Feb 20 2014

Stella Jean


Giorgio Armani’nin elinden tuttuğu tasarımcı renk ve desen bandosunun yarattığı olağanüstü tablo ile Milano Moda Haftası’nın parlayan yıldızı oldu. Stella Jean’i yakından tanımak istedik.

Seda Yılmaz

Stella Jean, 2014 ilkbahar-yaz koleksiyonunu, İtalyan modasının duayenlerinden Giorgio Armani’nin merkez binasındaki 550 kişilik dev salonda sergiledi. Armani’nin dışında ilk kez bir tasarımcı burada kadın giyim koleksiyonu sunma şerefine nail olunca gözler Jean’e çevrildi. Markasını 2011’de kurup iki kez başarısızlığa uğrayan tasarımcı, sonunda kendini doğru ifade ettiği bir koleksiyonla moda arenasına çıktı.

 

İlk kez bir moda tasarımcısının atölyesine adım attığınızda modeldiniz. Kıyafetleri sadece sergilemek yerine tasarlamak istediğinizi nasıl fark ettiniz?

Moda alanında model olarak işe başladım ve bir tasarımcının stüdyosuna girdiğim ilk andan itibaren kendimi çok rahat hissettim. Doğru yerdeydim ama orada bulunma şeklim yanlıştı. Sonunda bazı değişiklikler yaptım ve kendi stilimi buldum. Bu da kendimi bir tasarımcı olarak ifade etmeme olanak sağladı. Moda endüstrisine dahil olma yolum alışılmışın dışında. İşe model olarak başlamak bana önemli faydalar sağladı. Tasarımcıların modaya yaklaşımlarını görmüş oldum. Bu süreçte ben de moda endüstrisine nasıl yaklaşacağımı öğrendim.

Röportajlarınızdan birinde “Moda, kültürel bir tercüman olarak kullanılabilir” demiştiniz. Bu sizin tasarım felsefenize ne şekilde yansıyor?

İmzamı, ‘Wax & Stripes Philosophy’ olarak adlandırıyorum. Bu, çok kültürlü kişisel yolculuğumun biçimsel bir denge noktasına ulaşması ve kültürler sentezinin, birbirine tamamen zıt görünenin üstesinden gelmesi anlamını taşıyor. Canlı renklerde koton kumaşlar olan ‘Wax’, anne tarafımdan gelen, dünyadaki ilk bağımsız siyah cumhuriyet olan Haiti köklerime gönderme yapıyor. Gömleklerdeki maskülen ‘Stripes’ Turinli babamı sembolize ediyor. Dolayısıyla, ‘Wax & Stripes Philosophy’ rastlaşma kültürünü yansıtıyor. Bu iki kültür asla kendi varlıkları konusunda müzakere etmiyor. Bunun yerine, zamanın ihtiyaçlarına cevaben kaynaşıyorlar. Moda, sömürgeleştirmeye karşı bir araç olarak kullanılabilir. Semboller, hikayeler ve farklı dünyalar arasındaki denge, stil aracılığıyla yeniden kurulabilir.

Roma’da doğdunuz ama kökleriniz Haiti’ye dayanıyor. Bu çok kültürlü geçmiş markanızın kimliğini bulmanızı kolaylaştırdı mı?

Belki de zorlaştırdı. Birbirinin tamamen zıttı görünen farklı kültürler ve ırkların ürünü olduğum için modayla sofistike ve alternatif bir çok kültürlülük geliştirmek istedim. Çok uzak olan gelenekleri karıştırarak yeni ve beklenmedik kültürel mesajlar vermeye çalışıyorum.

Tasarımlarınız, canlı renk kullanımı ve bol desenleriyle sürüden ayrılıyor. Desenleriniz etnik ilhamlı olmalarına rağmen alışılmış bir etniklikle karşılaşmıyoruz. Bu modern yaklaşımı geliştirmeyi nasıl başardınız?

Varoluşumun doğal unsurlarını ele aldığım için parodi yapmam gerekmiyor. Böyle bir durum genelde maskaralıkla sonuçlanıyor. Dünyanın bir ucundaki izole etnik “fikrini” temsil etmem de gerekmiyor. Hepimiz bir etnik gruba mensubuz ve bunu kanıtlayabiliriz. Kültürel çeşitliliği küçümsemeyi bırakmalı ve herkesin gözünün içine bakmalıyız.

Afrika’da, bir United Nations kuruluşu olan ve fakir kadınlara iş imkanı yaratmaya çalışan International Trade Center’la çalışıyorsunuz. Batı Afrikalı kadınların el işçiliği koleksiyonunuzda görülebiliyor. Bu etik üretim şekline müşterileriniz nasıl reaksiyon gösteriyor?

Bu bölgede bir yön değişimine ihtiyaç olduğunun bilincindeler. Ayrıca, teşvik ettiğimin hayırseverlikten ziyade iş olduğunun da farkındalar.

Önümüzdeki koleksiyonlarınızla yeni kültürel köprüler kurmayı amaçlıyor musunuz?

Kültürel değişimlere ve diyaloglara imkan veren daha beklenmedik biçimsel evlilikler gerçekleştirme arzumla modayı, bir kültürel “göz yanılsaması” zinciri olarak kullanmaya devam edeceğim.

 

THE PICKS-