May 10 2016

Life On Planets Chill-Out'ta


Dans etmeye hazır olun! Chill-Out Festival’de sahne alacak gruplardan biri olan Life On Planets, İstanbullu dinleyiciyi coşturmaya kararlı. Enerjik ikili, festival öncesi sorularımızı yanıtladı.

Itır Yıldız

Life On Planets, sahnede doğaçlamayı seven bir ikili. Baltimorelu müzisyenler  Phillip (vokal, gitar) ve Patrick (DJ ve prodüktör); müziklerinde enstrümanları, elektronik müzik öğelerini ve şaşıracaksınız ama şiirsel bir dili bir araya getiriyor. Kendilerini ‘romantik disko antropologları’ olarak adlandırmaları boşa değil. İlham kaynakları zengin: Rock, caz, funk, indie, mitler, ilişkiler, yıldızlar ve hikayeler... Ay sonundaki Chill-Out Festivali (28-29 Mayıs, Life Park) öncesi kendilerini biraz tanımaya çalıştığımız orijinal ikili, konserlerinde dans etme garantisi veriyor.

 

Bize Life on Planets’i oluşturan nedenlerden bahseder misiniz? Nasıl tanıştınız?

Phillip: Ben bir yandan ufak tefek işlerle uğraşıyor, bir yandan da müziğin yalnızca bir tutku olmadığı, bunun bir kariyer olduğu düşüncesi üzerinde kafa yoruyordum. Bir depoda birkaç sanatçı arkadaşımla birlikte yaşıyor ve kendi bestelerimi yazıyordum. Bir gün ev arkadaşlarımdan biri bir şarkıyı yazmama yardımcı olmak istedi ve o zamanlar sokağın köşesindeki başka bir depoda yaşayan Patrick’in çalışmalarını bana gösterdi. Tanıştırıldık ve gerisini biliyorsunuz.

Patrick: O zamanlar farklı farklı birçok projede yer aldım; sokak organizasyonlarından DJ’liğe geçtim ve kendi partilerimi vermeye başladım. Birkaç yıl önce Phill ile tanıştım, onda büyük bir potansiyel olduğu hissettim ve zamanımın büyük bir kısmını bu projeye adadım.

 

Astroloji ile ilgili misiniz? Grup isminizin bununla bir ilgisi var mı?

Phillip: Astrolojiyi çok seviyorum ama grubun adı bundan daha fazlası. Sürekli doğum haritamı yeniden yorumlatıyor ve üzerine konuşacak yeni astrologlar bulmaya çalışıyorum! Yıldızların iş, aşk hayatını etkilemesi; dünya üzerine etkileri, müzik ve sanat trendlerini değiştirebiliyor olması beni hayrete düşürüyor.

Patrick: Grubun adı biraz dünya üzerindeki yaşam tecrübemizi etrafında dönen varoluşsal bir konu, durup düşündüğünüzde oldukça merak uyandırıyor. Grubumuz bu gizemi bir şükran ve hayretle kucaklıyor.

 

Sahnede oldukça rahat ve doğal görünüyorsunuz. Bu sizin karakter özelliğiniz mi, yoksa sahnenin üzerinizde farklı bir etkisi mi var?

Phillip: Böyle düşünmenize sevindim, çünkü sahnedeyken birbirinden farklı birçok duyguyu birlikte hissediyorum. Çocukluğumdan beri oyunculukla uğraşıyorum, çeşitli oyun ve kısa filmlerim oldu; belki bu yüzden gergin olduğumu düşünmüyorsunuz.

Patrick:Yıllar içinde DJ’lik hayatımın büyük bir parçası oldu. Bireysel olgunlaşmamla DJ’lik üzerinde gelişmem bir arada gerçekleşti. Gerçekten de mixing benim için çok doğal işleyen bir süreç. DJ ünitesinin ardında düşüncelerimi toplamayı seviyorum, böylelikle daha cesur karışımlar yapma konusunda oldukça rahatlıyorum. Karakter özelliklerimi düşününce bu durumun kişiliğimi de yasıttığı bir gerçek. İlk tanıştığımda utangaç sayılırım ama zamanla açılıyorum. 

 

Disco, funk ve caz türleri müziğinizde bir araya geliyor; aynı zamanda şiirsel yanıyla da dikkat çekiyor. Beste yapma süreci nasıl işliyor? İlham kaynaklarınız neler?

Phillip: İlham kaynaknaklarımız uzanabildiği ölçüde gidiyor, bu oldukça geniş bir alan. Bazı şarkıları resim yapar gibi yazıyorum, resim diyorum çünkü gerçekten renkler ve hareketleri düşünüyorum. Kendim tecrübe etmediğim şeyler hakkında yazmaktan hoşlanmıyorum, dolayısıyla rüyalarım, ilişkilerim ve hayatımdaki olaylardan; bazen de kendi yaşam serüvenimden izler taşıyan mit ve eski hikayelerden esinleniyorum.

Patrick: Beste yazma süreci her seferinde değişiyor, bazen benim yazdığım bir müzik ile - genelde midi kontrol veya Logic kullanarak - bazen de, artık tek başına yetenekli bir yapımcı olma yolunda ilerleyen Phill’in akustik gitarı ve sözleriyle başlıyor. Tüm olası şekillerde beste yaptık; Phill’in müziğini yaptığı ve benim sözlerini yazdığım besteler dahil.

 

Şarkılarınızı nerede prova ediyor ve kaydediyorsunuz? Bu esnada etrafınızdaki atmosfer nasıl olmalı?

Phillip: Yalnızca birkaç önemli konser için prova yaptık. Bazen öğleden sonra klüp işi alıyoruz ve şarkıları sistem üzerinden çalıyoruz. Prova her yerde olabiliyor: duşta, yatakta, stüdyoda... Parçaları tekrar tekrar dinlemeye çalışıyorum ki çaba harcamadan zihnimde yer etsin. Artık işimiz daha da zor çünkü cepte tuttuğumuz çok sayıda parça var.

Patrick: Söz konusu yazmaksa bunu her yerde yapabiliyorum: Stüdyo, kafe, uçak... Ama müziği kendimi en huzurlu ve rahat hissettiğim ortamlarda besteleyebiliyorum. Bizim performanlarımızı diğer DJ’lerinkinden ayıran, gerçek bir müzisyen ile DJ karışımı olması. Performans süreci organik ve karşımızdaki kitleyi okumamızla bağlantılı ilerliyor, bir de severek yaptığımız doğaçlama faktörü var.


Müzik yaparken (yaratıcı süreçte) neler yemeyi ve içmeyi tercih ediyorsunuz?

Phillip: İşin tuhaf yanı, çalışırken neredeyse bir şey yemiyorum; çünkü müziğin başına bir kez oturdum mu durmak istemiyorum. Bu çok kötü çünkü başımı kaldırdığımda kendimi açlıktan ölmüş bir halde buluyorum. Bu yüzden Pat ile çalışmak harika; birlikte bir şeyler pişiriyor veya atıştırıyoruz, bana yemek yemem gerektiğini hatırlatıyor. Kendi başıma çalışacağım zamanlarda da yanıma atıştırmalık bir şeyler almayı öğrendim. Kruvasan, enerji barları, yoğurt veya granola gibi hızlıca işimin başına dönebileceğim şeyleri tercih ediyorum.

Patrick: Dolu bir mide ile her zaman daha iyi çalışıyorum, öteki türlü biraz huysuzlaşabiliyorum (gülüyor). Son zamanlarda daha çok vejetaryen yemekler yiyorum ve zihnimi daha berraklaştırdığını düşündüğümden alkol almayı bıraktım.

 

Gece çıktığınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız?

Phillip: Son zamanlarda gecelerimiz müziğin etrfaında dönüyor; yazmak, prova yapmak, müzik incelemek ve onun iç dünyasına girmek... Ancak tipik bir gece çıkması arkadaşlarla jam yaparak, mekanlarda dans ederek, farklı gruplar izleyerek ve  sabaha kadar bir depo veya balkonda birkaç yabancıyla takılarak, belki biraz daha jam yaparak geçiyor.

Patrick: Yirmi yıllık parti hayatından sonra gece çıkmalarına doydum diyebilirim, arada bir çıkıyorum. Geceleri kendimi kitap okurken, nehir kenarında yürürken veya yalnız vakit geçirirken buluyorum. İnsanın sosyalleşme ihtiyacı ile birleştirince biraz kafa karışıklığı yaratıyor bu durum. Yine de müzik güzel olunca saatlerce dans etmekten büyük keyif alıyorum, ister soul ya da minimal house olsun, ister avangart.

 

Kimleri dinlemekten ve sahnede izlemekten hoşlanıyorsunuz?

Phillip: El Guincho, Mac Demarco, Tame Impala ve Cosmic Chronic’in sound’unu çok seviyorum. Denroy Morgan ve Chic gibi eski disko ve funk yapımları dinliyorum. Aynı zamanda The Internet R&B grubunun melodilerini mırıldanıyorum.

Patrick: Şu sıralar Rush Hour, Smalltown Supersound, International Feel, Hivern Discs gibi isimlere ilgi duyuyorum. Performansını izlemeyi sevdiğim kişi ise Body and Soul DJ’den Joe Claussell.

 

Daha önce İstanbul’da gelmiş miydiniz, buraya dair planlarınız neler?

Phillip: Hayır, ama İstanbul’da arkadaşım var. Şehir hakkında daha fazla şey öğreneceğim ve insanlarını tanıyacağım için çok heyecanlıyım.

Patrick: Yıllar önce bir defasında Cyristal adlı barda çalmaya gelmiştim. Harika zaman geçirdim. Yılın en heyecan verici etkinliklerinden biri olan Chill Out festivaline gelmek için sabırsızlanıyorum. Çok iyi bir organizasyona benziyor.

 

Chill Out Festivalindeki performansınız nasıl olacak? Dans edecek miyiz?

Phillip: Evet! Hatta yeni birkaç dans adımı üzerinde çalışıyorum.

Patrick: Kesinlikle ilk albümümüzden parçalar olacak; aynı zamanda yeni ve exclusive çalışmalar, doğaçlama performanslar olacak. Canlı şovlarımız her zaman enerjik olduğundan ve seyircilerimizle dans aracılığıyla bağlantı kurduğumuzdan dans etmeye hazır olun!

THE PICKS-