Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Mayıs 11, 2019 | Gözler 58. Venedik Bienali'nde!
ART DESIGN

Gözler 58. Venedik Bienali'nde!

Bu yıl Amerikalı küratör Ralph Rugoff direktörlüğünde gerçekleştirilen Venedik Bienali 58. Uluslararası Sanat Sergisi, Mayıs ayında kapılarını ziyaretçilerine açtı ve 24 Kasım'a kadar görülebilecek.

“May You Live In Interesting Times” sözleriyle yaşadığımız ilginç zamanlara mı yoksa herkesin kendi içinde yaşadığı zamanın ilginçliğine mi gönderme yaptığı tartışıla dursun bienale katılan tüm sanatçıların işi ziyaretçilerine fazlasıyla yaşamı sorgulatıyor.

2006 yılından beri Hayward Gallery’nin direktörü olan Rugoff, 2015 Lyon Bienali’nin de direktörlüğünü yapmıştı. Uzun yıllardır yürüttüğü müze direktörlüğünden sonra Bienal direktörlüğünü 10 saatlik bir uzun metraj çekmeye benzeten Rugoff’a göre Bienal’de yer alacak tüm sanatçıları seçmek ve işlerini, bakış açılarını bir sene gibi kısa bir zamanda akılda tutup senkronize etmek aynı anda beş müzeyi sergiye hazırlamak gibi. 58. Venedik Bienal’inde yer alan 79 sanatçının işine ana alanlar olan hem Arsenale hem de Giardini’de yer veren küratör, günlük yaşantımızda karşılaştığımız rutinlerin aksine sanatın bizde bir şeyleri harekete geçirmesi gerektiğini savunuyor. “Beynimizde dokunduğu noktalar bize tıpkı bir oyun gibi onun neden olduğunu merak ettirmeli, bir takım duyguları harekete geçirmeli ve başka bir bakış açısıyla bakmamızı sağlamalı,” diyor. 2000’in üzerinde sanatçının arasından kafasında belirli bir çizginin oturmasına yardımcı olan 15-20 sanatçının üzerinden bienalin kurgusunu ördüğünü belirten Rugoff, sanatçıların yaşadığımız zamanlara cevap verdiğini düşünüyor. Bir “an” bile birden farklı zaman ve farklı şekillerde bir araya gelen farklı yörüngeler olduğunu vurgulayan Ralph Rugoff tam da bu yüzden “ May You Live In Interesting Times” konusunun çekici olduğunu vurguluyor.

 “May You Live Interesting Times” daima insana dair olanla ilerleyen karmaşayı basit bir davet yolu ile sunarak güçlü anlatımların önünü açtı. Anlamın bir noktada toplanmadığı, aksine bir şekilde birbirine zıt iki ifadenin birlikte vokalize olabildiği sergide, merakla beklenen En İyi Ulusal Katılım dalında Altın Aslan Ödülü’nü, Lina Lapelyte, Vaiva Grainyte ve Rugile Barzdziukaite’in imzasını taşıyan ve küresel ısınmaya dikkat çeken Litvanya Pavyonu kazandı.

Litvanya Pavyonu, Sun & Sea (Marina)

Küratörlüğünü Lucia Pietroiusti’nin üstlendiği performans “Sun & Sea (Marina)” Arsenale Marina Militare’de görmeye alışık olduğumuz, tipik bir kumsalı resmediyor. Zihninizde o kumsalı canlandırın. Güneşlenen, kitap okuyan, sohbet eden tatilciler, rastgele dağılan renkli havlular, güneş kremi kokusu, terlemiş, parlayan vücutlar, miskin bir beden dili, kahkahalar, çocuk sesleri, dalgaların çakıllara çarpışı, uzaktan geçen bir teknenin gürültüsü... Ve tüm bunun ardında, merkezde, dünyanın yorgun nefes alışverişi. Öğlen vakti sıcağında sohbete başlayan karakterlerin mikro seviyede ilerleyen konuşmaları yavaş yavaş ciddileşmeye başlıyor, tekil ilerleyen şarkılar büyüyerek bir koroya dönüşüyor. Hep bir ağızdan başlattıkları bu konuşmanın desibeli yükseldikçe, bahsi geçen meseleler büyüyor, genişliyor ve global bir senfoniye evriliyor. Hafiflik duygusu ile başlayan eser, sona gelindiğinde yorgun bir gezegeni tasvir edercesine, ağırlaşıyor. Antropojenik faktörlerin ateşlediği küresel ısınmayı teatral ögeler, müzik ve güzel sanatla geliştirdiği diyalog yoluyla anlatan sanatçılar, asma kattan onları izleyen ziyaretçiler için temayı, özgün bir dil kullanarak anlatmayı başarıyor.

Gana Pavyonu, Ghana Freedom

Bu sene ilk defa bienale katılan Gana, Afrika kültürünü yansıtan çağdaş ve hareketli işleriyle El Anatsui, Ibrahim Mahama, John Akomfrah, Lynette Yiadom-Boakye, Felicia Abban ve Selasi Awusi Sosu’yu ağırlıyor. 1957 yılında İngiliz sömürgesine karşı yürüttükleri mücadele ile bağımsızlık kazanan Gana için o günün arifesinde E.T. Mensah bir şarkı besteliyor: “Ghana Freedom”. İsmini bu şarkıdan alan pavyon, kuvvetli ve  donanımlı bir söylemi de beraberinde getiriyor. 1560 yılına dayanan tarihiyle Artiglierie binası, mimar David Adjaye’nin tecrübeli ellerine bırakılmış. Washington’daki Smithsonian National Museum of African American History and Culture tasarımıyla ün kazanan Adjaye, klasik Batı Afrikalı kültürünü her çalışmasıyla hissettiriyor. Artiglierie’nin içerisinde tasarladığı altı eliptik şekilli odanın duvarlarını Kuzey Ghanaian Gurunsi’den getirdiği toprak ile sıvayan mimar, bölgenin ev mimarisinden etkilenmiş. Sergi, sanat ve kültürü özümseyen böylesi bir ülkede, özgürlüğün kendini ne formlarda dışa vurduğunu ve zaman içinde ne kadar yol kat ettiğini keşfediyor.

Brezilya Pavyonu, Swinguerra

Brezilya Pavyonu’nda video sanat ikilisi Barbara Wagner ve Benjamin de Burca’nın işi yer alıyor. İki ekranla çalıştıkları müzik videosunda Güney Amerika’nın çelişkili karakterini sansürsüz bir bakış açısıyla bir araya getiren bir koreografi sergileniyor. Swingueire ve brega funk gibi müzik türlerinin ritimleriyle harmanlanan kliplerde, cinsiyet veya köken yok. Filmde, dansçılar her bir notayı hareketleriyle kavrıyor, bir cümle haykırıyor veya diyalektik ifadelere bürünüyorlar. Bunun arkasında müzik ve dansı ritüel zemin üzerinden kurmak yatıyor.

Fransa Pavyonu, Deep See Blue Surrounding You

Laure Prouvost’un “Deep See Blue Surrounding You” isimli projesi, hem kinayeli hem neşeli. İnsan doğası ve davranışlarına adadığı dikkat, ürettiği işlerde spesifik bir dil kullanmasına yol açıyor ve filmlerini özgün ve sürükleyici kılan da bu oluyor. Farklı yaş, köken ve cinsiyetlerden bir grup insanın yolculuğunun anlatıldığı filmde, karakterleri bazen at üstünde bazen yıpranmış eski bir arabada görüyoruz. Paris’ten Venedik’e uzanan bu yolculukta, jenerasyonları ve kimlikleri çevreleyen pek çok konuya yer veriliyor. Mesafelerin neyin üzerinden kurulduğu, iletişimin dil ve anlayış zeminleri ve son olarak, ütopya ve sürreal görüş çerçevesinde yolculuğun bir kaçış aracı olarak kullanılması. Filmin tabanında ise güneyden kuzeye yapılan göçleri duygu düzleminde ele almak var.

İzlanda Pavyonu, Chromo Sapiens

Shoplifter lakabıyla tanınan sanatçı Hrafnhildur Arnardottir’in “Chromo Sapiens” isimli eseri sizi hipnotize eden kocaman bir yumak. Adım attığınız andan itibaren sizi içine çeken, neon saç sarkıtlarıyla dolup taşan bir mağara. Giudecca Adası’ndaki bir depo içerisinde sergilenen iş, üç bölümden oluşuyor. İlk girdiğiniz oda karanlık, sıcak magmayı andıran elementler taşıyan “Primal Opus”. Devamındaki ikinci oda “Astral Gloria” ise havada süzülüyormuş izlenimi veren renk patlamalarıyla üçüncü ve son odaya ön ayak oluyor. “Opium Natura” beyaz ve pastel tonlarıyla sizi sükunete davet ediyor. Tersi düz edilmiş bir canavar veya güvenli, sıcacık bir liman. Shoplifter’in anlamsızca çok sayıda üretilen ürünler için duyduğu ilgiyle başlayan proje, sentetik saçı farklı şekillerde kullanmasıyla oluşan renkli kilim-vari görüntüler ile sonlanıyor. Üç boyutlu alanları genişletme arzusuyla yola çıkan sanatçının yeraltını, ilkelliği anımsatan elementlerine İzlanda metal müzik grubu HAM eşlik ediyor.

Tayvan Pavyonu, 3x3x6

Tayvan Pavyonu çağdaş ve demokratik düzende özgürlük duygusu ve kontrolün yeni şartlarını sorguladığı enstalasyonu “3x3x6” ile ziyaretçilerini karşılıyor. Küratörlüğünü Paul B. Preciado’nun üstlendiği proje, programlama ve enstalasyonun bir araya geldiği, sınırlandırma ve özgürleşme fikirleri üzerinden ilerliyor. Sanatçı Shu Lea Cheang eski hapishane Palazzo Ducale’nin karşısındaki The Palazzo delle Prigioni’yi bir fırsat olarak görüyor. Cheang birden fazla ara yüzü, farklı gözetleme teknolojilerini, kontrol ve hapsetme araçlarını incelemek üzere kullanıyor. Sağlanan algoritma, mahkumiyet vakalarını hack’leyerek görselleri yeniden programlıyor ve böylelikle gözetleme araçlarına direnmek mümkün oluyor. Enstalasyon, panoptik bakışı üzerinde hisseden toplumun ırk, cinsiyet gibi kategoriler üzerinden kontrol edilmediği bir düzeni hayal ediyor.

Türkiye Pavyonu, Biz, Başka Yerde

Küratörlüğünü Zeynep Öz’ün üstlendiği sergi, kolektif yer değişikliğini konu alıyor. Projede İnci Eviner, performans sanatı, video ve mimari katmanlar, mekanları bir araya getiriyor. Bu enstrümanlar yoluyla bireylerin/toplumların kendilerine ait anılarıyla ilişkilenme biçimlerini, göçler özelinde irdeliyor. Eğimli bir platform üzerine yerleştirdiği pek çok element, sahnenin altından yükselen seslerle birlikte yeni bir konsepti çağrıştırıyor. Eskizlere eşlik eden, ray düzeneği, parçalanmış sandalyeler ve yarısı olmayan yatak, ziyaretçileri keşfetmeye, anlamaya ve aktif olmaya itiyor.