Sep 24 2012

Kokularla Zaman Yolculuğu


Bir dönem filmi izlerken ya da bir edebiyat klasiğini okurken keşke ortamın kokusunu da burnuma çekebilsem diyenlere bu haber...

Arda Savcı

Son dönemde parfümlerde fazlasıyla öne çıkmaya başlayan bir unsur var: hikaye... Artık parfümeri rafları arasında, aralarda kahve taneleri koklayarak onlarca parfüm denediğimiz günler geride kaldı. Muhtemelen parfümler birbirine o kadar benzemeye başladı ki, artık ürünlerini farklılaştırmak isteyen marka ve tasarımcılar yarattıkları kokuları hayli detaylı hikayelerle destekleyerek ulaşmaya çalışıyorlar tüketiciye. Danimarkalı tasarımcı Henrik Vibskov’un ‘Type’ adını verdiği ve kullanıcıyı Doğu Berlin’de bir kış gecesine, Kopenhag limanından kalkan tekne turlarına ve Şam’ın egzotik pazar yerlerine taşıyan üçlü serisi buna örnek olabilir. Belçikalı avangart ustası Martin Margiela’nın ‘Replica’ serisinin, koklayanı 2011 yılında Paris’te bir çiçek pazarına, 1972’de Korsika’da bir plaj yürüyüşüne ya da 1994’de Santa Monica’da bir yaz gecesine taşıyan parfümleri de aynı mantıkla kurgulanmış, spesifik hikayelere sahipler. Bu trendin son temsilcisi ise sık seyahat eden başarılı bir mimarken aklını parfümcülüğe takan Meksika doğumlu mimar Carlos Huber. Spesifik bir anı yeniden yaratma ya da inşa etme düşüncesinden yola çıkarak fark yaratabileceğini anlayan Huber, yaşadığı New York’un hevesli ve yeniliğe açık girişimcilerine sunduğu bu fikri yoğun bir hazırlık ve üretim sürecinin ardından hayata geçirdi. Arquiste adını verdiği markası ile ilk başarısı New York’un kalburüstü mağazalarından Barney’s’in ürün seçkisine kabul edilmesi oldu.

Peki Huber’in Arquiste ile yaptığı şey tam olarak ne? Kendisi yarattığı altı farklı kokuyu hayli detaylı senaryolar eşliğinde sunuyor meraklılarına. Örneğin narenciye notalarının öne çıktığı ‘L’Etrog’ ile kişiyi bir anda 1175 yılına, İtalya’nın Calabria bölgesine taşıyor. Daha spesifik olmak gerekirse, hasat mevsiminde sabahtan akşama kadar çalışmış bir ailenin, palmiye yaprakları ve dallardan inşa ettiği barakalarına girip yöreye has ağaç kavununu kesip yedikleri o ana taşıyor. ‘Fleur de Louis’ ve ‘Infanta en Flor’ 1660 yılı Haziran ayında, Fransa-İspanya sınırında, taze kesilmiş çam ve sedir ağaçlarıyla inşa edilmiş lüks pavyonda, iki taraf arasındaki husumeti tatlıya bağlamak üzere bir araya gelen 14. Louis ve müstakbel gelini Infanta Maria Terasa’nın ilk göz teması kurduğu anı anlatıyor, iki farklı cepheden. ‘Aleksandr’ 1837 yılında soğuk bir Ocak gecesinde son düellosuna hazırlanan Pushkin’i; ‘Anima Dulcis’ 1695’te Mexico City’deki bir manastırda acı biberli kakao hazırlayan rahibeleri; son olarak ‘Flor y Canto’ ise 1400 yılında, işgal öncesi Aztek krallığında bir tapınak ayini için sunulan kutsal çiçekleri anlatıyor. Tarihi romanların sayfalarını çevirirken insanın içine çekmeyi bekleyeceği türden hikayelere sahip bu parfümleriyle hayli dikkat çeken Carlos Huber’in sıradaki projesi ise, erkeklere yönelik en doğru floral parfümü yaratmak; yani ceket yakasına takılan türden bir çiçeğin ölümsüz kokusunu...

arquiste.com

THE PICKS-