Oct 09 2008

Ron Arad


Çok kültürlü yaşamı şüphesiz onun en önemli hazinesi. Dünyanın önde gelen tasarımcılarından Ron Arad, ölümsüzlük sırrını çoktan bulduğuna ikna ediyor bizleri.

Itır Yıldız

Tel Aviv doğumlu Ron Arad, Kudüs’te başlayan öğrenim hayatına Londra’da devam etti ve tasarımda merkez üssü olarak Londra’yı seçti. Dünyaca üne kavuşan tasarımlarının yanı sıra Centre Georges Pompidou, The Metropolitan Museum of Art, The Victoria&Albert Museum gibi insanlığın çağdaş hafızasını saklayan müzelerde sergilediği çalışmalarla adını tasarım dünyasına yazdıran ve ölümsüzlüğünü tüm dünyaya ilan eden Ron Arad’la 'Yılın Uluslararası Genç Tasarım Girşimcisi' yarışmasının Türkiye ayağında jüri üyesi olmak için geldiği İstanbul’da buluştuk.

 

'Bookworm' en bilinen tasarımınız; kült mertebesine ulaşan ürünler arasında yerini alan pek çokları da var.  Bu kadar büyük bir başarıya sahip olmak nasıl bir duygu?

Bence farklı insanlar farklı tasarımlarımla tanıyorlar beni. Bazıları 'Bookworm'la diğerleri 'Rocking Chair', 'Big Easy Armchair', diğer insanlarsa sadece galerideki işlerimi biliyor. Mağazadakileri değil. Ama şüphesiz ticari anlamda en başarılı işim 'Bookworm' oldu.

Dünyanın neresine giderseniz gidin mekanlarda kullanılan bir tasarımınıza rastlıyorsunuzdur...

Bu işleri kolaylaştırıyor. Bir fikriniz olduğunda onu hayata geçirmek zor olmuyor. Genç tasarımcılarla konuştuğunuzda bu onlar için her zaman bir problemdir, her zaman fikirleri vardır ama hayata geçirecek imkanları yoktur. Bu özgürlüğe sahip olmak güzel bir şey. Her yerde tasarımlarımı görmek beni heyecanlandırmıyor. Bundan sonra ne yapacağım beni heyecanlandırıyor.

Tasarım yapmak için günün en güzel zamanı nedir sizce?

Değişir. İçinde fantastik insanların çalıştığı fantastik bir ofisim var. Çalışma zamanı çok güzel... Konuşuyoruz, çiziyoruz, başkaları modelliyor... Ama aslında akşam uyuyuncaya kadarki zamanda en verimli çalıştığımı söyleyebilirim. Geç olduğunu biliyorum; o yüzden bir süre sonra, çok da saate bakmıyorum.

Biraz kişiliğinizden bahsedelim. En çok hangi yönünüzü seviyorsunuz?

İnsanları seviyorum. Yeni insanlarla tanışmayı çok seviyorum. Çok tembelim, bu yüzden çok üretiyorum. Aynı zamanda çok çabuk sıkılıyorum. Bu yüzden de bir şeyler yaparak kendimi eğlendirmeye çalışıyorum.

Size neler ilham verir?

Her şeyden ilham alıyorum. Ancak Barok tasarımlar bana ilham verir diye bir şey diyemem. En çok işin kendisi ilham veriyor. İşi tasarlama, çözme aşaması beni en çok heyecanlandıran kısmı.

Tasarım açısından baktığınızda sizi heyecanlandıran, sevdiğiniz bir kent var mı?

İstanbul’u seviyorum. Bu sefer çok fazla gezemedim ama İstanbul’u çok seviyorum, Rio’yu seviyorum. Tasarlanmış kentleri sevmiyorum. Milano’dan hoşlanıyorum ama sevmiyorum. Fiziksel olarak Sydney çok güzel ama yine de Sydney’i sevmiyorum.

Favori tatil destinasyonunuz neresi?

Evden uzun süre ayrı kalacaksam, ağustosta gideceğim yer ama reklamını yapmayacağım. Balear Adaları’nın en şeker adası. Marakeş fantastik bir destinasyon. Atlas Dağları eteğinde bir villa tasarlıyoruz.

Sizce dünyanın en iyi oteli hangisi?

Benim tasarladığım Rimini’deki Duomo. En lüks otel, Tokyo’daki Park Hyatt. Otel 42. kattan başlıyor.

Dünyanın en iyi restoranı sizce hangisi?

En iyisini bilmem ama en sevdiğim, her öğlen yemek yediğim stüdyomun yakınındaki Casa Manzi. Bana her zaman masa ayırırlar. Ben orada olmasam da masam ayrılmıştır. Hayatımda yediğim en iyi öğlen yemekleri. Bir başka muhteşem restoran, bence Londra’nın gizli kalmış en iyilerinden biri Royal College of Art, Signor Commodore.

İşe dönersek genç girişimci Türk tasarımcıların işlerini kritik etmek için burdasınız. Türkiye’de birçok isim İstanbul’u tasarım konusunda bir merkez yapmak istiyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz. İşleri nasıl buluyorsunuz?

Türk tasarımcıların, Yugoslav ya da Danimarkalı genç tasarımcılardan pek bir farkı olduğunu düşünmüyorum. Merkezde olmayan bir başka yer. Hevesli, sıkı çalışan, ne yaptığına inanan birçok insanla tanıştım, kendilerini ispatlamak istiyorlar ve aslında her şey de bunun için. Ben tasarıma ya da ulusal kimliğe inanan biri değilim, bireylere inanırım. Çok başarılı ve ünlü tasarımcıların hepsinin yurtdışında yaşıyor olması aslında bir tesadüf değil. Yurtdışında kariyer yaptılar. Merkezde olmak, Central Saint Martins’e gitmek Hüseyin Çağlayan için çok önemliydi. Eğer Kıbrıs’ta ya da burada kalsaydı yapamazdı... Ya da New York’ta yaşayan Ali Tayyar... Kent üretmesine yardımcı oldu tıpkı Londra’nın bana yardımcı olduğu gibi.

Kariyerinizde hiç çok şanslı olduğunuzu düşündünüz mü?

10. yıl kutlamasında Centre Pompidou’da enstalasyon yaptım. Birçok iz bırakan projem oldu, hiçbiri de planlı değildi. Gençler, iletişim ağının işin önemli bir parçası olduğunu düşünüyorlar. Ettore Sottsass, “Para çok çok kıskançtır, onu umursamadığınız anda peşinizde gelir,” demiş. İş hayatında önemli olan PR ya da iletişim ağı değil. Bunlar bir parça önemli olabilir ama kesinlikle işin en önemli kısmı, çalışmanın kendisi. 

THE PICKS-