Sep 12 2011

Walter Van Beirendonck


Şok edici, esprili ve cesur tasarımlarıyla çığır açan Walter Van Beirendonck’un yaratıcı dünyasına hoşgeldiniz.

Buğu Melis Çağlayan

Antwerp altılısının renkli ve yaramaz çocuğu Walter Van Beirendonck, uluslararası moda sahnesinin adından en çok söz ettiren figürlerinden biri. Başarılarla dolup taşan yirmi yılın ardından, ilk kez bir retrospektifle moda meraklılarının karşısına çıkıyor. Her şeyin başladığı yer olan Antwerp’teki MoMU’da gerçekleşen bu sergiyle geride kalan onca zamana selam duran modanın Belçikalı dehasıyla geçmiş ve gelecek üzerine konuştuk. 

 

Ann Demeulemeester, Dries Van Noten ve Dirk Van Saene’nin de aralarında bulunduğu ‘Antwerp  Altılısı’nın bir parçasısınız. Birlikte geçirdiğiniz döneme ve her birinizin yıldızlaştığı Londra serüvenine dair neler söylemek istersiniz?

Tasarım kariyerime o ekiple başlamak benim için büyük bir şanstı. Kendimizi ve çevremizi beraberce keşfettik; hiç unutulmayacak deneyimler yaşadık. Çok genç ve hırslıydık. Belçika’yı bırakıp Londra’ya gittik; Londra bize daha uygun bir çalışma ortamı sunacaktı. Şehrin gelişen yaratıcı potansiyeli ve barındırdığı kariyer olanaklarını iyi kullanacağımızı biliyorduk. Seneler geçtikçe yanılmadığımızı anladık; çünkü birer tasarımcı olarak kendimizi kanıtladığımız yer Londra oldu. Birlikte çalışmanın bize iyi geldiğinin o zaman da farkındaydık; ancak olayın bu kadar büyüyeceği ve Antwerp Altılısı’nın böyle bir efsaneye dönüşeceğini tahmin edemezdik!

Kariyerinizde sizi zirveye taşıyan Wild and Lethal Trash’i geride bırakıp, kendi markanızı sıfırdan yaratma düşüncenizi ne tetikledi?

2000 yılıydı; modanın o dönem keskin bir biçimde değiştiğini ve minimalizmin bulduğu her deliğe sızmaya başladığını fark ettim. Kariyerimin başlangıcındaki en önemli fırsatlardan biri olarak kabul ettiğim Wild and Lethal Trash markasının ardındaki insanlar, beni istemediğim yönlere gitmeye zorluyorlardı. Markayı bırakmak o dönemde aldığım en riskli karardı, buna hiç şüphem yok. Yürüyüp gittiğimde ve kendi markamı oluşturmaya başladığımda, elimde bildiklerimden başka hiçbir şey yoktu. Yola yeniden, sıfırdan başladım.

Bugüne kadar düzenlenen tüm Walter Van Beirendonck defilelerinin arasında, sizin için en unutulmazı hangisiydi?

O kadar çok defilem oldu ki, bu soruya cevap vermek benim için gerçekten güç. Ancak kesin bir cevap vermem gerekiyorsa, aklımda en fazla yer eden defileler, 90’lı yıllardaki o büyük ve görkemli şovlar; özellikle, modellerin tümünün lateks ile kaplandığı, Paris’teki ilk defilem. Bunun benim için bu denli unutulmaz olmasının sebebiyse, konseptin son derece cesur ve aykırı olması. Hala defileyi izlemeye gelen insanların suratlarındaki şok ve şaşkınlık ifadesini unutamıyorum. Defilenin kendisinin yanı sıra, bu kadar çizgi dışı bir iş ortaya koyabilme şansına erişmem de benim için özel bir yerde duruyor.

Kariyerinizin ilk retrospektifi, Antwerp Fashion Museum’da izleyicilerle buluşmaya hazırlanan ‘Dream The World Awake’ sergisinin nasıl ortaya çıktığından ve oluşum sürecinden bahseder misiniz?

Her şey Antwerp Fashion Museum yani MoMU’dan aldığım davetle başladı. Fikir çok hoşuma gitti ve geride bıraktığımız bir sene boyunca serginin nasıl kurgulanması gerektiğini düşündüm. Kıyafetlerin yanında, onları var eden ilham kaynaklarımı da sunmak istedim; böylece insanlar nasıl düşündüğümü, yaratıcı sürecimin nasıl geliştiğini görme fırsatı bulacaktı. Bundan hareketle sevdiğim, bana yaratma şevki veren her şey; kelimeler, sloganlar, taslak ve not defterlerim bile serginin bir parçası haline geldi!

Serginin başlığı olan ‘Dream The World Awake’ ile yaratıcı algınız ve hayata bakış açınız arasında nasıl bir bağlantı var?

Ben rüyalara ve hayal kurmanın önemine inanan biriyim. Hayallerin insanları içsel olarak uyandırdığını, tepki vermelerini ve hareket etmelerini sağladığını düşünüyorum. Koleksiyonlarımda, yarattığım dünya da tamamen fanteziye dayalı bir rüya diyarı; ancak sahip olduğu çoklu katmanlarla da aynı zamanda bir o kadar gerçekçi ve tanıdık. Dünyada sıkça karşımıza çıkan kavramları aktarıyorum aslında tasarımlarıma, ama tıpkı serginin isminde olduğu gibi, bunu yaparken rüyalardan yardım alıyorum.

Size göre sergideki en can alıcı bölüm veya parça hangisi?

Aslına bakarsanız serginin bütünüyle can alıcı olmasını umuyorum! Ama özellikle Nick Knight ile bu sergi için yaptığımız iş birliği, fazlasıyla dikkat çekeceğe benziyor. Sergide ‘Nick Knight Room’ adında bir bölüm olacak ve burada onunla birlikte yaptığımız çok özel bir çekim görülebilecek. Sahip olduğum arşivden bir seçki derleyen Simon Foxton’ın, bu seçkiyle oluşturduğu yeni çalışmalar da oldukça çarpıcı. Üstelik bütün bu işbirliğini gözler önüne seren kareler ve videolar da sergide mevcut; yani ‘Dream The World Awake’ izleyicileri, yaratıcı süreci de görme ayrıcalığına erişiyor.

Tasarımlarınızın çoğunda, göz ardı edilemeyecek bir şok faktörü var. İnsanları her daim şaşırtmayı ve spontane hareket etmeyi başarıyorsunuz. Bu planlanmış bir tavır mı?

Koleksiyonlarımı kurgulamaya başladığımdaki yegane amacım tabii ki insanları şok etmek ve şaşırtmak değil. Ama koleksiyonlarımın oluşum süreci, daima çok spontane gelişiyor. Zaten ben de bu spontaneliğin, yaratıcılığı beslediği kanısındayım. Yarattığım şeylerin izleyiciler için şok edici veya çarpıcı öğeler taşıdığını ancak onların tepkisini gördüğümde fark edebiliyorum; belli bir noktada olaylar kendiliğinden gelişiyor.

Size en çok hangi şehirler ilham veriyor?

Sürekli olarak seyahat halindeyim, bu yüzden artık bunu farklı bir aktivite olarak kabul edemiyorum. Belki de bu yüzden spesifik olarak şehirler değil, seyahat etme eyleminin kendisi bana ilham veriyor. Yine de Paris’i ayrı bir yerde tuttuğumu da itiraf etmem gerek.  

Tasarımlarınızın ruhuna en çok uyum sağlayan şehir hangisi?

Dünya artık çok daha küçük bir yer. Durum 80’lerdeki veya 90’lardaki gibi değil. O zamanlar bu soruyu bana sorsanız vereceğim cevap Antwerp veya Londra olurdu. Ama şimdiki düşüncem tasarımlarımın ruhunun iletişim ve seyahat etmenin gücüyle uyum sağladığı. Dünyanın tek bir köşesinde değil, bütününde rastlanabilecek bir benzerlik ya da tanışıklık hali...  

THE PICKS-