Jan 20 2016

Leila Alaoui: Sanat, Göç ve Kimlik


Geçtiğimiz günlerde Burkina Faso’daki terörist saldırıda trajik bir şekilde hayatını kaybeden genç fotoğraf sanatçısı Leila Alaoui’yi ve benzersiz işlerini yeniden hatırlıyoruz.

Su Sonia Herring

Paris doğumlu fotoğraf ve video sanatçısı Leila Alaoui, kendini bildi bileli göçmenlik konusuna yakın hissettiğini söylüyordu ki bunu işlerinden okumak da pek zor değil. Paris’te büyüdükten sonra City University of New York’da fotoğrafçılık okuyan sanatçının odağında hep çağdaş Akdeniz’le kesişen göçmen hikayeleri olmuş. Fas asıllı bir Fransız olması ve ABD’deki eğitim hayatından sonra Lübnan ve Fas’a döndüğü göz önünde bulundurulduğunda belki de fazla şaşırmamak lazım.

Alaoui, uluslararası solo ve karma sergilerle adını 2009’da duyurmaya başlamıştı. Ancak genç fotoğraf sanatçısı ne yazık ki 16 Ocak 2016’da Burkina Faso’da gerçekleşen terörist saldırıda hayatını kaybetti.  34 yaşında aramızdan ayrılan Alaoui’yi, farklı coğrafyalarla olan deneyimlerini ve bunların kendisini nasıl şekillendirdiğini, Mayıs 2015 tarihli röportajıyla hatırlıyoruz.

 

2011’den beri üzerinde çalıştığınız 'The Moroccans' seriniz sona erdi mi? Sonuçlardan memnun musunuz?

The Moroccans serisi süregelen bir proje. Ne zaman vaktim olursa Fas’ta önceden ziyaret etmediğim bir bölge belirliyorum ve bir haftalığına mobil stüdyomla yola çıkıyorum. Fas’ta o denli bir kültürel çeşitlilik var ki, bu projenin asla sona ermeyeceğini hissediyorum.

Yerlilerin egzotik objeler olarak fotoğraflanmaktan artık sıkıldığından söz ediyorsunuz, sizce Batı'nın bakış açısında bu objeleştirme konusunda bir gelişme var mı?

 Küreselleşmenin gitgide kültürleri değiştirdiğini hissediyorum. Birçok ülkede ana akım markalar geleneksel kıyafetlerin yerini aldı. Özel günler dışında insanların yöresel kıyafetlerini giydiklerini görmek zorlaştı. Fas’ta birçok görenek hızla değişiyor ve her ne kadar çoğu insan ‘The Moroccans’ı egzotik ve folklorik algılasa da, benim asıl amacım yavaş yavaş yok olan bu kültürel mirası arşivleyecek dokümanlar yaratmak. Bana kalırsa ‘egzotizm ’den giderek daha çok etkilenmemizin iki nedeni var; ya bize yabancı geldiği için ya da söz konusu kültürle bağ kurabildiğimiz için.

Yerlilerle, onları daha yakından tanımak aynı zamanda da fotoğraf çekimlerini daha rahat hale getirmek için bayağı zaman geçirdiğinizi biliyoruz. Bu esnada birçok ilginç hikayeye misafir olmuş olmalısınız, en çok aklınızda kalan hangisi oldu? 

Bu proje çağdaş Fas’ın gerçekliğine sosyolojik bir yolculuk ve macera oldu. Fotoğrafını çektiğim insanlarla çok vakit geçiriyorum ve onların gündelik hayatını paylaşmak, ülkedeki hem kırsal hem de şehir ortamlarında yaşayanların sosyo-ekonomik sorunlarına beni daha duyarlı hale getirdi.

Diğer işleriniz de kültürel miras ve göç üzerine yoğunlaşıyor, bu sizin de çok kültürlü yetişmenizin bir sonucu olabilir mi? 

Evet. Çifte vatandaş olarak büyüdüm ve dört farklı kıtada yaşadım. Farklı kültürel ve coğrafi ortamlarda edindiğim tecrübelerin kesinlikle işlerimi etkilediğini düşünüyorum. Göçmenlikle ilgili konular her zaman ilgimi çekmiştir çünkü ben sınırları rahatça aşabilirken etrafımda birçok insanın böyle bir şansı yoktu. 

Sırada ne var?

Şu an üzerinde çalıştığım proje, Fransa’ya post-kolonyal göç gerçekliğini fotoğraf, video yerleştirmeleri ve arşiv dokümanları ile keşfetmek üzerine kurulu. Belgesel hikayeciliğin anlatım derinliğiyle, görsel sanatların estetik hassasiyetlerini bir araya getiriyorum. Bu şekilde kişisel hatıralar, kolektif tarih ve kimliği görsel bir dille yeniden yapılandırıyorum. Sanat vasıtasıyla sosyal sorunlarla ilgili konuşmak ve farkındalık yaratmak çok ilgimi çekiyor.

THE PICKS-