Jun 26 2014

Wooster + Lardini


Pitti Uomo’da herkesin konuştuğu tek bir proje vardı: Bir sokak modası ikonundan çok daha fazlası Bay Nick Wooster ve efsane Lardini’nin hazırladığı kapsül koleksiyon.

Sıla Güven

Nick Wooster’ın eşsiz stili ve Luigi Lardini’nin mükemmel terzilik bilgisi, sofistike kumaşları ve beklenmedik bir styling sentezini ortaya çıkardı. Kapsül koleksiyonun renkleri klasik bir erkek gardırobunun renklerinden, yani gri, haki, sarımsı yeşil ve lacivertten oluşuyor. Koleksiyon, içinde astarlı ve astarsız, boyama ve yıkama işlemlerinden geçmiş, lacivert, beyaz, örme, çizgili ve hatta puantiyeli ceketleri barındırıyor.

Pantolonlar, aynı Nick Wooster’ın, sokak modası bloglarında gezinirken rastladığınız fotoğraflarındaki gibi: İki kesim arasında bir yerdeler ve ağları harem pantolonlar gibi düşük, pilileri ise volümlü. Yelekler, kravatlar ve Vans’in kült modelini andıran spor ayakkabılar, kıyafetlerin kumaşıyla aynı.

Fakat bir yandan tüm bu parçalar, Wooster’ın anti-mükemmeliyetçi stil tavrının adeta sembolü. Lardini’nin mükemmel ceketi yapmaktaki bilgisini, geleneksel ve yerleşmiş kuralları alaşağı ediyor Wooster. Final, mucizevi bir şekilde ham, hafif ve mütevazı bir şıklık oluyor.

18 Haziran Çarşamba günü, Terrazza Pitti Immagine’de kahvaltı sırasında, Nick Wooster ve Luigi Lardini moda konseptlerini ve kapsül koleksiyonlarını bir basın toplantısıyla anlattı.

 

Modaya aşkınız ne zaman başladı?

Nick Wooster: Beş yaşına geldiğimde, bir kişinin nasıl giyinmesi gerektiğiyle ilgili bir fikrim vardı. Tişörtlerin hep çok büyük olduğunu ve annemin benim için bir şeyler almasının imkansız olduğunu hatırlıyorum. 15 yaşındayken moda tutkum alevlenmeye başladı ve ben de bir mağazada çalışmaya başladım, ama tabii yolumun beni nereye götüreceğini bilmiyordum.

Luigi Lardini: Sanıyorum ben modayla doğdum. Bazı insanlar bir örtüyle ya da bir başlıkla doğarlar. Ben de ceketle doğmuşum! Moda hep hissettiğim bir şeydi. Altı yaşında anneme Galler Prensi’nin takımının aynısından sahip olup olmayacağımı sorduğumu hatırlıyorum.

Stil sizin için ne demek?

N. W.: Benim için stil hava gibi: Sadece orada ve tanımlamak çok zor. Onu tat almaya benzetiyorum; tadına bakmadan doğru ya da yanlış olduğunu bilemezsiniz.  

L. L.: Evet, stil tanımlanamaz. Basit şeylerin bir araya gelmesidir. Otantikliği temsil eder; taktığınız en ufak aksesuardan, dış giyime kadar olan her şey sizin stilinizi oluşturur.

Bay Lardini, Nick Wooster’ı ne zamandır tanıyorsunuz?

L. L.: Tanışıklığımız yedi aydır var, ama sosyal medyadan ve bağlantılarımız yüzünden aslında onu çok uzun zamandır tanıyorum.

Bay Wooster, Bay Lardini’nin en çok nesi etkiliyor sizi?

N. W.: Lardini ailesi inanılmaz derecede konuksever. Onların inceliği ve alçakgönüllülüğü beni çok etkiledi.

Bu birliktelikten ne bekliyorsunuz? Bu projedeki yenilik nedir?

N. W.: Birlikte harika vakit geçirdik, çok güzel işler ortaya çıkardık ve aynı oranda da iyi bir şekilde satmayı istiyoruz. Geliştirdiğimiz bu fikirlerden çok mutluyum. Devamını Luigi anlatsın…

L. L.: Birlikte yaratıyor olma fikri, benim tarafımda çok pozitif. Bu birlikteliğin olmasını çok istedim ve işin başarılı olacağını da çok iyi biliyorum. Özellikle Nick Wooster’ı temsil eden, ceket, pantolon ve yeleklerin üstündeki küçük kafaları çok seviyorum.

İtalyanlar Amerikalılardan ne ödünç alsa iyi olur dersiniz? Ya da kopyalanacak bir İtalyan stili var mı?

N.W.: İtalya İtalya’dır, Amerika da Amerika. Bence kopyalanacak bir detay yok. Her biri kendi kültürünü ve kostümünü temsil ediyor. Ama şimdi düşündüm de, İtalyanlar Amerikalılardan bir şey ödünç alsalar çok iyi olur: Wi-Fi.

THE PICKS-