May 24 2016

Oscar & The Wolf


Electropop grubu Oscar & The Wolf’un arkasındaki isim Max Colombie ile 4 Haziran’daki Babylon Soundgarden performansı öncesi kendine özgü tarzını, ‘organik’ müziği ve idollerle tanışmanın gerekliliğini konuştuk.

Su Sonia Herring

Max Colombie’nin yaratıcı projesi olarak 2010’da ortaya çıkan Oscar & The Wolf, 2014 Nisan ayındaki ilk albümleri ‘Entity’ ile iyice görünürlük kazanmıştı. Geçtiğimiz yaz bir diğer Belçikalı müzisyen Raving George işbirliğiyle imza attıkları ‘You’re Mine’ ile isimlerini yavaş yavaş ABD’de de duyurmaya başlayan electropop grubu önümüzdeki ay Los Angeles’a kayda gidiyor.

Yakın zamanda global müzik sahnesinde kendine özgü sound’unu duymayı umduğumuz Colombie ile Babylon Soundgarden öncesi kısa bir sohbet etme fırsatı bulduk.

Babylon Soundgarden'da Bone standına gelin, kayıt yaptırın, İbiza'ya iki kişilik gidiş-dönüş BoraJet uçak bileti kazanma şansı yakalayın. Ayrıntılar burada.

 

Oscar & The Wolf yalnızca Max Colombie mi yoksa bir grup mu?

Aslında kendi başıma başladığım bir projeydi ve parçası olacak müzisyenler aramaya başladım. Yaratıcı bir kolektif olarak tanımlanabilir, bu kolektifin ürünü de ben oluyorum.

Müzikal tarzın bayağı nevi şahsına münhasır, hep mi böyleydi zamanla mı evrildi?

Daha çok bir içgüdü olarak tanımlayabilirim sanırım, yeni sesler üretmek zorunda hissediyorum kendimi. Sahnede bu içgüdü iyice kontrolü ele geçiriyor ve farklı bir kişiliğe bürünüyorum. Aslında farklı da değil normal hayattaki kişiliğimin daha abartılı bir versiyonu diyebilirim.

Son parçan You’re Mine uzun zamandır dinlediğimiz en seksi şarkılardan biri, bize mi öyle geliyor yoksa Raving George ve senin aklında da benzer çıkış noktaları mı vardı şarkıyı yaparken?

Charlotte de Witte (Raving George) beni stüdyoya davet etti, gittiğimde zaten ellerinde bir ritim vardı. Charlotte minimallikten hoşlanıyor ben daha çok melodik tınılardan severim. Çok hoşuma giden bir bas yürüyüşü vardı ama tek bir notadan ibaretti, tek notadan bir vokal melodisi yazamayacağım için synthesizer ile oynamaya ve doğaçlama yapmaya başladım. Charlotte’un karakteristik sound’ları olan minimal altyapı ve bas yürüyüşüyle benim melodik tarafım bir araya gelmiş oldu. Sözler de benden çıktı ama her aşamasında fikrini aldım, ikimiz de ‘cheesy’ sözlerden hoşlandığımız için oldukça kolay oldu işimiz.

Peki ya video?

Videoyu en yakın arkadaşlarımdan biri yönetti, görselliğin nasıl olması gerektiğine dair yaratıcı ve karanlık bir tarafı vardır. Bir şarkıyı dinlediğinde parçanın nasıl görünmesi gerektiğini hemen zihninde canlandırır, ben de işi tümüyle ona bıraktım. Her şey hazır olunca gittik ve çekimi yaptık!

İlk defa Türkiye’de bir festivalin ana sanatçılarından biri olarak sahne alıyorsun. Babylon Soundgarden’da Oscar & The Wolf’tan neler bekleyelim?

Saat kaçta çalacağımıza bağlı aslında.

Büyük ihtimalle siz sahne aldığınızda hava kararmış olacak.

Gece, gündüz veya gün batımı olması açıkhava performanslarında çalacağımız seti birebir etkiliyor. Dışarıdaki doğal rüzgar bile nasıl hissettiğimi ve nasıl bir performans sergilediğime etki ediyor. Ne beklemelisiniz bilmiyorum, herkesi iyi hissettirmeye ve dans ettirmek için elimizden geleni yapacağız.

Daha önce de İstanbul performanslarınız oldu, Türkiye dediğimde aklına ilk gelenler ne?

Çok enerjik ve eksantrik, oldukça gürültülü ki bence bu iyi bir şey. Türkiye’de insanlar eğlenirken, son günleriymişçesine eğleniyor, sahnede olan biri için bu mükemmel bir mentalite.

İlk çıkışında bu denli başarı kazanmış olmak nasıl bir duygu?

Bunu kişisel veya duygusal olarak almıyorum, daha çok üzerinde çalıştığım bir şey olarak görüyorum. Nasıl insanları yaptıklarımla heyecanlandırabilirim? Müziğimin, performanslarımın kalitesini nasıl arttırırım? Biraz da kalabalıkların, izleyicilerin isteklerine ve o andaki tepkilerini göre şekillendirmek tabii olay. Gelecekte neler olacak bayağı merak ediyorum.

Gelecek demişken, yeni parçalar veya işbirlikleri var mı yakında?

Yeni parçaları üzerinde çalışıyorum, önümüzdeki bir ay boyunca kayıt yapacağız Los Angeles’ta. Çıkan parçalardan dolayı şimdiden mutluyum, kayıtlar bittiğinde nasıl olacakları konusunda çok heyecanlıyım.

Biraz da seyahatten bahsedelim, en sevdiğin şehir?

Sanırım Los Angeles. Mimari açıdan hep aynı, merkezinde yan yana evler, bahçeler, ağaçlar, parklar var. Bir yandan da çok gelişmiş, yenilikçi bir düşünce tarzı var insanların. Ve tabii ki güneş hep parlıyor bu da her zaman bir artı benim için.

Müzik endüstrisi farklı mı?

Evet, Belçika’ya, Avrupa’ya kıyasla çok farklı işliyor, bu bana ilginç geliyor. Mesela birkaç yapımcı ile tanıştım, rap ve hip-hop yapıyorlar, birkaç sample veya enstrümantal kayıtla farklı kolajlar yaratabiliyorlar. Belçika’da daha eski usül müzik yapılıyor, indie, rock, folk grupları var bol bol. Avrupa benim için bu demek. ABD ise hip-hop ve elektroniğe yoğunlaşmış görünüyor, ayrıca çalışırken de dijital teknolojilerden sonuna kadar yararlanıyorlar, biz daha organik çalışıyoruz. Bence ideal olan, organik olanla dijital olanın bir arada olması; hip-hop ritminin üzerine sample yerine gerçek piyano sesi isterim.

Kişisel stilin kendine özgü, modada ilham kaynakların neler ve kimler?

Zor bir soru, moda konusunda milyonlarca ilham kaynağım var. Belli dönemler, yıllar 20’lerden 80’lere kadar her on yılı ayrı seviyorum. Doğa, belirli tasarımcılar ve kişiler de ilham veriyor. Örneğin Lady Gaga’nın giyim tarzını sevebilirsiniz veya sevmeyebilirsiniz ama yaratıcı olduğu kesin. Bana sorarsanız eksantrik düşünme tarzını kıyafetlerine yansıtabildi ve başka insanların da düşünme şeklini etkiledi. Beğenip, beğenmemekten ziyade farklı olması daha önemli sanırım.

Lana Del Rey ile müzik yapmaktan keyif alabileceğini söylemiştin, başka hangi isimlerle çalışmak isterdin?

Kendi idollerimizle, yıldızlarımızla tanışmak zorunda olmadığımızı düşünüyorum. İyi bir fikir değil, hayal ettiğimizden daha farklı olabilirler çünkü o insanın etrafında bir dünya yaratıyorsunuz ister istemez ve doğal olarak o kişi gerçekte o insan olmayabiliyor. Bu nedenle çok beğendiğim müzisyenlerin hiç biriyle çalışmak istemeyebilirim. Onları kendi hallerine bırakmanın daha iyi olduğunu düşünüyorum ya da ileride bir gün onlar bana gelirse o zaman düşünebilirim ama kendim onlara ulaşmaya çalışmam. Çok ilginç bir konu benim için idollerinle tanışmak. 

THE PICKS-