICKS-