Aug 15 2012

René Habermacher


Karşınızda her anlamda bir özgür ruh var: René Habermacher. İsviçre fotoğrafçı, ilhamını hareket etmekten alıyor; çeşitli dergiler ve modaevleri için birbirinden yaratıcı ve göz alıcı işler yapıyor...

Zeynep Erekli

Şu sıralar işlerine moda ve tasarım dünyasının en iddialı dergilerinde rastlayabilirsiniz. Numero Paris, Vogue Japonya, L´Officiel, Pop Magazine, V Magazine ve Harpers Bazaar, en iddialı portre ve moda çekimleri için onunla çalışıyor. Habermacher ise yorulmadan ve sıkılmadan seyahat ediyor, ilham topluyor ve durmaksızın çalışıyor. Paris’te yaşayan İsviçre doğumlu fotoğrafçı kariyerine illüstrasyon yaparak başlayıp, fotoğrafa illüstrasyondan geçmiş. Sürekli değişen, gelişen çalışmalarını takip etmek için: www.renehabermacher.com

Moda ve portre fotoğrafçılığına her zaman ilgili miydin yoksa bu zamanla mı gelişti?
Her zaman farklı disiplinlerin sınırlarını keşfetmeye ilgi duydum. Modanın yeniliklere ve toplumsal değişikliklere, mimari veya diğer alanlardan çok daha hızlı tepki verdiği düşüncesiyle yetiştim. Moda imgeleri, bazı olayları henüz birer tüketim fenomenine dönüşmeden önce bile yansıtmayı başarıyordu ve bu etkiye hayran oldum. Tüm bu yenilik arayışının nedeni, şüphesiz güzel olanı bulmak. Benim için de aynı durum geçerli ancak günümüz moda endüstrisinde ne yazık ki kurumsal ve jenerik olan hüküm sürüyor. Reklamcılar mutlu olurken, dergiler de eş zamanlı olarak sıkıcılaşmaya devam ediyor. Bu düzende yetişen genç yeteneklerin, yeniliğe ulaşmak için çok daha fazla çabalamaları gerek.

Moda fotoğrafçılığına dair en çok neyi seviyorsun?
Moda fotoğrafı, bence öncelikli olarak aydınlanma yaratmak ve modern zamana dair görsel bir referans oluşturmak için var. Susan Sontag’ın sözlerini hatırlamak gerek belki de; “Moda fotoğrafçılığı, bazı şeylerin fotoğrafta gerçek hayatta göründüklerinden daha güzel olabileceği gerçeği üzerine kuruludur.” Ben her şeyden çok objektifin karşısındakiyle ilgileniyorum, fotoğrafladığım insanla yeni bir evren yaratıyorum. Moda, karakterin bir uzantısı. Moda fotoğrafı konusunda benim vizyonum ve manifestom bu yönde.

Son zamanlarda POP için Marina Abramovic’i ve Elle Men için Adrien Brody’i fotoğrafladın. Vogue Japonya, Numero Paris ve V Magazine için de farklı çekimler yaptın. Tüm bunları yaparken dünyayı dolaştın. Bu tempoya nasıl dayanıyorsun?
Ailemizde de dedikleri gibi, ben çingene olarak doğmuşum, yani göçebelik benim bir parçam. İş seyahatleri söz konusu olduğunda dikkat ettiğim tek bir nokta var, bana ilham verecek o şey her neyse ona sıkıca tutunmak. Kendimi şarj etmek içinse, her ağustos birkaç haftayı kendime ayırıp Akdeniz’e gidiyorum. Ocak aylarında ise dinlenmek için daha uzak bir yere, gerçek bir maceraya atılıyorum: Tayland’ın güneyi, Mekong Delta’sı, Meksika…

Favori çekim mekanın neresi?
Daha önce çekim yaptığım ve farklı nedenlerle bir gün geri dönmeyi istediğim sayısız yer var, ayrıca ileride çalışmak istediğim yerlerin listesi de mevcut. Geçmişten söz edecek olursak, nefes kesici kayalıkları ve volkanik çöküntüleriyle gerçeküstü bir atmosfere sahip Santorini’yi sayabilirim. Ayrıca Fas’ın ışığına bayılıyorum, özellikle Marakeş’i çevreleyen kırmızı tonlara.

Gelecekteki projelerin arasında neler var?
Listenin en tepesinde bir kitap çıkarmak yer alıyor sanırım. Fotoğrafların seçilme ve düzeltime süreçlerinde gelişen bir dizi olay, ortaya nihai ürün olarak en iyilerinin çıkmasını engelleyebiliyor. Elimde kimsenin görmediği ancak zamana yenik düşmeyen ve hala güzelliklerini koruyan o kadar fazla kare var ki. Ayrıca çeşitli film projeleri üzerinde de çalışıyoruz ve bunların arasında uzun metrajlılar da var.

İsveçlisin, uzun bir süre Atina’da yaşadın ve şu sıralar çalışmalarını Paris’te devam ettiriyorsun. Sürekli hareket halindesin! Sonsuza dek yaşamak istediğin bir şehir var mı?
Aslında komik ama bu soruya verecek bir cevabım yok; şehirleri çok sevsem de, ben aslında bir kasaba çocuğuyum. Hayatımın bir noktasına Akdeniz’in yakınlarında tenha bir yerdeki kompakt ancak etkileyici bir eve sığınacağımı biliyorum. Mimari en büyük tutkularımdan biri oldu, bu yüzden kendi evimin inşa süresinden tut, dekorasyon süresine kadar her şeyin bir parçası olmak için sabırsızlanıyorum.

En büyük ilham kaynağın nedir?
Hayattaki en büyük saplantılarımdan biri tarih. Eğer geçmişinizi bilirseniz, geleceğinizi çok daha iyi anlayabilirsiniz. Bunun haricinde nereye gidersem ve hangi yöne bakarsam, orada saklı kalmış tuhaflıkları bulup çıkarmak hoşuma gidiyor. Sinema ve müzik de beni durmaksızın besliyor.

Günümüzde farklı disiplinlerde üreten isimler içinden hayranlık duyduğun birileri var mı?
Mimar Bernard Rudovsky’nin farklı kültürleri ele alarak yarattığı füzyon, her daim bana ilham verdi. Japon mimar Tadao Ando, Tasarımcı Rick Owens, Amerikalı fotoğrafçı ve ressam Chuck Close, Amerikalı heykeltıraş ve besteci Walter de Maria ve performans sanatının divası Marina Abramovic’i de unutmamak gerek tabii.

Bu sıralar ne dinliyorsun?
The Shoes, Woodkid, The weeknd, Tyga, James Blake, Schoolboy Q, Grimes, film müzikleri ve Snoop Dogg’un Soundcloud miksleri.

En sevdiğin şehirler hangileri?
İstanbul, Tokyo, Bangkok, Mexico City, New York… Hangisini daha çok sevdiğime karar veremiyorum, ancak kesin olan bir şey var ki, hepsi benim için çok özel!

Favori adreslerin neler?
Restoranlardan başlayalım, konu restoranlar olunca bir hayli yemeksever biri olarak kendimi tutamıyorum. Meksika’nın doğusundaki Yucatán’da konumlanan Tulum kıyısındaki Restaurant El Tabano en sevdiklerimden. Kapısında uzun kuyruklar oluşan ancak begonvillerle çevrili huzurlu atmosferi ve lezzetli ızgaralarıyla Mikonos’taki Adios Sostis Beach’te konumlanan Kiki’s Taverna da favorilerim arasında. Kenya’daki Lamu Adası’nda The Peponi Hotel’in barı da bence özel bir adres.

THE PICKS-