Apr 15 2016

Milano Tasarım Haftası


Bu yıl 55.’si düzenlenen, tasarım dünyasının uluslararası arenada en prestijli etkinliklerinden Milano Tasarım Haftası; izleyiciyi Tom Dixon’ın elementlerden esinlenerek tasarladığı konsept mutfaklardan Nendo’nun avangart işlerine büyüleyici bir yolculuğa çıkarıyor.

Rana Soydan

Yaşam alanlarımızın, kullandığımız teknolojik aletlerin ya da tasarım objelerin hem fiziksel hem de görsel uyumunun, günlük hayatımızın pozitif yönde seyretmesinde çok büyük bir katkısı var. Önümüzdeki yıl boyunca adından söz ettirecek en yeni tasarımlar Milano Tasarım Haftası’nda sergileniyor. 12-17 Nisan tarihleri arasında ziyaretçilere kapısını açan haftanın dikkat çeken ve en çok konuşulacak tasarım gelişmelerini, etkinliği yerinde takip eden Özlem Avcıoğlu’nun önerileriyle derledik.

 

Tom Dixon & Ceaserstone

Tasarımcı Tom Dixon’ın tüm iç düzenini ve aydınlatmasını tasarladığı The Restaurant, hem yemek salonlarını hem de menüsünü şekillendiren 4 ayrı ilham verici konsept üzerinden ilerliyor: Ateş, Su , Toprak ve Hava. Tarihi Rotonda della Besana’nın içinde konumlanan restoranın konsept mutfağının yaratıcısı ise İtalyan yemek tasarım stüdyosu Arabeschi di Latte. Yemekler de mekan tasarımına ilham olan elementleri temel alıyor. Örneğin kutuplarda, kırık buz parçaları arasında yüzüyormuşsunuz hissi veren Ice Kitchen’da yemekler, buharda pişirmeden tutun dondurmaya kadar ‘su’ teması sınırları içinde hazırlanıp sevis ediliyor. Aynı çizgide ‘toprak’ restoranına giriş yaptığınızda da heykelvari yapıların arasından çıkan bitkilerin olduğu bir salona adım atmış oluyorsunuz. Tom Dixon’ın gerek oturma düzeni gerekse mutfak düzeni için yaptığı tasarımlar oldukça dikkat çekici. Flask, Melt, Curve, Copper, Offcut, Etch Mini adları altında yaptığı ev aksesuarları ve aydınlatma tasarımları tasarımla zenginleşen yaşam alanlarımıza bir an önce dahil olmasını isteyeceğimiz türden.

Ice Kitchen
 

Fire Kitchen


Nendo Design Studio

Biraz kübist biraz avangart tasarım firması Nendo da, Milano Tasarım Haftası’nda yerini aldı. Chiostro Minore di San Simpliciano’nun kolonlarıyla çevrili kare sergi alanına giderseniz tam ortasında sandalyelerle anlatılan bir manga bulacaksınız. Japon kültürüne kök salmış mangalardan esinlenerek tasarlanan 50 adet sandalye 19. yüzyıl Japon grafik sanatının çizgilerini taşıyor ve manga okurlarının aşina olduğu konuşma balonları, gözyaşı damlaları ya da zıplama efektleri gibi duygusal ve fiziksel manga efektlerini hayata geçiriyorlar. Tasarımcılar sandalyelerin aynalı yüzeyinin gerçek yaşamı yansıtmak için kullanıldığını belirtiyor.


 

Dimore Studio

Dimore Stüdyonun yaratıcı tasarımcıları Britt Moran ve Emilio Salci bu yıl yine dikkat çekici ve oldukça başarılı bir sergiye imza attı. Geçen yıl bizleri 18. yüzyılın Solferino’suna götüren ikili bu yıl, Palmador 2015 adını verdikleri seride, hareketli, renkli ve aynı zamanda nostaljik dokuya sahip bir tasarımla beğeni topladı. Geometrik formlar, tasarım kumaşlar ve vitrayların kullanıldığı seride pastel tonlarda turuncu, mavi ve yeşil renkler yaygın olarak yer almış. Tasarımlarının bize yaşattığı duyguyu ise yine en iyi kendileri ifade ediyor. “Biz ortaya köklerini tarihe salmış ancak günümüze sanatsal bir bakış açısıyla açan bir ev çıkarmak için yola çıktık.” 


Hangar Biccoca  

Eski Pirelli fabrikası üzerine kurulu HangarBiccoca sergi alanı iki muazzam sergiyi bünyesinde bulunduruyor:

Carsten Höller

Ziyaretçilerini interaktif tasarımlarla buluşturan Alman tasarımcı Carsten Höller’in Doubt adlı sergisi 20 tasarımdan oluşuyor. Konukları, eğlenceli ve bir o kadar da iç gıcıklayıcı serüvenlere çıkartan sergide ziyaretçiler, yapılarla olan iletişimlerine ve sergi rotalarına kendileri karar veriyor. Höller’in neden modern sanatın Willy Wonka’sı olarak anıldığının kanıtı olan, simetrik, ışıklı odalardan sergi alanında gezinen yataklara; dev kaydıraklardan etrafı tepetaklak görmenizi sağlayan gözlüklere 20 çeşit tecrübe sizi bekliyor.


Anselm Kiefer

Anselm Kiefer’in Pirelli Hangar’da 2004 yılından beri sergilenen ‘Seven Heavenly Place’ adlı kalıcı sergisine sanatçının bugüne kadar görülmemiş beş büyük tablosu eklendi. 90 ton ağırlığında, 14-18 metre uzunluklarındaki 7 beton kuleden oluşan kalıcı sergi, Elijah’ın (İlyas) cennete yükselişini anlatan Musevi mitinden esinlenilerek yapılmış. Tabloların içeriği de kalıcı sergide yer alan kulelerle aynı tema etrafında dönüyor.


Fondazione Prada

Fondazione Prada yine büyük bir alana yayılan bir fabrika üzerine kurulmuş bir sergi alanı. Daha önce damıtma fabrikası olarak iş gören binalar şimdi Prada’nın hem modern ve klasik mimariyi buluşturduğu sanatsal bir yapı hem de Prada ve kapılarını açtığı sanatçılar için bir sergi alanı. Fabrikadan kalan dört ayrı binaya eklenen üç yeni ve oldukça modern bina içinde Versay Mimarlık Okulu öğrencileri tarafından tasarlanmış bir çocuk alanı ve ünlü yönetmen Wes Anderson’ın Milano’nun eski kafelerinin bilindik atmosferini yarattığı bir kafe bulunuyor.


Nilufar Depot

1979’da Nina Yashar tarafından kurulan ve İtalya’nın en iyi tasarım galerilerinden biri olan Nilufar, bu yıl yeni galerisi Nilufar Depot’un kapılarını, belki de bir mobilya galerisini en iyi şekilde ışıldatacak konsept ile açtı. Martino Gamper’ın, Teatro alla Scala’dan esinlenilerek estetik ve bir o kadar da dramatik bir etki yaratacak şekilde düzenlendiği mobilyalar göz dolduruyor. Üç katlı sergi alanında 3000 adet tarihi ve modern tasarım mobilya mevcut. Tasarımlar sıradan mobilyalardan sıkılanların incelemesi gereken türden.

 

 

THE PICKS-