Apr 20 2017

Sırma Doruk ve Deniz Derin Akıncı


Sırma Doruk ve Deniz Derin Akıncı'nın eserlerinden oluşan Kapsama/Kavrama sergisini görmek için son 10 gün! Mixer'deki sergiyi sanatçılardan dinledik.

Elvin Vural

Sırma ve Deniz, bu sergi iki sanatçının eserlerinin yer aldığı bir sergi olmanın ötesinde, sanki sanatçılar arasında bir diyalog havası taşıyor. Sergi fikri nasıl oluştu?

Deniz: Sırma ile üniversiteden beri tanışıyoruz. İlerleyen süreçte birbirimizi daha iyi tanıma fırsatı yakaladık. Seyahatlere çıktık, aynı apartmanda yaşadık ve durumlar karşısında bize etki edenlere yakın uyarılmalar yaşadığımızı fark ettik. 

Sırma: Aslında biz kendi disiplinlerinde işler üreten yakın iki arkadaşız. Mixer’in mimari yapısı ve genişliği, alanı biriyle paylaşma düşüncesini doğurdu. Bizim de Deniz’le ortak bir çalışma alanı geliştirmiş olmamız bunu beraber yapmamız ile ilgili zemini hazırlamış gibiydi. İkimiz de duo sergi konseptine heyecanla baktığımızı anladıktan sonra bu sergiyi beraber oluşturmaya karar verdik.

“Sanatçıların çalışmaları kavramsal olarak birbirini besleyen ama farklı teorileri temeline alan disiplinlere referans verirken, her bir üretim için bambaşka iki deneyimler bütünü söz konusu." - Sırma'nın işleri neyi, Deniz'in işleri neyi anlatıyor/nerelerden besleniyor?

S: Deniz’in işlerinde toplum tarafından yaratılmış suni olgular sorgulanıyor. Soyut durumların görünmezliğini kullandığı sentetik malzemeler ile kalıcı hale getiriyor. 

D: Sırma bu sergide toplum ve bireyin ayrılamaz bir bütün oluşunu zamanın değişkenliği üzerinden bize sorgulatıyor. Bunu video pratiğiyle yaparken biz bu kurguyu belirli bir dinamikte yani videonun sahip olduğu hareket ile tüm değişime tanık oluyoruz.

Bu sergide 'gerçeküstü' bir hal var, doğru mu hissediyorum? Sanki ay yüzeyinde geçiyormuş gibi...

S:Bu bizim çevremizdeki nesnel gerçekliğe getirdiğimiz bir yorum. Normlar ve bilinçdışı oluşumların yansıması. Gerçeğe temas etme çabası…

D: Sergi, aslında tamamen gerçek olanı; toplum ve birey üzerinden oluşan olguları ve sosyal dayatmaları, toplumsal şartlandırmaları içeren ayrı ayrı uyaranları barındıran ve böylece bunun, kendi içinde bir estetik kaygı ile birleşmesi.

Sergideki favori eseriniz hangisi ve neden?

S: Hepsini severek yaptım ama ‘Pink Machine’ benim için daha özel çünkü serinin örüntüsündeki ilk kırılma noktasına işaret ediyor. Aynı eylemin farklı sosyal koşullarda ne şekilde tekrarlandığını, kültürel farklılıkların imkanlar doğrultusunda nasıl şekil değiştirdiğini merak etmemle başladığım süreç, farklı coğrafyalarda yaşayan kadınların çamaşır yıkama geleneklerinin deterjan kutularına hapsolduğunu gözlemlememle devam etti. Bu deneyimi izleyicilerin içinde bulunduğu ortak eyleme dönüştürmek istedim.

D: Click. Bu işimde daha çok bir keşif yapmış gibi hissettim. Diğer işlerin geneli belli bir düşünsel süreç ile başlıyor. Burada tamamen görsel çağrışımla bir iş doğdu. "Bir şey saptadım." duygusuna kapıldım. Gündelik hayatımızda "mouse" gibi bir nesne bana aslında tabulaşmış kadın bedeninin nasıl arındırılarak sürekli elimizin altında ve her gün dokunduğumuz bir nesne ile ilişkilendirildiği çağrışımını yaptı.

Paylaştığınız atölye nasıl bir yer? Atölye sizin için ne ifade ediyor?

S: Atölye, çalışma alanının ötesinde, bağ kurduğum, zihnimdekileri üç boyutlu hale getirebilecek malzemeleri ve nesneleri biriktiren, üretim dışında da vakit geçirmeye, bütünleşmeye karşı tutku duyduğum bir dünyayı ifade ediyor. 

D: Mekansal espas büyük bir motivasyon. Son bir buçuk senedir öğleden sonra ve akşamları burada yaşamaya başladım. Orada olma isteği doğuyor kendiliğinden, hatta mekanı eve dönüştürme fikri var içimde.

Sergi için enteresan bir afiş çekimi yapmışsınız galiba, nasıl bir projeydi?

S & D: Sergi fikri oluştuğundan beri ortak bir çalışmamız olsun istiyorduk. Afişte kullanılan imaj da bu sergi için yaptığımız ortak bir video performansı ‘Darwin Haklıymış’ın görseliydi. Sık kullandığımız materyallere referans veren kostümler giyerek zamanın doğrusallığını simgeleyen bir yolda yürüdüğümüz video, ilk kişisel sergimizi beraber yapıyor oluşumuzun ve bundan sonra geçireceğimiz evrimlerin resmi oldu.

Sanatsal üretiminizde nelerden/nerelerden besleniyorsunuz?

S: İşlerimi üretirken ana motivasyonum bana geçmişi değiştirme ve geleceği tasarlama lüksü veriyor oluşu. Günlük hayatta karşılaştığımız nesneler, dokular ve formların zenginliği, renkler, sanal ve gerçek dünyaya çeşitli yollarla bırakılmış, tüketilmeye karşı büyük bir arzu duyulan imge yelpazesi ve bunun evrensel dönüşümdeki yeri benim için bir süredir ilham kaynağı. Video mediumu ise ’alanlarda hareket edebilme’ ve ayrıntı yaratabilme imkanı sağlıyor. Bunların yanı sıra ilişki biçimleri, toplumun yapı taşı olarak ‘insan’ ve arzuları, zamanın doğrusallığı ve bu doğrusallıkta ‘döngü’ lerin çelişkili hali gibi kavramlar da işlerime yansıyor. Kendi pratiğimde uzak kalmanın imkansız olduğu matematik ve olasılıklar da belirleyici bir yerde hep. 

D: Olağan durumda bana etki eden şey, önce kendim üzerinden bana çarpıyor, zihnime düşüyor. Bu durumla da en çok insan ve yaşam olan yerlerde karşılaşıyorum. Nesne üzerinden bir şeyleri tanımlama ihtiyacı hissediyorum. Böylece nereye girersen ve neyi görürsen tüm karşılaşmalara açık kalıyorsun. Çağrışımlar, nesne ile kurulan o ilk ilişki ve ardından kendi kendine anlam bulma hali. Kavramlar arasında dolaşmak... Bu şekilde ilerleyen bir süreç denebilir.

Seyahat hayatınızda nasıl bir yere sahip? Şimdiye kadar gidip de en çok etkilendiğiniz yer neresiydi?

S: Seyahat, annemin mesleği sayesinde hayatımın ilk yıllarından itibaren ayrılmaz bir parçam oldu. Sanat üretimimde de seyahatin önemli bir yeri var. Ülkenden uzaklaşmak, yaşadığın şartlara ve sosyal yapıya belli bir mesafeden bakabilme ayrıcalığı verdiği gibi, büyük bir beslenme kaynağı olan ‘farklı kültürler’ ile tanışmak adına da sahip olunabilecek en doğru deneyim. Gittiğim yerler arasında en çok etkilendiğim tek bir yerden bahsetmek çok zor. Fakat küçük yaşta gitmeye başladığım Uzak Doğu ülkeleri ve çocukluk sonrası bir daha gitmediğim Afrika ülkeleri, değişik geleneklerle ilk tanışma tecrübesi olması sebebiyle özel bir yere sahip. 

D: Babamın mesleğinden dolayı, çok küçük yaşlardan beri dünyanın çeşitli yerlerine gittim. Yer değiştirme ritmi hayatımda, bunu bebekliğimden itibaren tattığım için, büyük yer kaplıyor. Bazı şehirler oraya ilk ayak bastığınız anda sizi içine alır, dahil eder. 10 yıl önce New York'a gittiğimde o etkiyi hissettim. O yere gidip bir süre orada kalmaya başlayınca da başka bir deneyime dönüşüyor bu yüzden her ne kadar kulağa klişe gibi gelse de New York diyebilirim.

Sanatsal anlamda bir kırılma yaşadığınız bir seyahat tecrübesi var mı?

S: Hong Kong ve Güney Kore başta olmak üzere Uzak Doğu seyahatlerim diyebilirim. Buralarda gelişen video art ve teknolojiden faydalanılma biçimleriyle tanışmak, kendi disiplinimdeki olanakların sınırsızlığını görmeme de yardımcı oldu. Ritüellerin, değişen teknolojik imkanlardan nasıl etkilendiği çarpıyor gözünüze. Bu seyahatler bende aşamalı bir kırılmaya sebep oldu diyebilirim.

D: Tokyo'nun o dinamik hali, dejenerasyon ve aynı zamanda gelenekçi bir yapıyı barındıran girift hal ve bir o kadar da birbirinden habersiz gibi gözüken o iki düzlem. Bu tezatlık beni çok etkisi altında bıraktı. Şehrin kendi görsel algısı, bunun içinde fütürizm ve aşırı dışavurum var. Bu dışavurumun en yaygını, tabela sistemi, kendi içinde bütün o renk, form, grafik... Dil paralelliğinde gördüğünü okuyamadığın için de bambaşka bir algı oluşturuyor.  Tüm bu kaotik alanın, benim de estetik algımı ve anlayışımı şekillendiren bir yeri oldu diyebilirim.

THE PICKS-