Sep 08 2016

Maison&Objet’de Oyun Teması


İç mimar ve tasarımcıların en büyük besin kaynaklarından biri olan Maison&Objet Paris geçtiğimiz haftalar düzenlendi.

Pelin Özgen Piker

Yıllardır dekorasyon ve tasarımcıların odağı haline gelen Maison&Objet’de markalar bir nevi sanat sergisine aday olabilecek stantlarla karşımıza çıkıyor. Fuarın bu seneki teması Vincent Grégoire tarafından ‘House of Games’ olarak belirlenmişti. Yeni malzemeler ve aklımıza gelmeyecek renklerin ahengi ile oluşan sergiler, oyun kartlarının ve oyunların ikonik görselleri ile bezenmiş. Satranç, oyun kartları, domino taşları, tarot kartlarının başrol oyuncuları valeler, maça kızları, piyonlar, atlar bizi oyun dünyasına davet ediyordu. Bu çarpıcı sergide güncel sanattan tasarıma, yeni moda renklerden malzemelere açılan farklı bir kurgu oluşturulmuştu.


Duvar kağıtları, zemin döşemeleri, koltukları, aksesuarlar tam bir oyun dünyası kurmuş. Aslında serginin, Philippe Starck’ın Londra’da tasarladığı Sanderson Oteli’nin oyun salonunu andırdığı söylenebilir. Starck da oturma alanında kurguladığı bilardo salonu mizanseni ile sıkı bir kurgu yakalamış ve renkler, malzemeler, zıtlıklarla dikkatleri toplamıştı.


Fuarın ‘Inspiration Space’ adındaki bölümünde yer alan sergide, her objenin veya tasarım alanının kendi dili var ve Grégoire tarafından yaşayan mekanlar için yeni öneriler hazırlanmış. 19. yüzyıldan kalma, unutulmuş bütün tasarımların geri döndüğünü görüyoruz . Keçe kaplı Chesterfield sandalye, yeniden sahip olunması gereken bir parçaya dönüşmüş misal. Zengin bir dekor inşa etmek için gerekli aksesuarlar, Michaël Cailloux’nun tasarladığı gibi sunum dolaplarındaki yerini alıyor ve balık gözü aynalar, av hayvanı başları ile duvar mücevherleri geri dönüyor. Özel dolaplar, kutular ve çantalara olan ilgi artıyor. 

At gibi güzel bir modelin ikonlaşmasına öncülük eden Hermès tarafından satranç takımları tasarlanmış.


Ayrıca, bütün gözler geçtiğimiz aylarda vefatı ile tüm mimarlık ve tasarım dünyasını yasa boğan Zaha Hadid tasarımı objeler, aksesuarlardı.


Billy aydınlatma serisi tasarımcısı, Londralı Ilse Crawford yılın tasarımcısı seçilmiş. Crawford’un akılcı tasarım anlayışına fonksiyonel ve minimal dokunuşları dikkat çekici.  


Fuarda ilgi çeken alanlardan birisi de The teamLab’in Floating Flower Garden Space isimli uçuşan çiçeklerin buluştuğu bahçesi oldu. Binlerce çiçeğin arasında, hepsinin kokusunu deneyimleyerek dakikalar geçirebileceğiniz bir sergi. Bu sergi bir nevi deneyim alanı mahiyetindeydi aslında. Tam da Japon tasarımcılara has bir tavırla karşımıza çıkan enstalasyon; Japon tasarım ekibi The teamLab’in 2.300 çiçeği, köklerini tavana yerleştirmek suretiyle tavandan yere indirdiği bağ adeta. Kelimelerden ziyade duygularla anlatılabilecek olan bu bahçenin videosunu izlemelisiniz.

 

THE PICKS-