Mar 03 2016

Kelly Robinson


Tasarladığı ofisler, her çalışanı imrendirecek türden. Teknolojik, sağlıklı, enerjik ve oyuncaklı. Tasarım yayınlarında çok yer bulan SoundCloud Berlin ofisinde onun imzası var.

Itır Yıldız

“Gezegenimizdeki bu delilik hali, birbirimizden farklı olduğumuzu düşünmemizden kaynaklanıyor. Oysa benzerliklerimiz sandığımızdan çok daha fazla.” Tasarımcı Kelly Robinson farklı coğrafyalar, kültürlerle tanışmaya çok genç yaşta başlamış. Tasarım alanındaki yolculuğu da seyahatle, farklı mimari yapılar ve insanlar keşfetmekle ilişkili. Şu an çalışma biçimleri ve tasarım modelleri hesaba katıldığında yeni dünyanın ilerigörüşlü şirketleri olarak gösterebileceğimiz SoundCloud, Airbnb, Couchsurfing gibi markaların ofislerini tasarlayan isim Robinson. Onunla yaptığımız röportajda ve tasarladığı alanlara baktığımızda insan ilişkileri, çalışma ortamı, yapılan işin kendisi, fiziksel ve ruhsal sağlık, dinginlik ve enerjinin birbiriyle ne denli bağlantılı olduğunu bir kez daha fark ediyoruz. Ve de doğanın kendisinin en ilham verici unsur olduğunu.
 

Biraz tasarım alanındaki kariyer yolculuğunuzdan bahsedebilir misiniz?

Tasarım kariyerimi seyahat tutkum tetikledi. Gittiğim ülkelerde birbirinden farklı bir dünya mimari yapıyı gezmek benim için en büyük okuldu. 2010 yılında Airbnb’de işe girdiğimde, ofislerini tasarlama rolünü devralma işi o an bana doğru göründü. İnsanların kendilerini geliştirmeye yönelik bir mekan oluşturmaya çabalamak, gerçekleştiğini görmek ve bunu da dünyada büyük bir etkisi olan bir şirkette yapmak çok motive ediciydi. Bu yolda ilerlemeye karar verdim ve ardından Couchsurfing, SoundCloud ve Headspace de benimle çalışmak istedi.

Tasarımı kendi ifadelerinizle nasıl tanımlarsınız? Bir müşteriyle anlaştığınızda en çok önemsediğiniz nedir?

Benim için tasarım her zaman, o alanda yaşayıp orayı kullanacak insanlardır. Kalıcı, ama değiştirilmeye müsait ve dikkat çekici bir deneyimi ustalıkla işlemektir. İçindeki insanları birbirlerine bağlayan, kendilerini bir hissedecekleri, yüksek titreşimli bir alan yaratmaktır. Bu da her şeyin hesaba katılmasını gerektirir. Kim tasarlıyor? Kim inşa ediyor? Materyaller nasıl tedarik ediliyor? İş bittiğinde bu alanı kim kullanacak? İyi bir tasarım, binlerce kararın verilmesini zorunlu kılar ve bu kararların her birinin hizalanıp anlamlı bir bütünlüğe odaklanması önemlidir. Yeni bir müşteriyle çalışmaya başladığımda en çok önemsediğim, kim oldukları ve onları ‘eşsiz’ yapanın ne olduğudur. Hepimiz insanız, ama bu grubu bir şirket ya da topluluk olarak birbirine bağlayan nedir? Nelerden ilham alır ve neye heyecanlanırlar? Birlik ve dayanışmanın nerede eksik olduğunu fark ediyorum ve tasarım bunun doldurulmasına nasıl yardımcı olabilir?

SoundCloud Berlin ofisi © Christian Werner


Portfolyonuzda SoundCloud, Airbnb ve Couchsurfing ofisleri var. Bu tür alanları tasarlamanın ardında nasıl bir motivasyon yatıyor?

Bu alanları tasarlama süreci, başka insanlarla yaptığım müthiş işbirlikleri ve kendi içgüdülerime olan güvenim arasında kurulan dengeden ibaret. Başarılı mimarlar ve vizyon sahibi ortaklarla çalışmaya karşı hep istek duymuştum. Tüm bu yaratıcı yeteneği bir masaya topladığınızda mucizevi sonuçlar ortaya çıkabiliyor. İşin büyük kısmını, en iyi fikri seçip çıkartmada her geçen gün daha iyi olmak, mimarların yardımıyla bunu hayata geçirmek ve gerekli her bir küçük detayın son kullanıcıya bir anlam ifade edip etmediğinden emin olmak oluşturuyor. Tasarım sürecinde her şeyi kendi gözlerimle görmek, materyallere, eşyalara dokunmak isterim. Bir kahve makinesi ya da bulaşık makinesi seçtiğimde, gidip önce kendim kullanırım; bir hayalkırıklığı yaşatmayacağından emin olurum.

Sizi en çok etkileyen yapılar ve binalar hangileri?

Bir numaralı ilham kaynağım doğa. Bu gezegen kesinlikle muhteşem. Kızılçam ormanları, dağlar, okyanuslar... Aynı zamanda tapınaklar - Chicago yakınlarındaki Bahai tapınağı doğduğum yere çok yakın - Hindistan ve Tayland’daki tapınaklar beni çok büyüler. Böyle yerlere girdiğiniz an hissettiğiniz duygu çok yoğun. Son zamanlarda festivallerden de, özellikle Burning Man festivali, çok ilham alıyorum. Burning Man’deki sanat ve tasarım yaratıcılık ve evrensellik anlamında tam bir fenomen.

İş yerleri ve ofislerin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Gelecek konusunda oldukça iyimserim ve dünya gibi çalışma alanlarının da değişeceğine inanıyorum. İş dünyasının geleceğinde daha çok özgürlük, şeffaflık, sürdürülebilirlik var; iyi yemeğe daha tutkulu bir ilgi olacak. Bunların ofis alanlarındaki karşılığı nasıl olacak? Ben iş adresinin ‘serbest’ olduğu bir çalışma biçimine inanıyorum. Aynı masada dirsek çürüttüğümüz zamanlar artık değişiyor. Geleceğin ofisleri, gün boyunca vücudumuza hareket özgürlüğü tanıyacak modeller sunacak; ayakta durmak, yürüyerek toplantılar yapmak, yerde oturmak, sallanmak, hatta uzanıp biraz kestirebileceğimiz alanlara sahip olmak gibi. Yemek de değişecek; birçok şirket çalışanına çöp yediriyor, bunda da çok büyük bir değişim olacak.

SoundCloud Berlin, ortak çalışma alanı © Christian Werner


Aynı zamanda yoga eğitmenisiniz. Yoga nasıl bir keşifti sizin için ve iş nasıl eğitmenliğe dönüştü?

20’lerimin başındayken dokuz ay boyunca bir milyarderin özel yatında çalıştım. Bu süre zarfında bu çok zengin ve çok savurgan yaşam biçiminden başım dönmüştü, aynı zamanda yat üzerinde geçen onca zaman beni kendi bedenime yabancılaştırmıştı. Yogaya karşı hep bir merakım vardı, fakat en çok bu yat tecrübesi sırasında ihtiyacını hissettim. İşi bıraktım ve yoga öğrenmek için Hindistan’a gittim. Bu iki deneyim arasındaki tezatlık – ki diğerinden de çok şey öğrendim – benim için her şeyi değiştirdi. Yogadan öğrendiklerim yaptığım her şeyi etkilemeye devam etti. Eğitmenlik yapma cesaretini toplamam beş yıl sürdü. O sırada Almanya’da yaşıyordum ve yolculuk başladı. Berlin’e taşındığımda bir sürü yoga stüdyosuna gittim, fakat hiçbirinde benim görmek için yanıp tutuştuğum etkileşim ya da topluluk yoktu. California’daki sevdiğim yerlerle kıyasladığımda burada dersler katı, ruhsuz ve oldukça maskülendi. Ben de kendi küçük stüdyomu açmaya karar verdim ve eğitimlere başladım. Her geçen gün yeni insanlar aramıza katıldı ve dersler devam ediyor.

Bugüne dek nerelerde yaşadınız, herhangi bir yerle bağdaştırdığınız unutamayacağınız bir anınızı sorsam ne derdiniz?

Chicago, Arizona, Avustralya, St. Martin, Hindistan, San Francisco, Berlin ve Los Angeles’ta yaşadım; bu muhteşem gezegende 40’ı aşkın ülkeye seyahat ettiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Başka kültürlerle tanışmak çok öğretici, ilham verici ve eğlenceli. Fakat aralarında beni en çok etkileyen iki yer var: Avustralya ve Hindistan. Avustralya, Kuzey Amerika’nın dışına çıktığım ilk yerdi. Onlarla ilgili beni en çok şaşırtan, seyahat kültürünün yaşam biçimlerinde oldukça önemli bir yere sahip olmasıydı, resmen ruhlarına işlemiş. Nasıl bir araba kullandığınız, ne marka giyindiğiniz kimsenin umrunda değil. Daha iyi bir televizyon değil, daha fazla uçak bileti onlar için önemli olan. Avustralya bana dünyayı görme arzusu duyarken kendimi rahat hissetmeyi öğretti, Amerika dışında bir hayat sürmenin de iyi, hatta harika olduğunu gösterdi. Hindistan ise benim için oyunu tamamen değiştiren bir tecrübeydi. Orada yaşadığım pek çok an kalbimin ve zihnimin aydınlanmasını sağladı. Çok yoksul olarak nitelendirebileceğiniz çocuklar çok hayat dolu, güleç ve mutluydular. Anneleri de aynı şekilde o basit hayat tarzlarında her zaman gülümsüyorlardı. O zaman anladım ki mutluluk içinizle alakalı. Hindistan bana asıl zenginliğin sağlık olduğunu da öğretti. Yaşam biçimleri onları doğuştan ve kalıtımsal olarak sağlıklı yapıyor. Doğu ve Batı’nın yaşayışındaki farklılığı görmek benim için “günaydın” alarmıydı. 

Çalışırken kimleri dinlemeyi seviyorsunuz?

Genellikle sessizliği tercih ederim, ama molaları sıklaştırmak beni daha verimli kılıyor. Ara verdiğimde de yoga müziği dinlemeyi seviyorum. Bu liste de piyano ezgilerinden blues’a akustikten kirtana değişiyor. Trevor Hall, Alexi Murdoch, DJ Drez, Fink, Nils Frahm, Nakho Bear, biraz Bob Barley, biraz Michael Jackson, enerjiye ihtiyacım varsa Florence and the Machine.

Kendi yaşam alanınızda sevdiğiniz tasarım stili?

Feng Shui’yi seviyorum. İyi bir tasarım denge işidir. Eğer dengeliyse kontrast harikadır. Elementlerin dengesi; su, toprak, tahta, ateş, metal; maskülen ve feminen dengesi (yin/yang) önemlidir benim için. İnsanlar da belki farkında olmasalar bile dengesi oturmuş bir mekanda kendilerini daha iyi hissederler aslında.

Kaçındığınız tasarım stili?

Ne pahasına olursa olsun karışıklıktan, dağınıklıktan kaçınıyorum. Minimalizm çok rahatlatıcı. Evim karışmaya başladığında hayatım da karışıyor. İçinde yaşadığımız dünya bize hep daha çok satın almamızı, daha çok tüketmemizi söylüyor. Ben evimi, kendi dünyamı bundan uzak tutmaya çalışıyorum.

Bir sonraki destinasyon nedir?

Henüz görmediğim ve gitmek istediğim yerlerin başında Bali, Güney Afrika ve Japonya var.

THE PICKS-