Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Ekim 24, 2019 | Dans Pistinin Ötesinde: Elektronik Müzik Sahnesi
ART DESIGN

Dans Pistinin Ötesinde: Elektronik Müzik Sahnesi

Bugün elektronik müzik, zannedilenin aksine çılgın festivallerin ya da günlerce süren partilerin çok ötesinde bir anlama sahip. Elektronik müziğin dününü ve bugününü, perde arkasında olup bitenleri ve farklı şehirlerdeki elektronik müzik sahnelerinin ritmini çağımızın özgün prodüktörleri Janus Rasmussen, Polynation ve Stella Chronopoulo ile konuştuk.

“Şu anki kulüp kültürü ülkeden ülkeye tamamen farklı. Berlin gibi inanılmaz derecede güçlü bir kulüp sahnesine sahip bazı yerler var; ancak güçlü bir kulüp kültürüne sahip olmaları mutlaka en iyisine sahip oldukları anlamına da gelmiyor.” Janus Rasmussen

90’larda kulüpler, insanların özgürce ve maskesiz bir şekilde bir araya geldiği güvenli alanlardı; özellikle toplumsal birtakım ayrılık ve savaşlara sahne olan ülkelerin başkentlerinde: Berlin ve Beyrut’ta olduğu gibi. Günümüz kulüp kültürü hakkında ne düşünüyorsun? 90’larla paylaştığı özellikler var mı?
Janus Rasmussen: Şu anki kulüp kültürü ülkeden ülkeye tamamen farklı. Berlin gibi inanılmaz derecede güçlü bir kulüp sahnesine sahip bazı yerler var; ancak güçlü bir kulüp kültürüne sahip olmaları mutlaka en iyisine sahip oldukları anlamına da gelmiyor. Farklı ülkelere seyahat ettiğimde insanların gittiğim her yerde müziğe her zaman nasıl farklı tepki verdiklerini gözlemlemeyi seviyorum. Günümüz kulüp kültürünün 1990’larla paylaştığı özellikleri olmasına karşın dünyanın dört bir tarafında farklı ve daha çeşitli.  

Bir yapımcı ve müzisyen olarak İstanbul hakkında ne düşünüyorsun?
Janus Rasmussen: Her şehrin olumlu ve olumsuz yönleri vardır. Evet, Reykjavík’in bile. Ancak bence İstanbul, ilginç insanları ve farklı fikirleri bir araya getiren ve bir potada eritebilen bir şehir. Bu yüzden tüm kalbini ortaya koyar ve şehre bu gözle bakabilirsen, İstanbul iyi müzik yapmak için harika bir yer.

“Bir mekanda bir müziği dinlemek için bir araya gelmek ve bir deneyimi paylaşmak, ileride başka konularda bir araya gelmek ve fikir alışverişinde bulunmak için ortam sağlıyor.” Polynation/Stijn

Günümüzde elektronik müziğin bir müzik türünü temsil etmenin ötesinde dinleyicilerinin ve üreticilerinin ait olduğu bir topluluk olduğunu düşünüyorum. Elektronik müziğin insanları bir araya getirme konusundaki bu gücü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Polynation/Stijn: Katılıyorum; bugün elektronik müzik üretenlerin ve dinleyicilerinin bir topluluğun parçaları gibi hareket ettiklerini düşünüyorum. Tabii internetin buradaki rolü yadsınamaz. Diğer yandan dinleyiciler ve müzisyenlerin arasındaki alışverişin tek taraflı olmadığını düşünüyorum. Bu da bu insanlar arasında çok güçlü bir bağ yaratıyor. Bir mekanda bir müziği dinlemek için bir araya gelmek ve bir deneyimi paylaşmak, ileride başka konularda bir araya gelmek ve fikir alışverişinde bulunmak için ortam sağlıyor.

Bir müzisyen olarak Amsterdam sizi nasıl besliyor?
Polynation/Stijn: Amsterdam harika bir şehir; yaratıcı zihinler için bir toplanma merkezi. Bu yüzden dünyaya sizin gibi bakan yaratıcı insanlarla iletişim kurmak, fikir alışverişi yapmak veya birlikte stüdyoya girip çalışmak diğer şehirlere kıyasla daha kolay. Şehrin sunduğu sanatsal ve kültürel olanaklar, her an ilham vermek üzere size çevrelemiş durumda. Yeni fikirler her an etrafınızdan akıp geçiyor. Bu durum her şeyi daha kolay hale getiriyor. Normalde yolunuzun kesişmesi zor olan insanlarla bile Amsterdam sokaklarında karşılaşmanız mümkün. Diğer yandan bu kadar fazla dikkat dağıtıcı unsur varken sadece müziğe konsantre olmak da zorlandığımız zamanlar olabiliyor.
Polynation/Hessel: İlham vermenin yanı sıra bazı zamanlarda Amsterdam insanı boğabiliyor; ya da ben yaşlanıyorum diyebiliriz. Fakat şu bir gerçek ki gün geçtikçe Amsterdam daha kalabalık ve pahalı bir şehir haline geliyor. Bazen Amsterdam’ın eski zamanlarını özlüyorum; festival ve kulüplerin daha az düzenlemeye tabii tutulduğu, elektronik müziğin daha geniş kitlelere henüz yayılmadığı… Diğer yandan Stijn’in söylediği gibi Amsterdam bir elektonik müzik merkezi haline geldiği için özellikle diğer Hollandalı prodüktör ve müzisyenlerle bir araya gelmek, birlikte çalışmak ve onları dinlemek daha kolay bir hale geliyor.

“1990’larda müzisyenler de dinleyiciler de daha cesurdu. Müzik, başlı başına bir mesajdı.” Stella Chronopoulou

1990’ların ve günümüzün elektronik müzik anlayışını karşılaştıracak olursan, neler söyleyebilirsin?
Stella Chronopoulou: 1990’larda müzisyenler de dinleyiciler de daha cesurdu. Müzik, başlı başına bir mesajdı. Günümüzde böyle bir gözü peklik olduğunu düşünmüyorum. Hatta bu anlamda 1990’ları özlediğimi söyleyebilirim.

Atina’nın kulüp kültürü ve elektronik müzik sahnesi için neler söyleyebilirsin?
Stella Chronopoulou: Atina’da köklü ve etkili bir kulüp kültürü olduğunu söyleyemem. Dansı ve elektronik müziği şehirde canlı tutmaya çalışan iyi kulüpler elbette var; fakat bazı katı kuralları var ve asla esnetmiyorlar. Bu da kulüp kültürünün yayılması ve gelişmesi için bir ortam oluşturmuyor. Eğer şanslıysanız kendinizi birkaç birkaç yabancı ve lokal DJ’in çaldığı bir partide bulabilirsiniz; fakat dediğim gibi, ancak çok şanslıysanız. Özetle Atina, bu konuda henüz emekleyen bir şehir.

Röportaj serisinin tamamı Bone Ekim "You Tell Me" sayfalarında.

Stella Chronopoulou 25 Ekim, Janus Rasmussen 26 Ekim akşamı Salon IKSV sahnesinde.