Dec 22 2015

Paris'te Yağmur Yağınca


Koskoca ‘Işıklar Şehri’nin parıltısı yağmur yağdığında söner mi hiç? İşte 10 adımda Paris’te yağmurdan kaçma sanatı.

Zeynep Gür

Paris kuşkusuz yağmurun en çok yakıştığı şehirlerden biri. Böyle bir günde otel odanızda yağmurla köşe kapmaca oynamak yerine, kendinizi sokaklara atıp şehri daha yakından tanıyabilirsiniz. Merkezden uzak, turistlere sunulmak üzere süslenmemiş mahalleleri, lezzetin ve özgün fikirlerin peşinde koşan bağımsız ruhlu mekanları keşfedebilir ve merkezde hissedilen asabiyeti yumuşatan bir samimiyetle karşılaşacağınız noktalara sığınabilirsiniz.

 

Paris’te sıradan bir turist olmak yerine gerçek bir gezgin unvanına kavuşmak isteyenler bu listeye bir göz atın!

          1. Kültür meraklıları için: Müze Keşfi

Kentin müze gezmek isteyen turist kalabalığı kendini ister istemez Musée du Louvre, Musée d’Orsay; Grand Palais; Jeu de Paume; Les Arts Décoratifs gibi mekanların önüne atıp, kimi zaman iki-üç saate varan kuyruklara girerler. Hele bir de o gün gök delinmişçesine yağmur yağıyorsa... Yeni bir kültürel deneyime ne dersiniz? Etrafı sarmaşıklarla bezeli Petit Palais müzesi, Afrika, Asya ve Amerikan kültürüne özgü eserlere ev sahipliği yaparak çağdaş sanatın kapılarını aralıyor. Salıdan pazara 10.00-18.00 arası açık. Zamanda iyice geriye gitmek isteyenler için ise ilkel çağ eserlerinin sergilendiği Musée du Quai Branly doğru bir seçim.

 

          2. Amatör mimarlar için: Mimari Rotalar

Eiffel Kulesi’nin demir tahtında kimsenin gözü yok. Fakat Paris’te keşfedilmeyi bekleyen binlerce güzellik varken sadece birine odaklanmak diğerlerine biraz haksızlık olmuyor mu? Opéra Palais Garnier bu güzelliklerden yalnızca biri. Barok mimarisi, modernize edilmiş tarihi oditoryumu ve The Grand Staircase’de bulunan ikonik heykeliyle (Titanik filmindeki balo odası) Opéra Palais Garnier yaşayan bir efsane. Dünya standartlarında bir opera gösterisi ya da bale performansı izleyebildiğiniz opera evinin tamamını gezmek isteyenlere not; hafta içi maksimum bekleme süresi 15 dakika. Eklektik mimarisi ve geleneksel Fransız dekorasyonuyla ününü 1970’lerden günümüze kadar taşıyan opera evine Opéra Bastille’in modern duruşu bile gölge düşürememiş. 

 

          3. Alışveriş sevdalıları için: Tarihi Pasajlar

Kültürel mirasını büyük bir gururla koruyan Paris, tarihi pasajlarına karşı da oldukça duyarlı. Passage des Panoramas  (11 Boulevard Montmartre), 1800’ler Paris’inin karanlık, tekinsiz ve çamurlu sokaklarında inşa edilmiş. Onun hemen çapraz sokağında bulunan Passage Jouffroy  (10 Boulevard Montmartre) ise 1845’ten beri ayakta. Pasajın camdan oluşan yüksek tavanları ise dış dünyaya açılan bir kapı; yağmurdan kaçmış olmanız onu izleyemeyeceğiniz anlamına gelmez! Passage Jouffroy’un bünyesinde Fransız tarihini ele alan balmumu heykel müzesi Musée Grévin de mevcut. Yağmur ısrarcıysa, Galerie Vivienne (4 Rue des Petits-Champs) ve the Galerie Véro-Dodat (19 rue Jean Jacques Rousseau) pasajlarını da gezmekte fayda var.

 

         4. Boğazına düşkünler için: Kapalı Marketler

İki kat üst üste beyaz masa örtüleri; papyonlu, ciddi garsonlar ve sıralarca çatal bıçak takımları olmadan da geleneksel Fransız tatlarıyla haşır neşir olmak mümkün. Küçük çaplı üreticilerden temin edilen en kaliteli malzemelerle hazırlanan ve mütevazi bir sunumu olan kusursuz yemekler, samimi bistro ruhlu mekanlarda ve kapalı marketlerde keşfedilmeyi bekliyor.

  • Marché des Enfants Rouges: ‘Kırmızı Çocukların Marketi’ anlamına gelen kapalı çarşının kökenleri bundan 400 sene öncesine dayanıyor. O dönemde yetimhanenin kırmızı üniformalı çocuklarına yardımcı olan marketin esnafı misafirperverliğini yüzyıllar sonra bile sürdürüyor. Köklerini günümüze salan Marché des Enfants Rouges, bugünlerde doğal meyve ve sebzeleri, rengarenk çiçekleri ve taptaze ekmekleriyle iştah kabartıyor.

 

  • Marché de Saint Martin: 1850’lerin konser salonu bugünlerde Fransız tatlarını şirin tezgahlarda sunan, mütevazi bir çiftçi marketi. Küçük ama modern atmosferiyle mideyi olduğu kadar gözü de doyuruyor. Marketin bünyesinde yer alan Au Comptoir de Brice sizi cafcaflı masa örtüleri veya gösterişli bir dekorasyonla karşılamasa da, baş şef Brice Morvent tarafından yaratılan özel Bearnise soslu House Burger bütün boşlukları dolduruyor.

 

          5. Maceraperest gezginler için: Sewer Museum

Kanalizasyon Müzesi, isminden de anlaşıldığı üzere pahalı sanat eserlerinin sergilendiği bir müze değil. 1200’lü yıllarda Kral Philippe Auguste’un emriyle kurulan Paris kanalizasyon sistemi, bugün yerin altında son derece iyi düzenlenmiş kilometrelerce tünelden oluşuyor. Bu sistemin yaklaşık 450 metresini bugün yaya olarak, duvarların kenarlarındaki kaldırımları kullanarak gezebiliyorsunuz. Tabii ağır kokuya dayanabilirseniz!

 

          6. Üşengeçler için: Paris Story

Madem Paris’i gezme planınız var; oturduğunuz yerden de bunu yapabilmek mümkün. ‘Paris Story’, Paris’in ikonik yapıları, meşhur caddeleri ve mimari güzelliklerini konu edinen bir film. Seine nehrinin sol kıyısında kurulan Paris'in Roma şehri döneminden, 21. yüzyılın Parizyen yapıların kadar uzanan film Paris’i keşfetmenin en pratik yolu. Palais Garnier ve Galeries Lafayette’in hemen karşı caddesinde bulunuyor.  Her gün 10.00-18.00 arasında açık.

     

          7. Çevre dostları için: The Greenhouses of Paris

Evet, dışarıda bardak boşanırcasına yağmur yağarken ıslanmadan yeşillik görmek pek de mümkün gelmiyor kulağa. Tabii Paris’in seralarıyla henüz tanışmadıysanız. Tuileries Palası, Monceau Parkı ya da Lüksemburg Bahçeleri kadar ün sahibi olmasa da, tropikal ve egzotik çiçeklerle donatılmış, botanik çeşitliliğiyle dolu ve yeşilin her tonunu içinde barındıran keşfedilmeyi bekleyen seralar var. Grandes Serres in the Jardin des Plantes (57 Rue Cuvier, 6€) ve Serres d’Auteuil (3 Avenue de la Porte d'Auteuil, ücretsiz) sizleri Paris’in orta yerindeki tropikal ormanlara çağırıyor.


Grandes Serres du Jardin des Plantes 

 

          8. Geleceğin yıldızları için: Karaoke

O zaman şarkı söylemek lazım! Kökenleri Asya’ya kadar uzanan Karaoke Box, grup olarak gitmek isteyenler için ayrılmış özel odaları ve ağız sulandıran yemekleriyle bir karaoke bardan daha fazlası. 20 kişilik kapasiteye sahip Big Box odası, mekanın en geniş ve en rahat olanı. Müzik kataloğunda 6200 İngilizce ve 2100 Fransızca şarkı mevcut. Pop art posterlerle ve grafik desenleriyle süslenmiş duvarlar da oldukça dikkat çekici. Bir yandan Cham Cham, Bootylicious, Waka Waka, California Dreamin’ gibi kokteylleri yudumlarken, öteki yandan arkadaşlarınızın karşısında şarkı söylemenin tadını çıkarın. Pazartesi Perşembe arası 18.15-02.00, cuma cumartesi günleri ise 10.00-02.00 arasında açık.

 

          9. Keyif düşkünleri için: Türk Hamamı

Grande Mosquée de Paris (39 rue Geoffrey Saint-Hilaire) Paris’in en büyük camisi unvanına sahip bu tarihi yapı, 1. Dünya Savaşı sırasında Fransız kolonilerinde Almanlara karşı savaşan Müslümanların anısına Fransız hükümeti tarafından inşa edilmiş. Anahtar deliğini andıran bir kapının içinden geçerek, devasa duvarların öteki yüzüyle tanışıyorsunuz. Caminin içinde kafe, sauna, buhar odası ve Türk hamamı da mevcut. Naneli çayı ve oryantal tatlılarıyla ilgi odağı haline gelen kafenin özellikle Kuzey Afrika’ya özgü, nektar tatlısı şahane. Saunası, buhar odası ve kadınlara has hamamıyla Grande Mosquée de Paris, keşfedilesi bir huzur noktası. 10, 20 ve 30 dakika arası değişen kese ve köpük masajı ise cildinizi yenilemeye yardımcı olacak

 

           10. Cesur yürekler için: Şemsiye alın!

 Şemsiye altında Paris’i dolaşmak isteyen romantikler de vardır elbet. Tabi bunun için önce bir şemsiyeye ihtiyacınız olacak!

  • 1967’den beri kendi şemsiyelerini üreten şemsiye uzmanı La Maison Pep’s Paris sokaklarını doya doya dolaşabilmeniz için var. (Passage de l’Ancre, 75003.)
  • Les Parapluies Simon, 1897’den beri Paris sokaklarına hükmediyor. (56. Boulevard Saint-Michel, 75006.)
  • Son olarak, lüks şemsiyelerin adresi Le Véritable Cherbourg sizi yağmurdan en kaliteli şekilde korumaya özen gösteriyor. (124 rue du Faubourg St Honoré, 75008.)

Les Parapluies Simon

THE PICKS-