Oct 02 2009

Ted Noten


Hollandalı tasarımcı Ted Noten’ın ilginç takı ve aksesuarları arasında; yarı akrilik el çantaları, hap şeklinde alyanslar ve Mercedes’in bir parçasından yapılan broşlar yer alıyor.

Arda Savcı

Yunanistan’da tanıştığı bir zanaatkardan etkilenerek takı ve aksesuar dünyasına adımını atan Hollandalı tasarımcı Ted Noten, bu alanda sınır tanımıyor. 1956 doğumlu olan ve Amsterdam’da yaşayan tasarımcı, sanat eseri niteliğinde takı ve aksesuarlar yaratıyor. Noten’a göre takılar yüz kızartacak denli ilginç olmalı. Farklı materyalleri bir araya getirerek beklenmedik takı ve aksesuarlar yaratan tasarımcı, çalışmalarını Amsterdam’daki stüdyosu Atelier Ted Noten’da gerçekleştiriyor. “Haunted by 36 Woman” adlı son koleksiyonuyla bakışları bir kez daha üstüne çeken Ted Noten’a özel sorularımızı yönelttik. 

Tasarımcı olmaya nasıl karar verdiniz?

Bu bir karar değildi, kendiliğinden gelişti. Yunanistan’a yaptığım bir seyahat sırasında, sokakta kadife bir örtü üzerinde el yapımı takılar satan bir zanaatkarla tanıştım. Onun sayesinde, takı sanatına karşı bir tutku oluştu bende. Birkaç ay kendi kendime takı tasarladıktan sonra, Hollanda’nın Maastricht kentinde bulunan bir sanat okuluna giderek gümüş kuyumculuğu üzerine eğitim aldım. 

İlham perileriniz neler?

Çoğunlukla günlük hayattan şeyler; insanların davranışları, arzuları, hırsları... 

Genellikle ne tarz şeyler tasarlıyorsunuz?

Takı benim için bir tutku. Takılar vücudumuzla, sosyal statü ve kimliğimizle güçlü bir bağlantı kuruyor. Ayrıca ellerim, büyüklük açısından da takılarla iyi bir diyalog içinde. Mesela köprü inşa etmek ya da büyük bir heykel yapmak başka kriterler gerektirir. 

‘Takı’ ve ‘çanta’ sizin için ne ifade ediyor?

Ben çok açık görüşlü biriyim. Takı benim için altından çöpe her şey olabilir, yeter ki bir geleneğe, içeriğe ve onu takacak birine sahip olsun. Çanta ise, üzerinde sapı olan herhangi bir şey. 

Çalışmalarınız modayla da bağlantılı görünüyor. Modayı tasarımlarınıza nasıl yansıtıyorsunuz?

Çalışmalarıma modayla ilgili yorumlar kattığım da oluyor, ancak bunu genellikle bilinçsiz bir şekilde yapıyorum. Yani, moda kendiliğinden bana geliyor. 

Çalışmalarınız nasıl tepki alıyor?

İnsanlar beni ya seviyor ya da benden nefret ediyor.

Tasarımlarınızda esprinin rolü var mı?

Evet, çok önemli bir yeri var. Bu, insanların işlerim hakkında düşünmesi için bir fırsat yaratıyor. 

Neden daha çok akrilik camla çalışıyorsunuz?

Akrilik camla çalışmayı seviyorum. Bir materyalin ruhunu anladıktan sonra problem ortadan kalkıyor ve işiniz öngörülebilir hale geliyor. Zanaatkarla materyalin ilişkisi iyi bir evlilik gibi olmalıdır. Sizi zorlamalı ve aranızda hoş kavgalar olmalıdır. 

Son takı koleksiyonunuz ‘Haunted by 36 Women’ın ilham kaynağı nedir?

Kadınlar.

Yanınızda ne olmazsa asla tasarım yapamazsınız?

Ben hep sabahları duş alırken kafamda tasarlarım. Sonra elime bir kalem ve kağıt alır -ki o an ne bulursam; bir gazete kağıdı, bir kitap olabilir- çocukça çizimler yaparım. 

Hiç tasarlamayacağınız bir şey ya da kategori var mı?

Hayır, beni zorladığı sürece her şeyi tasarlayabilirim, savaş aletleri hariç.

Kim ya da ne için bir şey tasarlamak isterdiniz?

Bir moda markası için bir şeyler tasarlamak isterdim. Veya bir ev, araba… Ama örneğin ev ve araba için daha çok konsept bazında çalışmak isterdim çünkü bu alanlarda teknik bilgi ve yeteneğim yok.

Kadın ikonunuz kim?

20 yıl önce Madonna, 10 yıl önce Meryl Streep, 5 yıl önce Amy Winehouse, şimdi Grace Jones.  

Favori tasarımcılarınız?

Philippe Starck, Marti Guixé, Jurgen Bey, Joep van Lieshout.

Tasarımcı olmaya karar veren birine ne önerirsiniz?

Kendinize sıkı sarılın. Sizden birtakım beklentiler içinde olan, trend takip eden dergilerin ya da ‘otorite’ diye adlandırılan kurumların, kişilerin etkisinde kalmayın. Kendinizin patronu olun, bağımsız olun, kendi sesinizi ve kalbinizi dinleyin. 

Alışveriş listenizde şu an ne var?

Yeni bir saat, fakat ilginç bir şey bulamıyorum.

 Ne tarz müzik dinlemekten hoşlanırsınız?

Iggy Pop’ın son albümü Préliminaires, bazen Bach. Çoğunlukla radyo dinlerim; hem müzik hem insanların konuşmalarını dinlemek hoşuma gider. 

Yaşadığınız kent Amsterdam’da en çok hoşunuza giden şey?

Amsterdam, New York gibi kaynayan bir pota; tek farkı yüzölçümü. Tıpkı küçük bir kasabaya benziyor.

Sıradaki projeniz?

Çok var ama en ilginç olanı, duvar ören bir tuğlacı için gümüşten özel bir alet tasarlamak. Böylelikle Amsterdam belediye başkanı, Amsterdam Tarihi Müzesi’nin deposunun inşası için ilk taşı koyabilecek. 

Favori seyahat adresiniz?

Irkoetsk.

Irkoetsk’teki favori adresleriniz?

Sanırım adı Lola’ydı.

Irkoetsk’te mutlaka yapılması gereken şey?

Sessiz olmak.

Dünyadan favori adresleriniz?

New York’u seviyorum, sadece bir kez gitmiş olmama rağmen. Onun dışında Marakeş ve Amsterdam’daki stüdyom ile çalıştığım arkadaşlarım.

Yanınızda ne olmazsa asla seyahate çıkmazsınız?

Numaralı gözlüklerim; her birinden 7’şer adet var.

Seyahatten dönerken mutlaka yanınıza aldığınız şey?

Altın haçlar.

 

 

 

THE PICKS-