Nov 25 2013

Lydia Courteille


İlhamını tarihten ve doğadan alan mücevher tasarımcısı Lydia Courteille, Paris podyumlarına taşınan koleksiyonlara imza atıyor.

Melda Göktuğ Şallı

Ezoterik simgeler taşıyan çarpıcı figürler, tribal formlar, ormanın tekinsiz sakinleri, Amazon masalları... Parisli mücevher tasarımcısı Lydia Courteille, her biri farklı bir evrene adanan koleksiyonlarındaki hayalgücüyle hafızalara kazınıyor. Farklı taşları ve tasarımlarıyla renkten renge bürünen mücevherleri ünlü modacıların defilelerine konuk olmuş bu yaratıcı isimle güzellik, seyahat ve lüks üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

Tasarımlarınız, moda ve sanat dünyasının ünlü isimleri tarafından beğeniyle takip ediliyor. Mücevher tasarımına nasıl başladınız, sizi bugünkü noktaya getiren önemli duraklar hangileriydi?

Moda, arkeoloji ve bilim hep tutkularım arasındaydı. Küçük yaşlardan beri hep yeni keşiflerle meşguldüm. Sonra seyahat etmeye, yeni ülkeler görmeye, kültürlerini ve folklorlerini öğrenmeye başladım. Taşlar da büyük tutkularımdan biriydi. Kırılan saatimi tamir ettirmek için ilk kez bir antika mücevher mağazasına girdiğimde hayatım değişti! Mücevher dünyasının bir parçası olmaya karar verdiğim dönüm noktası buydu. İşte şimdi buradayım, kendi parçalarımı tasarlamaya başlayalı 30 yıl olmuş bile! 

Hazırladığınız her koleksiyon bambaşka bir evreni temsil ediyor. İlham kaynaklarınızdan söz eder misiniz?

Başlıca ilham kaynaklarım seyahat ve hayalgücü. Tabii bir de güzellik anlayışımı başkalarıyla paylaşma arzusu. O antikacıya adım attığımdan beri şekilleri ve kesimleriyle antika mücevherler de beni çok etkilemiştir.  

Tasarımlarınızda özellikle kullanmayı tercih ettiğiniz malzemeler hangileri?

Bir değerli taş uzmanı olarak her taş bende merak uyandırır ama içlerinden birini seçmem gerekirse bu şüphesiz opal olur. Bu taşın en harika özelliği renk çeşitliliği ve bu renklerin ışıkla değişebilmesi. Opal inanılmaz bir taş, adeta yeni bir yolculuğa davet: Ona bakıyorsunuz ve sizi nereye götüreceğini hiç bilemiyorsunuz.

En son koleksiyonunuz ‘Amazonia’nın hikayesinden ve stil çizgisinden bahseder misiniz?

Birçok koleksiyonumda olduğu gibi malzemem başlıca ilham kaynağım oldu. ‘Amazonia’ için malzemem yeşil turkuaz taşıydı ve bana tropik bir ormanı keşfe çıkma fikrini verdi. Bu renge bayılıyorum; taze bir nefes gibi, her yüzük ya da küpeye bir doz klorofil enjekte edilmiş gibi.

Bir mücevher tasarımcısı olmanın en sevdiğiniz yanı nedir?

Bir tacirin gelip birbirinden farklı bir sürü değerli taşı önüme serdiği an! O anın büyülü olduğunu düşünüyorum.

Moda ve mücevher tasarımı arasındaki ilişki hakkında ne düşünüyorsunuz?

Mücevher gibi moda da yüzyıllardır kadınları daha güzel, çekici, kendinden emin kılmayı amaçlıyor. Ancak mücevher bunu daha incelikli yapıyor, çünkü daha kişisel ve zamanın ötesinde. Moda tasarımcılarının yaratıcı potansiyeli asla hafife alınamaz ancak günümüzde giysiler hala faydacı, pratik amaçlarla üretilebiliyor. Mücevherse hala en büyük lüks.   

Şimdiye dek gerçekleştirdiğiniz işbirlikleri arasında sizin için en heyecan verici olan hangisiydi?

Fransız ‘couturier’lerle çalışmayı çok sevdim. Defileleri birlikte hazırlamak muhteşemdi. Defilesini mükemmele ulaşmak amacıyla hazırlayan, kostüm yerine gerçek mücevher kullanan tasarımcıları çok takdir ediyorum.

İşleriyle sizi etkileyen, farklı disiplinlerden isimler var mı?

Sürrealist ressamlara hayranım, örneğin Francis Picabia. Moda tasarımcıları arasından ise Azzedine Alaia ve sevgili Karl Lagerfeld’im...

Yeni projelerinizden bahseder misiniz?

Şu andaki en önemli projelerim yeni koleksiyonumu tamamlamak ve Amerika’da bir mağaza açmak.

Mesleğinizle ilgili yeni keşifler yapmak, yeni malzemeler ve çizgilerle karşılaşmak için yaptığınız seyahatlerde en çok ilham aldığınız rota neresi?

Afrika’ya aşığım; öyle eklektik, çokkültürlü bir kıta ki... Afrikalı halkların yaratıcılığına, kültürel zenginliğine, kıtanın inanılmaz bitki ve hayvan çeşitliliğine hayranım.

Sizce dünyanın en iyi oteli hangisi?

Mandarin Oriental Bangkok ve Burma’daki Inle Princess Resort.

Paris’te en sevdiğiniz adresler hangileri?

Favori restoranım Le Grand Véfour, Hôtel Costes’in restoranıysa kafe atmosferiyle hoşuma gidiyor. Galerie Patrick Fourtin ve Le Muséum National d’Histoire Naturelle’de gezmeyi seviyorum. Bakım ve özellikle masaj içinse Salon Martine de Richeville’i tavsiye ederim.

THE PICKS-