May 20 2014

Sam Smith


İngiltere’nin yeni yıldızı ile popun derinliğine bir yolculuk.

Büşra Erkara

Sam Smith içinde yer aldığı tüm projeleri zirveye taşıyan bir sese sahip: King Krule ve the xx’in yanı sıra İngiltere’de Y kuşağının en kusursuz müzikal temsilcilerinden biri olan Smith, ilk olarak Ekim 2012’de İngiliz elektronik müzik ikilisi Disclosure’un ilk stüdyo albümü ‘Settle’da yaptığı vokallerle tanındı. Albümün ilk single’ı olarak çıkan ‘Latch’ göz açıp kapayıncaya kadar UK Singles Chart’ta 11 numaraya yükseldi. Bu başarıyı kısa bir süre içinde bir başka hit, İngiliz prodüktör Naughty Boy’un ‘La La La’ şarkısı için yaptığı vokaller takip etti. Ancak Sam Smith’in kendi eserlerine kıyasla hayata pembe gözlüklerle bakan ve dans ağırlıklı bu şarkıların müzisyenin profesyonel müzik kariyerinde sadece bir başlangıç olduğu zaman geçtikçe ortaya çıkıyor.

Smith’in iki single (‘Lay Me Down’, Şubat 2013 ve ‘Money On My Mind’, Şubat 2014) ve bir adet Adele onaylı EP, yani geçen yaz çıkan ‘Nirvana’ ile irdelenebilen kendi müziği hem sound hem de söz yazarlığı adına çok daha güçlü: Smith’in tüm türlere eşit uzaklıkta durmaya dair özenli çabası bir yana, şimdiye kadar paylaştığı parçalar yakın zamanda Saturday Night Live’da sergilediği gibi soul ve gospel’e uzanan derin köklerine işaret ediyor. (İngiltere’nin 21. yüzyılın başı boyunca nasıl da ardı ardına dünyadaki en yetenekli soul müzisyenlerini çıkardığı konusunu Pitchfork editörleri ile daha sonra konuşmak üzere şimdilik bir kenara koyuyoruz.) Popu çok sevdiğini sıklıkla dile getiren Smith’in şarkıları konularını karşılıksız aşktan alıyor. Smith en üzgün aşk hikayelerini olabilecek en güzel, ruh arındıran haliyle anlatmış. Sonuç; eski sevgilinize ya da yıllarca sevip hiç karşılık göremediğiniz platonik aşkınıza bağıra bağıra söylemek istediğiniz şarkılar.

Şimdi içinizde bir sıkıntı var da şöyle bir ağlayıp rahatlamak istiyorsanız sizi böyle alalım.

Sam Smith’in ilk albümü, ‘In The Lonely Hour’ 26 Mayıs’ta çıkıyor.

THE PICKS-