Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Ocak 20, 2020 | Marina Abramovic İstanbul'da
ART DESIGN

Marina Abramovic İstanbul'da

Dünyanın dört bir köşesi yeni yılı eşsiz sergilerle kutluyor! İstanbul, performans sanatçısı Marina Abramović’i ağırlarken Amsterdam, Londra ve New York vurgularıyla günümüzü şekillendirmeye devam eden sanatçıların işlerine yer veriyor.

Marina Abramović

26 Nisan’a kadar

Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul

Performans dendiğinde aklımıza ilk onun adı geliyor. Dayanıklılığı, feminizmi ve bedenin kendisini odağa alan, aklın, bedenin, izleyiciyle ilişkinin limitlerinin sınandığı her bir performansıyla aklımıza kazınan Marina Abramović’ten söz ediyoruz. Yugoslavya’nın komünist diktatörlüğü altında büyüyen Abramović’in yılmak yerine güçleneceğini, bu sebepten dramatik ve tehlikeli bir ton kullandığı disiplinlerarası performanslarının onu uluslararası bir üne kavuşturacağını kimse görememişti. Kendi bedenini bir savaş alanı gibi kullanmaktan çekinmeyen sanatçı Türkiye’de en geniş retrospektifiyle, Sakıp Sabancı Müzesi’nde ağırlanacak. Marina Abramović’in nefes kesen performanslarının arşivden müze duvarlarına taşınacağı sergi aynı zamanda canlı performanslara da yer verecek. Ziyaretçiler, Marina Abramović İnstitute (MAI) ve Sakıp Sabancı Müzesi’nin (SSM) açık çağrı yoluyla seçtiği sanatçı performanslarını ve “Abramović Metodu”nu deneyimleme şansı elde edecek. Dileyen ziyaretçileri ortaklaşa bir deneyime davet eden etkinlik; nefes, hareket, hareketsizlik ve konsantrasyon yoluyla anda olmayı, kendimizle ve çevremizle iletişime geçmenin yollarını keşfe çıkacak. Performanslar üç ay boyunca 12.00-20.00 saatleri arasında görülebilir.

Icons

15 Şubat’a kadar

ElliottHalls Gallery, Amsterdam

Modern zamanları müzik, film ve modayla yeniden şekillendiren ikonların portreleri gözünüzde canlanmıştır; Peter Lindbergh, Bruce Weber veya Albert Watson’ın, ruhu fotoğraf karesine dahil ettiği portreler… Peki ya 20. yüzyılın sahip olduğu güçlü enerjiyi şekillendiren ikonlar? İlham vererek, bazen göz korkutarak ama çoğunlukla motive ederek tarihe adını yazdıran kahramanlardan söz ediyoruz. Eşsiz fotoğraf seçkileriyle her daim heyecanlandıran sergilerin sahibi ElliottHalls Gallery bu defa “klasik” fotoğrafların izinde. David Bowie’den Dr. Martin Luther King’e, Audrey Hepburn’den Debbie Harry’e… Sosyal medyanın varlığından önce dünyayı sallayan ikonları ve Gered Mankowitz, Bob Willoughby, John ‘Hoppy’ Hopkins gibi efsane fotoğrafçıları kutlamak için daha iyi bir sebep olabilir mi?

William Blake

2 Şubat’a kadar

Tate Britain, Londra

Yaşadığı dönemde kitlelerce anlaşılmayan fakat şimdilerde bir öncü olarak anılan bir sanatçı var sırada. Geliştirdiği gravür tekniği ve resimde gösterdiği romantik yaklaşımla İngiliz sanatına eşsiz eserler bırakan William Blake, Tate Britain’da kapsamlı bir sergiyle karşımızda. Blake’in yaratıcılığını ve farkındalığını kolaylıkla sezebildiğimiz eserleri sanatçının radikal ve asi tarafını gizlemeye çalışmıyor; aksine yaşadığı baskıların birer yansımasını beraberinde getirerek benzeri olmayan eserlerin doğuşuna olanak sağlıyor. Sergi, sanatçının 1809 yılında gerçekleştirdiği ilk sergiyi ufak bir odada yeniden canlandırıyor ve eserlerin yarattığı ilk etkiyi deneyimlemenize olanak sağlıyor. Farklı bir odadaysa Blake’in bir hayali gerçek oluyor: eserleri teknolojinin yardımıyla devasa boyutlara ulaşıyor. Sanatçının son eseri “Ancient of Days” St Paul’s Cathedral’ın kubbesine yansıtılıyor ve böylelikle sanatçının 262. doğum günü olabilecek en anlamlı şekilde kutlanmış oluyor. William Blake’in 300’den fazla orijinal eserine yer veren sergi spesifik şartların bir sanatçıyı ve eserlerini ne derece etkileyebileceğini görmemize olanak veriyor.  

The Life and Times of Alvin Baltrop

9 Şubat’a kadar

The Bronx Museum of Arts, New York

1973 yılında bir asfalt kamyonunun ağırlığıyla yıkılan yükseltilmiş otobanın gelecek 15 yılı nasıl şekillendireceğini kimse bilmiyordu. Yıkımın yarattığı enkaz bir bariyer görevi görür ve Manhattan, terk edilmiş endüstriyel depoların bulunduğu West Side iskelesinden ayrışır. Deneysel sanatçılar ve gay’ler arasında popülerleşen bu izole alan henüz Alvin Baltrop ile tanışmamıştır. Ordu görevinden dönen Baltrop fotoğrafa duyduğu ilgiyi iskelede sürdürür; çektiği fotoğraflarla iskeleye gittikçe bağlanır. İşinden ayrılan Baltrop zamanının çoğunu iskelede geçirmeye başlar ve güneşlenen, sevişen, kavga eden erkekleri fotoğraflamaya başlar. Canlı hareketliliğin haricinde mimariyi de odağına alan Baltrop içinde insanlığın barındığı dramatik kareler çeker. LGBTQ topluluğunun dahil olma çabasını eşsiz bir estetikle bir araya getiren sanatçı bir taraftan AIDS krizine dikkat çekerken bir taraftan yüzlerce farklı insanın hayatta kalma mücadelesini belgeliyor. Aralarında bugüne dek hiç görülmemiş fotoğrafların da bulunduğu sergi güvende hissetmeyen queer toplulukların politik ve ticari sebeplerden dolayı toplumdan silinmek istenmesinin altını bir kez daha çiziyor ve queer sanatın arşivlenmesi çok zor bir alan olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

 

BY Derin Övgü Öğün