Nov 22 2017

Kathleen Whitaker


Los Angeles'lı tasarımcı Kathleen Whitaker'la eşsiz takılarının arkasındaki ilham kaynakları ve tasarım prensipleri üzerine konuştuk. Los Angeles'la ilgili birkaç tiyo almayı da ihmal etmedik tabii!

Elif Bayram

Tasarımlarında doğal taşları kullanan bir tasarımcı olarak doğayla nasıl bir ilişkin var?

Geçenlerde Dieter Rams’ın retrospektif sergisini görme şansım oldu. Rams’ın “İyi bir tasarım, olabildiğince minimal olandır.” sözleriyle ortaya koyduğu prensip, aslında benim de tasarımlarımın çıkış noktası. Söylemeye çalıştığım, doğaya ve doğanın cömertkarlığına hayranım. Tasarımlarımda da kullandığım taşın doğal güzelliğini ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Amacım her zaman taşın bakir ve el değmemiş halini koruyarak, olabildiğince minimal tasarımlar yaratmak.

Söz konusu malzeme olduğunda ne kadar cesursun?

Benim için malzeme tasarımın merkezinde yer alıyor çünkü bir parçanın estetik temelini oluşturan yegane şey malzemenin kendisi. Tasarımlarımda fazlasıyla bilenmiş ve arıtılmış metal formlar, organik ve doğal taşlara bir arada. Bu yüzden tasarımlarımın odak noktası kullandığım materyaller diyebilirim. Cesarete geline… Sanırım bir sonraki aşamada farklı materyalleri umarsızca bir araya getirmeyi deneyeceğim. Fakat bu aşamada türlü çekincelerimin galip gelmesinden de kormuyor değilim.

Sence tasarımların zamansız bir vizyonu mu yoksa çağdaş bir vizyonu mu yansıtıyor?

Sanırım ikisini de, en azından öyle olduğunu umuyorum. Bu bakış açısıyla tasarlanan takıları geleneksel ve klasik olarak tanımlamak pek mümkün görünmüyor tabii. Çünkü bu bakış açısı yontulmamış değerli taşları kullanmaktan ve klasik prensiplerden kaçınmayı gerektiriyor. Fakat benim amacım kesinlikle zamansız ve aynı zamanda trend parçalar ortaya çıkarmak diyebilirim.

İdolün olarak gördüğün biri var mı? Eğer varsa onun için bir takı tasarlaman gerekse nasıl bir şey olurdu, tarif eder misin?

Bir gün inanılmaz kalabalık bir restoranda, yan masamda tesadüfen Frances McDormand Kathleen Whitaker takılarıyla oturuyordu. Onun gibi kendinden emin, korkusuz, zeki, alçakgönüllü ve serinkanlı kadınlardan çok yok. İşte benim idolüm böyle kadınlar. Tasarımlarım da tıpkı onları taşıyan kadınlar gibi…

Tasarımda mükemmeliyetçilik hakkında ne düşünüyorsun? Sence güzellik kusursuzlukla mı ilişkili?

Bir bakıma öyle de denebilir. Bence bir tasarımda güzellik ciddi bir özen çevresinde şekilleniyor. Denge, ölçek, hizalı bir tasarım ancak iyi bir tasarım olabilir. Geçenlerde Japon bir arkadaşımdan bir tulum satın aldım. Tulumun dikişinden bir iplik çıkıyordu ve arkadaşıma göre bu tulumu “kusurlu” yapan şeydi… Bu kusursuzluk fikrini seviyorum. Hayatımız boyunca kullandığımız objeleri, giydiğimiz kıyafetleri eskitiyoruz ve bu yaşanmışlık onları daha da güzelleştiriyor. Fakat bence tasarım kendi başına “kusursuz” olmalı.

Bugüne kadar yaptığın en ilham verici seyahat hangisiydi?

Geçenlerde 14 yaşımdayken Sovyetler Birliği’ne yaptığım seyahatin fotoğrafları karşıma çıktı. (Evet, o zamanlar Soveytler Birliği’ydi ve ben döndükten hemen sonra Rusya oldu.) Rusya benim için kesinlikle esrarengiz, değişik, olağandışı ve eşi benzeri olmayan topraklar demek. Daha önce gördüğüm hiçbir yere benzemeyen… İnsanın içine daha sonra keşfetme arzusuna dönüşen bir kıvılcım bırakıyor. Uyandırdığı merakla adeta seyahat etme tutkusu aşılıyor.

Los Angeles’ta uzun ve yorucu bir günün ardından bir şeyler içmek için nereye gidersin?

Mignon’a; beklenmedik ve kesinlikle cool değil… Onu mükemmle yapan da bu zaten. Genelde şarap içmeye giderim. Şarabıma da uzman ellerin hazırladığı şarküteri ürünleri ve peynir eşlik eder.

Bize Los Angeles’la ilgili kimsenin bilmediği bir sır verir misin?

Echo Park’a bir mil kadar uzaklıkta bir yol var. John Muir tarafından tasarlanan, avlulardan ve biraz pejmürde bahçelerin içinden giden bir yol… Üstelik bu halka açık bir alan. Fakat yalnızca bu yolun nerde başladığını biliyorsanız!

 

 

 

 

 

 

THE PICKS-