Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Perşembe 18 Haz | Modanın Gerçek Rengi
FASHION

Modanın Gerçek Rengi

ABD'yi son dönemde iç savaş sınırına getiren Afrika asıllı Amerikalılar'a yönelik şiddet olayları ve Black Lives Matter hareketi, halı altına süpürülen birçok temel soruyu beraberinde getirdi. Modanın sorunun parçası mı çözümü mü olduğu konusuysa daha önce hiç olmadığı kadar gündemde.

Konu, farklılıkların temsili ve sosyal adaletsizlik olduğunda modanın genelde geriden gelen ve temkinli bir sağduyu sergilediği sır değil. Yeni olan; milyonlarca takipçisi ve hükümetler kadar yaptırım gücü olabilen global markaların ne kadar köşeye sıkıştıklarına şahit oluşumuz. Her adımları, tüketicileri tarafından yakından takip edilen markaların samimiyeti mercek altında. Sosyal medyadaki mesajlarından, aksiyon planlarına, yaptıkları bağışlardan, bünyelerinde ne kadar etnik çeşitlilik barındırdıklarına kadar her detay... 

Valentino / Spring 2019 Haute Couture

İşlerin geldiği bu noktada, tamamen duygusal ve etik sebeplerden olmasa da onlar da tıpkı biz siviller gibi, artık taraflarını seçmek mecburiyetinde. Markalardan, Instagram paylaşımlarıyla arkasına sığındıkları, siyaha boyanmış konforlu protestolardan ziyade, samimi bir savaş ve aksiyon planı bekleniyor. Hem de çok acil. Yoksa tarihin yanlış tarafında yer alanların kaderini paylaşmaları işten bile değil.

Lüks x BLM Yakın Tarih

Gucci / RTW FW 2019

Çok değil iki sene öncesinde Prada’nın piyasaya sürdüğü Amerikan kültüründe, kölelik döneminden bu yana Afrika asıllı Amerikalılar'ı karikatürize etmek için kullanılan ‘blackface’ figürünü anımsatan anahtarlıkları apar topar toplatılmıştı. Dünya çapında büyük protesto gören marka, özür dileyerek, bünyesine ithal bir ‘Diversity Yetkilisi’ eklemiş ve hatalarının üzerine çalışacaklarının sözünü vermişti.

Gucci’nin hemen takip eden sene yine blackface’i anımsatan kazakları, İtalyan moda evini gafil avlamıştı. Global bir PR krizi, özürler ve bünyeye eklenen üst düzey danışmanlarla atlatılmıştı. Üstelik, Alessandro Michele’nin Harlem kültürünü şekillendiren ünlü Afrika asıllı ABD'li tasarımcı Dapper Dan’in 80’lerde tasarladığı ceketten kredi vermeden ‘ilham aldığının’ ortaya çıkmasının hemen üzerine yaşanan bir zincirleme kazadan bahsediyoruz. 

Dolce Gabbana’nın aynı sene Asyalılar’ı kızdıran açıklamaları ve Çin’de boykot edilişleri de aynı kültürel snob'luğun veya kimi zaman körlüğün sonucu. Ancak en kilit sebep; yönetim ekiplerinin ve stratejik departmanların homojen renk skalası. Hakim olan bu tek taraflı bakış açısının yeni dünyanın çok renkliliğini temsil etmekte yetersiz kaldığı artık çok açık.

Bahsi geçen bu büyük modaevleri yakın moda tarihinde bu hataları yapan ne ilk ne de son marka olacaklar. Moda, her zaman toplumun gerçeğini yanısıtıyor. İş dünyasında, üst kademelerde kadınların, Afrika asıllı Amerikalılar'ın, azınlıkların temsiliyeti, terfileri hala haber niteliği taşıyor. Pozitif ayrımcılık başlığı altında değerlendirilmeleri de ayrı bir tartışma konusu.

Lüksü ve modayı dünyaya ithal eden kıta Avrupa özelinde durum daha da vahim. Tasarım ekiplerini ve üst yönetimlerini tamamen bembeyaz ve erkek egemen tutan lüks markalarda, aralarda karar mekanizmalarına ulaşamayan serpiştirilmiş renkleri görebiliyoruz; ancak bu durum markaların yaptıkları inanılmaz hataları engellemeye yetmiyor. Amerikan kültürüne ve hassasiyetlerine uzaklıkları da böyle skandalların patlak vermesine zemin hazırlıyor.

Adut Akech / Chanel Haute Couture 2018

PR krizleri ve ‘ilham hataları’nın yanında, sistematik ve/veya bilinçsizce uygulanan temsiliyet eksiklikleri de problemin parçası. Son dönemin parlayan tasarımcılarından Demna Gvasalia’nın Vetements ve Balenciaga’sının tamamen beyaz modellerle yaptığı show’larına tanık olduk. Chanel’in ilk kez 2004 yılında siyahi bir modelle couture defilesini kapattığını, ikincisi için de 14 sene beklediğini unutmamak gerekiyor. Her ne kadar, podyumlar son dönemlerde markaların etnik çeşitliliğe önem verdiklerini göstermekte seçtikleri en kestirme yol olsa da bu adımı bile atmakta geciken organizasyonlar hala olabiliyor. 

Yalnızca marka tarafı değil, moda ekosisteminin en önemli parçalarından olan moda basınında da aynı eğilimleri ve derin entegrasyon problemlerini görüyoruz. Medyanın kalbi olan ABD'de; Vogue, Harper’s Bazaar gibi ana akım moda dergilerinde son senelerde ilk kez beyaz olmayan isimlerin genel yayın yönetmenliği koltuğuna oturduklarını görüyoruz ve bu terfileri hala yoğunlukla CV değil, renk tartışması üzerinden değerlendirebiliyoruz.

Son yaşanan olaylar yönetim kadrolarına dışarıdan getirilen danışmanların veya atanan ‘Diversity Direktör’lerin’ yanında, çekirdek ekiplerin de aynı vizyonu taşıması ve etnik çeşitliliğin üretimden satışa bütün yapılanmaya dağılması konusunu tekrar gündeme getirdi. Birçok marka, hala çalışanlarının cinsiyet ve etnik dağılımlarını paylaşmayı reddediyor ancak yeni dönem bu konuda da transparanlığın yolunu açacak gibi duruyor.

Özetle; moda dünyayı değiştirme misyonuyla hareket etmiyor. Yaratıcı olmasını umduğumuz bir sektör; ancak bir sanat dalı da değil, bir iş kolu da. Ne eksik, ne fazla... İçinde yaşadığımız, yavaş yavaş hata vermeye başlayan sistemin öz çocuğu. Ancak yine de iyinin yanında yer alması, zamanın dertlerini anlayabilmesi, odayı okuması ilham vermeye devam edebilmesi için şart. 

Son günlerde üst üste yaşadığımız olaylar hepimizi büyük bir samimiyet arayışına yöneltti. Önümüzdeki dönemde yaşamasına izin vereceğimiz markalardan bizim gibi renkli olmasını, korkmasını, üzülmesini, ne olursa olsun sessiz kalmamasını ve savaşmasını bekliyoruz. İlgili fan bazından dolayı, spor ve sokak giyim cephesinden güzel örnekler, güçlü atılımlar görmeye başladık bile.

BY Anıl Atalan