Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Ocak 10, 2020 | Le Corbusier'nin İzinde
ART DESIGN

Le Corbusier'nin İzinde

20. yüzyılın en önemli mimarlarından birinin eserlerini görmek üzere şehirler arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Charles-Édouard Jeanneret-Gris, 6 Ekim 1887’de La Chaux-de-Fonds adındaki küçük bir kasabada doğdu; yaşamı boyunca tasarladığı binalardan 17 tanesi UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne girdi. Mimar, tasarımcı, ressam, şehir planlayıcısı, yazar gibi bir çok titri ve eseri bir ömre sığdırdı. Bahsettiğimiz kişi, modern mimarinin öncülerinden biri olarak kabul edilen Le Corbusier’den başkası değil. Yaşamını İsviçre ve Fransa’da geçirmiş olan Le Corbusier’nin günümüze bıraktığı en önemli eserlerinden üç tanesini mercek altına alıyoruz. 

The Cité Radieuse

Marsilya, Fransa

Le Corbusier’nin ilk konut binası olan The Cité Radieuse, brütalist yapıların en önemli örneklerinden. İlki, Fransa’nın Marsilya şehrinde 1952 yılında tamamlandı. 18 kattan oluşan binada, yaklaşık 1.600 kişiye ev sahipliği yapabilecek 337 adet daire, iki alışveriş caddesi, bir otel ve bir de teras bulunuyor. Le Corbusier’nin, İkinci Dünya Savaşı’nda yerlerini kaybetmiş insanlara yeni konut sağlamak için çözüm olacağını düşündüğü bu yüksek binayı “modern yaşama uygun bir ortamın ilk oluşumu” olarak hizmete sunduğu biliniyor.

165 metre uzunluğu, 56 metre yüksekliği bulunan The Cité Radieuse, geniş bir parkın içinde konumlanıyor. Le Corbusier, binalarında genel olarak kullandığı pürüzsüz beyaz yüzeyler yerine burada ham beton ve ahşap plakaların birleşiminden oluşan bir tasarımı tercih etmiş. Bu yöntem çelik çerçeve kullanılmasını gereksiz kılarken, aynı zamanda savaştan sonraki dönemde kullanılabilecek en düşük maliyetli çözüm olarak ön plana çıkıyor. Kendi kendine yeten, bağımsız beton bir gemi görünümlü The Cité Radieuse’dan sonra Unité d’Habitation’un Fransa’da Nantes ve Briey, Almanya’da ise Batı Berlin inşa edilen örnekleri, Le Corbusier’nin vizyonunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Pavillion Le Corbusier

Zürih, İsviçre

Çelik çatısı ve parlak renkli panelleriyle dikkat çeken Pavillion Le Corbusier, İsviçreli mimarın tasarladığı son bina olmasıyla ayrı bir önem taşıyor. 1967 yılında, Le Corbusier’nin ölümünden iki sene sonra tamamlanan binadaki her detay - cam kapılardaki bulut şeklindeki ahşap kulplara kadar - Le Corbusier imzası taşıyor. Projenin, Le Corbusier’nin kendi sanatı için tasarladığı bir eser olması amaçlanmış. İsviçreli mimarın ölümünden sonra ise inşaat, Heidi Weber tarafından devam ettirilmiş.

Bina, geçirdiği restorasyonun ardından 2019 yılının baharında tekrar ziyarete açılarak bugün ilham vermeye devam ediyor. Heidi Weber, yaşanan çeşitli problemlerden ötürü Le Corbusier’ye ait eserleri buradan çıkarmış olsa da; Pavilion Le Corbusier, kendi başına bir çekim merkezi olmaya devam ediyor ve artık Museum für Gestaltung tarafından işletiliyor.

Notre Dame du Haut 

Ronchamp, Fransa

İkinci Dünya Savaşı’nda yıkılan bir kilisenin yerine inşa edilen şapel, 20. yüzyılın ve Le Corbusier’nin en ikonik yapılarından biri. Paris’in güney doğusunda kalan, İsviçre sınırına yakın Ronchamp’ta bulunuyor. Le Corbusier’nin daha önceki projelerinde sergilediği seyrek, işlevsel, modernist formdan uzaklaşan bir geçişi temsil ediyor.

Binanın ana yapısı, stabiliteyi artırmak ve yapıya destek sağlamak amacıyla kıvrımlı, kalın taş duvarlardan inşa edilmiş. Anıtsal, kavisli beton çatı, duvarların içine gizlenen sütunlarla desteklenmiş. Üç kalın ve beyaz duvar; ana alanın kenarlarında küçük şapeller oluşturmak için dışarıdan içeriye kıvrılıyor. Bu şapellerden iki tanesi kuzey girişinin iki yanında, biri güney girişinde ana girişin yanında bulunuyor. Düzensiz bir şekilde duvara eklenmiş pencereler, şeffaf ve renkli olarak karışık tasarlanmış. Dış görünümü karmaşık bir düzen yansıtsa da, binanın iç tasarımı son derece basit bir şekilde oluşturulmuş. Ronchamp’ta adeta heykelimsi bir nesne şeklinde duran Notre Dame du Haut, Le Corbusier’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiş eserlerinden bir olarak da ön plana çıkıyor.