Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Mayıs 29, 2020 | İlginç Zamanlarda Yaşamak: Mimarlık ve Sürdürülebilir Tasarım
ART DESIGN

İlginç Zamanlarda Yaşamak: Mimarlık ve Sürdürülebilir Tasarım

Mimar Gökhan Avcıoğlu bu kez, COVID-19 salgını sonrası şehirlerin ve mimarlığın geleceğini odağına alıyor.

Şehirlerin, en çok felaketlerden sonra yeniden şekillendiğine dair ortak bir kanımız var. Arkeolojik kanıtlar da bunu gösteriyor. Aklıma gelen ilk örnek, insanlık tarihinin en eski yerleşimi olan Göbeklitepe. Hem burası hem de benzer yerleşimler çeşitli etkenlerle yıkılmış; daha sonra eski yerleşimin taş ve toprak malzemeleri kullanılarak tekrar tekrar inşa edilmiş. Şu an içinde bulunduğumuz Coronavirüs ve iklim krizi de, şehirlerin yeniden şekillendirilmesi için bize yeni yollar açabilir. 

Mimari, genellikle toplulukları, şehirleri ve ülkeleri şekillendirmek için bir araç olarak görülmüştür. Pandemiden önce, mimarlık ve şehircilikle ilgili konferanslarda meslekten olmayanların, tartışılan durumlar karşısında çok şaşırdıklarını ve hatta günlük yaşamları hakkında çok az şey bildiklerini görüyordum. Fakat yaşadığımız pandemi sürecinden sonra, insanların mimarlık ve şehirciliğe estetik ve etik dengesini kurarak bakacaklarını umut ediyorum. 

Mimarlık

19. yüzyıla kadar olan zamanda inşa edilmiş ve günümüze kadar gelebilmiş ya da insanların yıkımından kendini kurtarabilmiş tarihi binalar harika bir performans gösterirken, modern dediğimiz periyotta özenle planlanıp inşa edilen binalar oldukça azınlıkta. Özellikle 1960’lar ve 1970’lerden sonra yapılan yapıların performans, kapasite ve kaliteleri çok düşük standartlarda. 21. yüzyıl içinse önceden kullanılan bu formülleri bir araya getiren yeni bir sentez formüller dizini oluşturmalıyız. 

İngiltere Leed Green Konut Derecelendirme Sistemi Başkanı Rob Watson, bundan bir kaç yıl önce "Sadece iyi mimari ve kötü mimari var. Yeşil değilse, iyi mimari değil" demişti. Yani, artık yeşil binalar inşa etmek için enerji tasarrufu sağlayan malzemelerin kullanılması bir zorunluluk; çevre kirliliği ve enerji israfına sebep olanlara da yaptırımlar çok sıkı olmalı. Enerji tasarruflu yeşil mimarinin, yeni buluşlarla da sürekli destekleneceği ve geleneksel mimariden yararlanacağı da aşikâr. 

Metropoller ve Mega-kentler

Ülke yönetimini ve fırsatları diğer şehirlere göre daha uzun süreden beri elinde tutan şehirler, geçmişte kendilerine avantaj olan bu durumun ters çalışması yüzünden aşırı büyüyüp pahalılaştılar; doğal ve yaşanılabilir olmaktan uzaklaştılar. Adaletsizliğin, sert bir yaşamın ve hatta suçun birer merkezi haline geldiler. İmkanları için taşındığımız büyük şehirler; artık en temel konularda karşılaşılan imkansızlıklarıyla bizi boğmaya başladı. Peki çözüm ne? Nüfusu daha homojen dağıtabildiğimiz, daha organize, dijital imkanlarıyla bize hem daha fazla özel alan veren hem de eşit fırsat ve sosyalleşme alanı yaratabilen, kolay adapte olabildiğimiz yeni yerleşimler tasarlamak. Mevcut imar yönetmeliklerinin, bina kodlamalarının ve kuralların bu anlamda yeniden yazılması gerekiyor.

COVID-19'dan ders almak için henüz erken olsa da şehirler bağlamında üzerine düşünmemiz gereken konular var. Bunlardan en önemlisi de şehirlerin nüfus yoğunluğu ve bunun taşıdığı riskler. Koronavirüs’ün ve daha önceki salgınların yayılmasındaki en önemli nedenlerden biri olarak görülen nüfus yoğunluğu, bizi kentleşmeyi yeniden düşünmeye itiyor. Örneğin, Hong Kong'da 2 kilometrekareye yaklaşık 17 bin kişi düşüyor. Yani, yoğunluk yönetimini yeniden düşünmek, pandemi dünyasında uzun süreli hayatta kalmak için bir anahtar olabilir. 

Ayrıca, sürdürülebilir kalkınma için çoklu yaşam biçimine uygun konutlar olarak kullanılan yapıların kat adetlerinin de nüfus yoğunluğuna paralel olarak düşmesi gerekiyor. Bununla birlikte her birimde yaşayabilen nüfusa metrekare üzerinden değil, yatak odası sayısı üzerinden bir limit koyulabilir; şartlara göre değişip uyarlanabilen bir nüfus ve yerleşim planlaması yapılabilir. 

Bu acil politikalar hakkında dünya bu çapta bir krizin içindeyken yapabileceğimiz çok az şey olsa da; tasarım alanında çalışan insanlar arasında sürdürülebilir tasarım konusu üzerine farkındalığı artırmamız gerekiyor. Binalar ve inşaat sektörü, küresel çapta emisyonların yaklaşık %39'undan sorumlu. Yani burada bir kozumuz var. Gelecek yıllarda sürdürülebilir tasarımlar için daha fazla baskı yapmamız ve böylece yaklaşmakta olan emisyon artışını telafi etmemiz kritik olacak.

Örneğin, evlerde ısı ve gürültüyü içeride tutabilmek büyük enerji gerektirir. Fakat bu konuda bilgi eksikliğinin maliyeti çok daha yüksek. Bu dezavantajın üstesinden ancak enerji tasarruflu malzeme türleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olarak gelebiliriz. Bu nedenle, birçok uzmanın görüşüne göre, enerji tasarruflu yapı malzemelerinin kullanımına rehberlik etmek üzere bir standartlar sistemi oluşturmak, sürdürülebilir kalkınma için atılması gereken en önemli adımlardan biri. 

Binalarda ise çatılar kesinlikle birer rekreasyon alanı ve yeşil alan olarak düzenlenmeli. Alanın izin verdiği ölçüde, her katta oluşturulan yatay veya dikey bahçeler bu anlamda çok önemli. Çatılar; ekilip biçilebilen alanlar, yer müsaitse yüzme havuzu ve dinlenme alanı olan bir düzende tasarlanmalı. 

COVID-19 sonrası bu endüstrinin emisyonları azaltmaya yönelik yapacağı liderlik, daha sürdürülebilir uygulamalar için imalat ve nakliye gibi pek çok farklı sektöre de ilham verebilir. Koronavirüs hikayesinin ortaya çıkmasından sonra, sürdürülebilir bir dünya için liderlik ve ilham zamanı başlayacak. Hem sosyal hem de çevresel dokuyu yeniden yaratmayı amaçlayan, gerçek anlamda kararlı bir mimarlığın zamanı gelecek.

Kaynakça:

An Intermittent Breath of Fresh Air: Declining Emissions in Cities Soon on the Rise After Coronavirus

Pandemics Are Also an Urban Planning Problem, Ian KLAUS March 6 2020 citylab.com

Yazı: Gökhan Avcıoğlu
Derleyen: Deniz Şenliler
Portre: Nihat Odabaşı

BY Gökhan Avcıoğlu