Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Perşembe 02 Tem | Givenchy x Matthew Williams: Mantık mı, Aşk Evliliği mi?
FASHION

Givenchy x Matthew Williams: Mantık mı, Aşk Evliliği mi?

Son dönemin parlayan yıldızlarından Matthew Williams, Givenchy’nin yeni kreatif direktörü oldu.

Haber çoktan eskidi; ama konu daha derin. Lüks sokak giyimin genç temsilcilerinden olan Williams’ın gelişi, ikonik Fransız moda evinde yepyeni bir dönemi işaret ediyor. Karşınızda hafif magazinli bir moda evliliği anatomisi: Matthew Williams x Maison Givenchy. 

Matthew M. Williams: Tanıyınca Siz de Seveceksiniz

Kaliforniya’dan yüksek modaya çok transfer geldiği görülmemiştir, Matthew Williams’ın en büyük ilham kaynaklarından olan Rick Owens bir istisna olabilir. Bu bölge; tasarımcının bir röportajında da belirttiği gibi daha çok skateboard, sörf gibi bol güneşli sporlar, rahat kıyafetler ve Hollywood endüstrisinin merkezi olarak bilinir. Yalnızca 34 yaşında, geleneksel hiçbir tasarım eğitimi almadan, Givenchy’nin başına getirilen Matthew Williams Kaliforniya’da müzikle ve sporla dolu ilk gençlik yıllarından sonra parçası olduğu futbol takımıyla yaptığı Avrupa seyahatlerinden birisinde içindeki moda aşkını keşfetti ve 19 yaşında üniversiteyi bırakıp hayallerinin peşinden gitmeye karar verdi. Sonrasında bütün yıldızlar tasarımcı için bir araya geldi diyebiliriz. 

Moda kariyerinde ilk başlarda dikiş tutturamayan Williams, yarı zamanlı DJ’lik yaparak kendini geçindirdi. Yirmili yaşlarının ilk yarısında Lady Gaga -aynı dönemde bir ilişkileri de oldu- ve Kanye West gibi isimlerin Sanat Direktörlüğü’nü üstlendikten kısa zaman sonraysa artık yıldız tozu yutmuş, bambaşka bir adama dönüşmüştü. Alexander McQueen, Nick Knight gibi dönemin kreatif starlarıyla, ünlü isimler için iş birlikleri yapan Williams kendine müzik dünyasına ek olarak moda dünyasında da yer edindi. Tasarımcı olarak kariyeriyse -kendi deyimiyle- yine tesadüfler sonrasında şekillendi.

Müzik dünyasının içinden gelen, HipHop ve sokak giyim kültüründen beslenen Matthew Williams o dönem istedikleri tarzda müzik dinleyemediklerinden yakındıkları, hepsi kendisi gibi DJ olan yakın arkadaş grubu, Virgil Abloh (şimdiki Louis Vuitton Erkek Giyim Kreatif Direktörü) ve Heron Preston ile 2012 yılında ‘Been Trill’ ismini verdikleri medya fenomenine dönüşecek olan sokak giyim markasını kurdular. 

Kendilerini ‘birlikte eğlenen bir arkadaş grubundan daha fazlası değiliz’ şeklinde anlatan Been Trill üyeleri; Rihanna, A$AP Rocky ve her daim destekçileri olan Kanye West gibi mega starların marka elçiliklerini yapması üzerine kısa dönemli de olsa büyük bir başarı yakaladılar. Bu genç HipHop ve ‘streetwear’ gönüllüleri seneler sonra aralarından 2 ismin LVMH’in (Louis Vuitton, Dior, Givenchy, Fendi gibi markaları içinde barındıran dünyanın en büyük lüks grubu) en ikonik markalarının başına geçeceğini tahmin bile edemezdi. Burada  şans ve ‘zeitgeist’ ikilisini de anmak gerekir; Williams ve Abloh doğru zamanda sokak giyim ve alternatif kültür vizyonuna doğmuşlar diyebiliriz. Kariyerleri geleneksel stratejik başarılardan çok, her şeyin mümkün olduğu yeni nesil, organik zıplamalardan oluşuyor; zira çok değil 20 sene evvel Nike ve Dior gibi markaları yan yana koymak kimsenin aklına gelmezken, şimdi lüks markaların spor giyim markalarıyla yaptıkları iş birlikleri sıradan -bazen de sıkıcı- bir ‘yeni normal’ olarak değerlendiriliyor.

Alyx / Fall 2020

Matthew Williams’ı neden seviyoruz konusuna gelirsek; 2015 yılında kızı Alyx’in ismini verdiği kendi markasıyla başlayan bir hikaye diyebiliriz. Moda dünyasında aşina olmayanlar için; her röportajında kızından ve başarısının en önemli ortağı olarak gördüğü eşinden bahsedişi alışık olduğumuz ve sorgulamadan kabul ettiğimiz diva tasarımcı personasının çok dışında. Güzel kalbinin yanı sıra; ürün geliştirme ve kalite konusuna olan tutkusu nedeniyle her şeyi bırakıp üretim merkezi olan İtalya’nın Ferrara isimli küçük bir kasabasına taşınışı; sürdürülebilirlik, geri dönüşüm, zanaat, teknoloji gibi ‘trend topic’ başlıkları pazarlama aracı yapmadan markasının merkezine koyuşu gibi etkenler de kreatif dehasının yanında, kendisini sevmek için güçlü sebeplerden olabilir.

Kendi markası çatısı altında kısa zamanda iş birliği yaptığı markalarsa oldukça etkileyici; Moncler (Genius Projesi), Nike ve Dior ortaklıkları öne çıkan projelerinden.

Yüksek Moda Aradığı Yıldızı Buldu mu? 

Birçok lüks markanın ajandasına yeni yeni eklediği; sürdürülebilirlik, farklılıkların temsili ve kapsayıcılık (diversity & inclusion), alternatif kültürlere hitap edebilme, bir topluluk oluşturabilmek gibi konuları tam da kalbinde taşıyan genç tasarımcının Givenchy’e transfer dedikoduları çoktandır gündemdeydi. 2016 yılında LVMH Prize finalistlerinden olmasıyla yönetim ekibinin radarına girmişti. Bunun yanında müzik dünyasından beslenen büyük bir ünlü ‘entourage’ı ve sağlam sosyal/ ekopolitik değerleriyle Givenchy’nin gelecek hedefleri için doğru bir isim gibi görünüyordu. Üstelik denenmiş ve onaylanmış bir formülü de temsil ediyordu. Virgil Abloh’un Louis Vuitton’da yarattığı sinerji, Matthew Williams’ın da DNA’sında olan lüksü ve günlük giyimi birleştirebilme yeteneği, aynı zamanda sofistike ve zamansız tasarımlara olan yatkınlığı Williams’ı heyecan veren adaylar arasına sokuyordu. 

Markanın kurucusu Mösyö Givenchy’nin 1995 yılında çekilmesiyle çok önemli tasarımcıların kreatif vizyonu tekrar tekrar şekillendirdiği moda evi; John Galliano, Alexander McQueen ve Riccardo Tisci gibi yıldız isimlerle zenginleşmiş ve evrilmişti. Matthew Williams’ın koltuğu devraldığı isim Clare Waight Keller ise Meghan Markle’ın ses getiren ultra minimal gelinliğini tasarlamasının dışında, yeni nesil tasarımcılardan beklenen büyük PR’ı sağlayamamış, koleksiyonları her ne kadar oldukça ticari çizgilerde de olsa, moda evine hedeflediği büyüme ivmesini kazandıramamıştı. 

Bugüne kadar hiç Haute Couture deneyimi olmayan, sokağın asi çocuğu Matthew Williams’ın güçlü, sofistike çizgilerinin Givenchy arşivinde nereye oturacağını zaman gösterecek. Öte yandan, bu ikilinin sürprizlerle dolu bir birlikteliği olacağına kesin gözüyle bakılıyor. 

BY Anıl Atalan