May 02 2014

Joana Kohena


Cesur ve aykırı bir haykırış... Joana Kohen, Tankut Aykut Gallery’de açılan yeni sergisinde tehdit, baskı ve korku gibi öğelerle içi dışlı bir diyaloğa giriyor.

Heval Okçuoğlu

Genç sanatçı Joana Kohen’in sergisi adını 80’li yılların başlıca Amerikan hardcore punk gruplarından Black Flag’in ‘Revenge’ isimli şarkısının sözlerinden alıyor. ‘Bu benim hayal gücüm değil; sırtıma silah dayalı’ adlı sergi, yalnızca ismi ile değil, içeriği ile de cesur ve aykırı bir haykırış. Sergi, sanatçının kendi yaşamıyla ve sanat pratiğiyle yüzleşme sürecini anlatıyor. Şarkının sözleri sergideki eserlerle bir araya gelince, 80’li yılların yaygın ve boğucu konformizmine karşı gelişen keskin bir başkaldırı kültürünü hatırlatıyor. Kohen, bu kültürü kendi sanatsal üretimi aracılığıyla günümüz Türkiye’sine taşımış. Sanatçı kıstırılmış ve tehdit altında hissettiği şartları kendi psikolojisini izleyerek tahlil ederek yaşadığı dönüşümü çizim, enstalasyon ve heykellerine aktarıyor.


Serginin ardında yatan ana fikri anlatır mısın?

Sergi otobiyografik sürecimi, kimlik sorgulamamı ve farkındalığımı anlatıyor. Kendi kültürümden ve kültürsüzlüğümden yola çıktım. Arka planımı ve plansızlığımı, düzenin içindeki düzensizliği yansıtmaya çalıştım. Bu sergi diğer çalışmalarımdan farklı değil ama daha farklı renkleri ve öğrenme sürecini temsil ediyor. Diğer sergilerimde yaşanmışlıkları ayakta tutuyordum, müzik bunların en önemli faktörlerinden biri. Sergide ilham aldığım bir grubun şarkısının adını kullandım. The Black Flag’in solisti Henry Rollins bir konser sırasında ‘Revenge’ adlı şarkılarına "This is not my imagination, there is a gun on my back" diyerek başlıyor ve tüm izleyici kitlesi ayaklanıp birbirine giriyor. Bu, ayaklanma arzusunu ve tehdidin farkındalığını ortaya koyan, aynı şekilde hissedenleri birleştiren, bütünleştiren bir durum. Tabanca tehdidi elbette sembolik ve yaşadığımız çevreye, durumlara, sosyal ve politik gerçeklere bir gönderme yapıyor. 80’lerde ortaya çıkan bir alt kültüre ağıt olarak bu olguyu yeniden yapılandırmak istedim.

Sergide yer alan altın tarak/bıçak, saç tutamları, mermer gibi unsurlar neyi temsil ediyor?

Her bir malzeme kendi içinde bir gücü sembolize ediyor. Malzemelerin hepsi organik ve yine kendi içinde bir tutuma gönderme yapıyor. Saç, kendi vücudumu temsil ediyor. Mermer doğanın bir ürünü ve sergide bir lahit olarak kullanılıyor. İşlerimin sonsuzluğu ve tarihselleştirmeyi temsil etmesini istedim. Tarak/bıçak objesi pirinç, gümüş ve altın gibi üç özel malzemeyi bir araya getiriyor. Obje hem kendini sevdiriyor hem de kendinden uzaklaştırıyor. Güzelliği öldürmek ve tamir etmek üzerine bir sevgi-nefret ilişkisi diyebiliriz. Malzemeler kendilerini dönüştürüp otobiyografik bir hal alıyor.

Serginde kullandığın başkaldırı kültürünü nasıl tanımlıyorsun?

Başkaldırı kültürünün gelişim sürecini araştırdım. Geleceğe yönelik bir yaklaşımın özlemini duyuyorum. Geçmişten bugüne gelen aykırı kültür ve başkaldırı kültürü henüz yeterince güçlü değil. Evrensel akımları oluşturan başkaldırı kültürlerinin içinde olmayı dilerdim. 1988 doğumluyum ve bunu hiç yaşamadım, yaşayamadım. Durağan, hatta hareketsiz bir kafes hayatı yaşıyoruz, çoğu şey laftan ibaret. İçimdeki bastırılmışlığı ve sıkışıklığı ortaya koyma gereği duyuyorum.

Son dönemde en çok tepki duyduğun ve sana kendini tehdit altında hissettiren şeyler neler?

Çevresel faktörler çok büyük rol oynuyor. Kendimi yeterince özgür hissedemiyorum. Engellenmiş hissediyorum. Bunların hepsi bir tehdit unsuru ama her zaman yeni fikirlere de kapılar açıyor. Baskı, tehdit, korku benim için vazgeçilmez konular. İyi ki bunları yaşıyorum…

Bundan sonraki projelerinden bahseder misin?

Mayıs ayında Yeşim Akdeniz ile bir projemiz var. Eylülde fuarlara katılacağım.

Son zamanlarda en çok dinlediğin gruplar/müzisyenler?

80’ler başı ve 90’ların sonu arasında sıkıştım kaldım. The Psychedelic Furs, Sisters of Mercy, Velvet Underground, The Jesus and The Mary Chain vazgeçilmezlerimden.

En çok etkilendiğin film hangisi?

Tek bir film söyleyemem. Genelde yönetmenlerine göre ayırmayı tercih ediyorum. Dario Argento, Walerian Borowczyk ve Alejandro Jodorowsky gibi yönetmenler benim için önemli. Fikirleri ve araştırmaları tüm filmlerini zamansız kılıyor.

Favori sanatçıların kimler?

Linder, Sanja Iveković, Janine Antoni, Grayson Perry, Jonathan Meese ve Jean-Michel Basquiat. Bu sanatçıları, malzeme seçimlerini ve sanat pratiklerini kendime yakın buluyorum. Onların işleri ile sanatımı daha iyi okuyabiliyorum. Sanatımı yalınlaştırdıkça ve olgunlaştıkça, bu dinamik döngü içinde sanatını kendime yakın hissettiğim yeni isimler elbette çıkıyor.

Peki ya, favori tasarımcıların?

Moda sektöründe vizyonuna hayran olduğum tasarımcılar her daim Thierry Mugler, Jean Paul Gaultier ve Yves Saint Laurent.

Tatil için tercih ettiğin destinasyonlar?

Londra.

‘Sırtıma bir silah dayalı’, 25 Mayıs’a kadar Tankut Aykut Gallery’de görülebilir.

THE PICKS-