Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Çarşamba 06 Kas | Balenciaga'nın DNA'sı
FASHION

Balenciaga'nın DNA'sı

Güncel modanın DNA’sı Balenciaga’da, peki Balenciaga’nın DNA’sı nerede? Modern modanın yaratıcısı kabul edilen Cristóbal Balenciaga, İkinci Dünya Savaşı sonrası eve dönmesi beklenen kadınlar için daha güçlü ve özgür silüetler yaratmıştı. Markanın şu anki kreatif direktörü Demna Gvasalia ise cinsiyetlerin, toplumsal kalıpların ve postmodern endişelerin ötesinde Balenciaga’nın DNA’sını güçlü görünmek isteyen herkes için yorumluyor.

‘’Tek gerçek terzi’’, ‘’usta’’, ‘’haute couture’ün mimarı’’, ‘’modern tasarımın babası’… Cristóbal Balenciaga için söylenen bu sözler abartının normal karşılandığı moda dünyasında sıradan gelebilir. Ancak bu sözlerin sahipleri Coco Chanel, Christian Dior ve Hubert de Givenchy gibi isimlerse bu övgüleri dikkate almakta fayda var. 

Balenciaga; Azzedine Alaïa, Rei Kawakubo, Gareth Pugh, Molly Goddard ve Nicolas Ghesquière dahil her jenerasyondan tasarımcıyı etkilemiş bir dahi. Onun bedeni kısıtlamak yerine özgürleştiren yorumuna ve soyut kalıplarının etkilerine özellikle 21. yüzyılda daha sık rastlıyoruz. Peki Balenciaga’nın tasarımları neden zamana yenik düşmedi ve nasıl modanın kronik kararsızlığı karşısında hep güçlü kaldı?

Cristóbal Balenciaga

SAVAŞIN GALİBİ: BALENCIAGA 

Bu soruya cevap verebilmek için Balenciaga dehasının altın çağı olarak kabul edilen 50’li ve 60’lı yıllara daha dikkatli bakmamız gerekiyor. 1937’de İspanya İç Savaşı sonucu Paris’e gelen tasarımcı, hem terzilikteki ustalığıyla hem de farklı tasarımlarıyla kısa sürede geniş ve tutkulu bir müşteri kitlesine sahip oldu. Öyle ki, Avrupalı aristokratlar ve film yıldızları İkinci Dünya Savaşı sırasında hayatlarını riske atıp Balenciaga’dan alışveriş yapacak kadar delirmişti.

Moda birçok açıdan toplumsal bir fenomen ve bu fenomenin sosyolojik yansımalarını göz ardı ederek salt estetik sonuçlara odaklanmak son derece anlamsız. Avrupalı kadınların İkinci Dünya Savaşı sırasında zorunlu olarak çalışma hayatına girmesi sadece toplum içindeki statülerini değiştirmedi. İşlevselliği ön planda olmayan, bedeni kısıtlayan ve estetik anlamda yoruma kapalı olan tasarımlar, toplum içindeki rolü değişen kadınların taleplerini karşılayamıyordu. 1950’lere gelindiğinde savaş artık sona ermiş; sağlanan barışla beraber erkekler işlerine geri dönerken kadınların da ev işlerine ve anneliğe geri dönmesi için propagandalar yapılıyordu. Toplumdaki statüsü değişmeye başlayan kadınların kendilerini her açıdan daha özgür ifade edebilecekleri kıyafetlere ihtiyaçları vardı. Bu yıllarda modanın kalbi Paris, iki büyük tasarımcının dehasına ve tasarım şölenine tanıklık ediyordu. Savaş sonrası ortaya çıkan Dior’un ‘’New Look’’ akımı, feminenliği daha çok korseli elbiselerle ve ince hatları öne çıkararak tanımlamaktan yanaydı.

Balenciaga, Dior’dan daha farklı bir yol seçti; daha geniş omuzlarla ve beli adeta yok sayan hacimli tasarımlarıyla farklı bir lüks ve güç tanımı yaratıyordu. Omuzdan dümdüz aşağı inen ve bele odaklanmayan elbiseleri, dönemin baskın akımı New Look’a pek de uygun değildi. İspanyol tasarımcı bir şekilde vücudu farklı volümlerle, simetrilerle ve renk kontrastlarıyla özgür bıraktı. Nihayet dört köşeli geometrik ‘’mektup elbise’’ ile Balenciaga’nın soyutlaştırma tekniği 60’lı yıllarda zirveye ulaştı.


Dior

1960'LARDAN GÜNÜMÜZE

Aslında 60’lı yıllar birçok açıdan devrimciydi; hippi akımı, rock’n’roll’un yükselişi ve pop kültürünün ilk kıvılcımları sosyal, politik ve kültürel anlamda insanların alışkanlıklarını ve geleneklerini etkiledi. Aynı yıllarda devreye giren hazır giyim kavramı, haute couture ile taban tabana zıt bir amaca hizmet ediyordu. Her ne kadar tasarım konusunda yenilikçi olsa da, Cristóbal Balenciaga son derece geleneksel bir insandı. Hazır giyimin moda dünyasına getirdiği yeni kurallar Balenciaga için uygun değildi; bu yeni sistem onun inandığı moda deneyimine hiçbir açıdan uymuyordu. Bu nedenle 1968 yılında ani bir kararla kariyerinin zirvesindeyken emekliye ayrıldı ve dört sene sonra İspanya’da hayata gözlerini yumdu. Uzun yıllar sessiz kalan marka, yaklaşık 20 sene sonra The Bogart Group tarafından satın alındı. Yıllar içinde sırasıyla Michel Goma, Josephus Thimister, Nicolas Ghesquière ve Alexander Wang gibi isimler Balenciaga mirasını devralarak günümüze taşıdı.

Elbette Balenciaga zengin bir mirasa sahip; ama yine de marka günümüzdeki popülerliğini ve başarısını Vetements’la endüstriye yeni bir yön veren Demna Gvasalia’ya borçlu. Günümüzde Balenciaga, Kering grubunun en hızlı büyüyen markası ve geçtiğimiz yılın rakamlarına baktığımızda cirosuyla Gucci ve Saint Laurent gibi devlerin hemen arkasından geliyor. Ancak hiçbir isim ne Demna Gvasalia kadar popüler oldu, ne de onun kadar eleştirildi. Peki sokak modasının temsilcisi kabul edilen Demna Gvasalia ile haute coture geleneğinin ustası Cristóbal Balenciaga arasında bir köprü kurulabilir mi?

Demna Gvasalia’yı Vetements’ın arkasındaki isim olarak bilsek de 38 yaşındaki tasarımcının geçmişinde Louis Vuitton ve Maison Margiela gibi büyük moda evlerinde elde ettiği başarılar var. İlk olarak Tiflis Üniversitesi’nde ekonomi okuyan Gürcistan kökenli tasarımcı daha sonra Antwerp Royal Academy’de moda eğitimi aldı. İlk koleksiyonunu 2007 yılında Tokyo Moda Haftası’nda sunduktan sonra Maison Margiela‘da senior designer olarak çalışmaya başladı.

Tıpkı Cristóbal gibi, Demna da kendi ülkesini zorunlu sebeplerle bırakıp modanın kurallarını sarsmak için Paris’e geldi. Vetements sokaktan topladığı modellerle ünlü seks kulübü Le Depot’da gerçekleştirdiği ilk defilesinde alıştığımız moda kalıplarıyla ‘dalga geçerken’ övgülerin yanında büyük tepkiler de almıştı.

Markanın görünen yüzleri Demna ve Guram Gvasalia kardeşler, geleneksel moda takvimine uymayarak, kadın ve erkek koleksiyonlarını bir arada göstererek, lüks giyimle sokak modasının kaynaşmasını sağlayarak kısa süre içinde sistemin değişmesine katkıda bulundu. Demna da tıpkı Cristóbal gibi, modanın birçok yönden tıkandığı bir zamanda sektöre dinamizm kazandırdı; farklı sesler ve bakış açıları için alan yaratmış oldu. Bu yüzden Kering grubunun Balenciaga için 2015’te Gürcü tasarımcı Demna Gvasalia ile anlaşması pek şaşırtıcı olmadı. Demna, Balenciaga için biçilmiş kaftandı ve markanın DNA’sını sindirdikçe bunu daha da görünür hale getirdi. Zira Paris Moda Haftası’nda görücüye çıkan son Balenciaga koleksiyonu, François-Henri Pinault’nun Demna’yı işe alarak ne kadar da doğru bir karar verdiğini hepimize göstermiş oldu. Gürcü tasarımcı bu sezon politikacıların giydiği kıyafetleri inceleyerek yola çıkmış. Politikacıların üniformalara dönüşen kıyafetleri, Balenciaga’nın DNA’sı ve Demna’nın kendine has üslubuyla yorumlandığında ortaya çıkan koleksiyon güç ve politika arasında sıkı bir analoji kuruyor.

Balenciaga

Balenciaga’nın kadın bedenine zamanının ana akımlarına göre çok farklı ve vizyoner biçimde yaklaşması ile Demna’nın cinsiyet kalıplarını tamamen ortadan kaldıran tasarımları ve sisteme meydan okuyan tavrı arasında güçlü bağlantılar kurmak mümkün. Artık Vetements’nın sorumluluğundan azade, sadece Balenciaga ile yoluna devam edecek olan Demna önümüzdeki sezonlarda bizi şaşırtmaya ve kuralları yıkmaya devam edecek.

ZAMAN TÜNELİ

1919 Balenciaga ilk butiğini İspanya’da açtı.

1937 İç savaş sırasında İspanya’daki mağazalarını kapattı ve Paris’teki ilk mağazasını açtı.

1968 Aniden Paris’teki mağazasını kapattı.

1972 Cristóbal Balenciaga İspanya’da vefat etti.

1987 The Bogart Group Balenciaga’nın haklarını satın aldı.

1997 Nicolas Ghesquière markanın kreatif direktörü oldu.

2012 Alexander Wang’in üç yıl sürecek olan kreatif direktörlük macerası başladı.

2015 Demna Gvasalia markanın kreatif direktörü oldu.

BY Şahin Çakıroğlu