Nov 23 2015

Nilipek


Müziği yeni, sesi peri; saçı sarı, albümü sıkı. İstanbul’un bağımsız müzik sahnesinin en taze seslerinden Nilipek, ilk albümü ‘Sabah’la gündemimizde...

Taner Turna

Hayatına kattığı her şeyin toplamından Nilipek’i çıkardığımızda, geriye onun dilinde “kendini en kolay ifade etme şekli” müzik kalıyor. Sizi şarkılarıyla huzura ve sükunete çağıran Nilipek’in gündelik hayatta nasıl biri olduğunu ister istemez merak ediyor insan. Ben de sohbetimizin ilk birkaç dakikasında samiyetinin ve hafif içine kapanıklığının farkına varıp kendisinin hayat ritmine ayak uydurarak sıraladım sorularımı. Kış hüznüne karışan ‘Sabah’ albümünün eşliğinde Nilipek’in dünyasına konuk olduk, buyurun.

 

Nilipek nasıl biri? Müzik geçmişi nedir?

Sakin, pek hırslı olmayan ve kolay kolay sinirlenmeyen bir insanım. Bu özelliklerim müzik geçmişimi nasıl mı etkiledi? Her şeyi kendine yetinecek kadar yapıp üzerine daha fazla düşmemek olarak açıklayabiliriz. 5 yaşında piyano çalmaya başladım, yine çok erken yaşta kemanı elime alıp 6 yıl bırakmadım. Fakat bir yerden sonra yeter bu kadar dediğim için şimdi her ikisini de çalamıyorum. Ayrıca uzun bir dönem de bas gitar çaldım.

 

İlk albümün ‘Sabah’ geçen ay yayınlandı. Biraz albümün oluşma hikayesinden bahseder misin?

Aslında çok uzun zamandır var olan şarkılardı. ‘Bilmem’ ve ‘Durak’ üniversitede ilk yaptığım bestelerdi hatta. Bunun üzerine son dönem bestelerim de eklendi. Grubun klavyecisi olan ve aynı zamanda albümün prodüktörlüğünü de yapan Ozan Tekin ile bir süre ikili olarak çaldık. Sonrasında tam kadro olup sahneleri çeşitlemeye karar verdik. Tam bu noktada İzmir’den arkadaşım Can Aydınoğlu (gitar), üniversite müzik kulübünden arkadaşım Tufan Büyükgüngör (bas) ve Arslonga’nın davulcusu Çağlar Aytan’ın da katılmasıyla grup oluşumunu tamamladı. Zaten hemen ardından da çalışmalara başladık. Önce yedi şarkı tamamladık sonra bunlara bir-iki şarkı daha ekledik ve sonunda konserlerde çalabildiğimiz 11 parçaya ulaştık. Bir yıl boyunca birçok etkinlikte bu repertuarı çala çala şarkıların eksik ve iyi yanlarını gördük. Sonrasında da ekleme ve çıkarmalar yaparak bu şarkıların en içimize sinen halllerini oluşturduk.

 

Albümün bir hikayesi var mı?

Albümün tematik bir hikayesi yok. Şarkılar küçük küçük olaylardan oluşuyor. Fakat bir noktada şarkılar birbirinin devamı gibi. Bu yüzden de genelinde tutarlı bir albüm olduğunu söyleyebilirim.

 

Albüm, ses özelinde baktığımızda geniş bir yelpazeye oturuyor. Mesela ‘Yeşil Çimler’ ile ‘Sabah’ bana göre iki ayrı dünya gibi. Bu müzikal ve duygusal çeşitliliği nasıl sağlıyorsun?

Şarkıların yazım sürecinde tek başıma ilerliyorum. Bu şarkıların çoğu bir olay üzerinden ilerleyip bir çeşit dışa vurum olduğu için ilk etapta yazdığım sözleri gitar ya da piyano eşliğinde kaydedip diğer grup üyelerine gönderiyorum. Sonrasında hep beraber stüdyoya giriyoruz. Sözler üzerinden şarkıda anlatmak istediğim duyguyu grup üyeleri ile paylaşıyorum ve bunun ardından nasıl ilerleyeceğimiz ortaya çıkıyor.

Hem öykü yazıyorsun, hem çizim yapıyorsun hem de psikoloji üzerine eğitimin almışsın. Hepsinin birleşimi sensin fakat bu birleşimden müziğe doğru bir yönelim var. Nedir bunun sebebi?

Galiba kendi adıma bir şeyleri anlatmanın en kolay yolu müzik benim için. Ben her zaman yaşadıklarımı normal ilişkilerde net anlatmaya çalışıyorum. Yani bir olay yaşadıysam, duygularımı en kısa ifade etme yönetimi olarak şarkı yapmayı seçebiliyorum. Zaten şarkılarımın çoğunu yürürken yapıyorum. Bir yerden bir yere yürürken belli bir ritim üzerinden sözleri düşünüp şarkıları yaptığım için müziğin bana en uyan yöntem olduğunu söyleyebiliriz. Fakat belli olaylar üst üste gelmeseydi çizime de yönelebilirdim ya da bir okulda psikolojik danışmanlık da yapıyor olabilirdim.

 

Şarkı sözünden yola çıkarak... En son ne zaman hiç işinin olmadığı bir güne uyandın ve ne yaptın?

Çok güzel soru! Yaz aylarında olabilir, emin değilim. Çok zaman olmuş. Hiçbir işimin olmadığı günlerim olmasa da var olan şeyleri “bunları yapmak istemiyorum” diyerek bir kenara itip kendi kendime oyalandığım zamanlarım oluyor. Böyle anlarda bir plak koyuyorum ve çay içiyorum. Gittiğim her yerden çay aldığım için bir dolap dolusu çayım var! Balkonda oturup hiçbir şey yapmadan etrafa bakınıyorum, müzik dinliyorum ve yemek yapıyorum.

 

İzledikten sonra soundtrack’ini yapmak istediğin bir film oldu mu?

Çok fazla film seyretmiyorum, bu yüzden de kendime kızıyorum aslında. Şöyle oluyor; ben film izlersem ya gereğinden fazla etkileniyorum ya da o kadar etkilenmiyorum ki çok sinirleniyorum. Bu yüzden de film seyretmek yerine başka şeyler yapıyorum. Bir performans sanatına eklenmek isterdim açıkçası. Ama nasıl bir performans sanatı olması gerektiğini kestiremiyorum. Eğer bir şekilde arka planda benim şarkım oluyorsa, ön planda çok döngüsel şekilde devam eden ve bir sürü şeyin simetrik olduğu bir kompozisyon kafamda canlanıyor.

 

Hermann Hesse sevdiğini biliyorum. Onun anlatım dilinde olduğu gibi hep bir başa dönme var mıdır hayatta? Bir de favori Herman Hesse kitabın hangisi?

Şu an çok mutluyum Hermann Hesse ile ilgili bir soru geldiği için! Psikolojik döngüleri var insanların. Yani belirli senaryolarımız var ve sürekli olarak bu senaryoları yaşıyoruz. Aslında hep aynı noktalara, aynı duygulara geri dönüyoruz. Görüntü ve yanımızdaki insanlar farklı olabilir ama duygularımız aynı oluyor. Burada ne kazanılıyor, ne kaybediliyor o ayrı bir konu. Çünkü o döngünün içerisindeyken bir şeyleri geride bırakıyorsun ister istemez. Tamamen psikoloji olarak kendimizi götürdüğümüz, kendimize gerçekleştirdiğimiz kehanetlerden bahsediyorum. Ayrıca favori Hermann Hesse kitabım Bozkırkurdu’dur.

 

Nilipek'i 4 Aralık tarihinde Bronx Pi İstanbul'da canlı izleyebilirsiniz.

Portre fotoğrafları: Emir Özşahin 

THE PICKS-